HOMEOPATİK DNA SEKANSLARI: YAŞLILIKTA ORTAYA ÇIKAN, ZAYIF BAĞIŞIKLIK VE OTOİMMÜN HASTALIKLARA ÇARE Mİ? / ARE DNA SEQUENCES OF HOMEOPATİC MEDICINES GOOD FOR AUTOIMMUNE DISTURBANCES

HOMEOPATİK DNA SEKANSLARI: YAŞLILIKTA ORTAYA ÇIKAN, ZAYIF BAĞIŞIKLIK VE OTOİMMÜN HASTALIKLARA ÇARE Mİ?


Çok basit şekilde belirtmek gerekirse, DNA sekansları kromozomlar üzerinde bulunan DNA moloküllerimizi oluşturan cytosin, adenin, guanin ve thymin isimli proteinlerin kendi aralarında değişik dizilim ve değişik uzunlukta oluşturdukları dizilimlerdir. Her özgün dizilim bir geni temsil etmektedir. Genetik kodlarımız bu dizilimlere göre her kişide kısmen değişik olarak şekillenmektedir. Bugüne kadar vücudumuzda yaklaşık 24 000 civarında gen tarif edilmiştir.

DNA sekansları laboratuvar ortamında homeopatik metotlarla da hazırlanabilmektedir. 300-400 aralığında baz çifte sahip homeopatik özel DNA sekanslarına ait medical DNA sekansları yaşlılıkla ortaya çıkan düşük bağışıklık ve oto-ümmin rahatsızlıkların tedavisinde ümit vadetmektedir.

6 C potansiyelli bu remedilerin genlerin düşük expresyonlarından doğan belli hastalıklarda sözkonusu hasarlı genlerin tedavisinde kullanım çalışmaları başlamıştır.Örnek olarak, KL geninin yaşlılıkla birlikte düşük expresyonu bilinmektedir. Bunun neticesi olarak düşük bağışıklık sistemi, artan yaşlanma semptomları ve oto-immün rahatsızlıklara yatkınlık ortaya çıkmaktadır. Bunların kullanımları konusundaki gelişmeler özellikler tedavisi çok zor olan veya mümkün olmayan oto-immün rahatsızlıkların tedavisi açısından önem arzetmektedir.

DNA SEKANSI/DİZİLİMİNE BİR ÖRNEK

KANSER DAHİL TEDAVİDE KULLANILAN İLAÇLARIN/REMEDİLERİN DEĞİŞİK DOZAJLARI VEYA DİLİTASYONLARI HEDEF ALDIĞI GEN EXPRESYONLARINI FARKLI ŞEKİLDE ETKİLEYEBİLMEKTEDİR. DIFFERENT POTETIALS OF REMEDIES MAY CAUSE DIFFERENT GENE EXPRESSIONS INCLUDING CANCER TREATMENT.

İlaçlarda doz ayarlamaları çok önemlidir. Aynı ilaç dilite (sulandırılma) ayarlamaları (veya dilitasyonlar) ile bir durumu yatıştırıcı veya tahrik edici olarak kullanılabilir. Bu durumu en çok etkileyen durum kişinin kendine özel genetik durumudur. Aynı tedavi aracının değişik dilutasyonları genlerin expresyonlarını tamamen zıt şekilde etkileyebilmektedir. Bu özellikleri ile tedavinin yönü değişebilmekte, hedef genlerin aktif ve pasifliği üzerinde etkili olunabilmektedir.
Khuda-Bukhsh ve arkadaşları düşük ve yüksek dozajlı kullanımların genler üzerindeki etkisini araştırdılar. Kanser tedavisinde pozitif HeLA hücreleri (HPV18 hücreleri) üzerinde etki araştırmasında çok düşük dozajdaki Condurango 30’un eş değerlerinde göre daha etkili olduğu görülmüştür.
Hücre toksisitesi ve programlı hücre ölümleri üzerine yapılan araştırmalarda da aynı durum gözlenmiştir. Preethi ve arkadaşları Dalton Lenfoması tümör hücreleri ve diğer tümör hücreleri üzerinde kullanılan dozajların tedavi üzerindeki etkileri ile ilgili yaptıkları araştırmalarda 10 farklı homeopatik ilacın farklı farklı potansiyellerini kullandılar. Sonuç olarak dilite edilmemiş (sulandırılmamış) ilaç ile sulandırılmış olarak kullanılan ilaçlar arasında genleri etkileme açısından büyük farklar tespit etmişlerdir. Örneğin carcinosinum 200C, daha az sulandırılmış olan carcinosinum 30 C’den kanserli hücreleri öldürmede daha başarılı bulunmuştur.

KADER NEDİR? NASIL ŞEKİLLENİR? SAĞLIK, VARLIK VE MUTLULUKLA NE KADAR İLİŞKİLİDİR? WHAT IS FATE AND DESTINY? ARE THEY RELATED TO THE HEALTH AND WEALTH?

YAŞADIĞIMIZ KADER, YAŞAMAYI DÜŞÜNDÜĞÜMÜZ KADERDİR.

KADER, SAĞLIK VE VARLIK İLİŞKİSİ
Her sistemin bir idare merkezi vardır. Vücudumuzun idare merkezi de beyindir. Nasıl bir ordunun kaderi komuta kontrol kademesinde ise, bizim kaderimiz de her açıdan beynimizin elindedir. Vücut beyinin “havasına”göre dalgalanır. Bu durum modern tıbbın insan enerjisini esas alan yaklaşımı için yeni bir penceredir. Bizim gerek sağlık ve gerekse varlık açısından bulunduğumuz yer, gerçekte düşünce tarzımızın bir yansımasıdır. Gerisi arka plandadır.

İlahi adalet insanı kadere mahkum etmez… O zaman insanın sorumluluğu kalkar ki; bu başlı başına bir kaostur. Kaderin kaynağı temelde niyetlerimiz ve buna göre şekillenen düşünce tarzımızdır. Öyleyse kader nedir? Aklımıza gelen bir şeyi düşünüp, değerlendirip uygulayarak hayatımıza yansıttığımız şeydir… Bu ise bizim sorumluluğumuz altındadır.

Yalnız şunu unutmamak lazım ki; hiçbir düşüncenin İLK AKLA GELİŞ ANI bizim kontrolümüzde değildir. O ilahi bir kaynaktan gelir… Bu kaynağın özü niyetlerimiz ve ona göre ettiğimiz dualardır. Dualarımız Allah’ın Kadir sıfatına inanarak ümidimizi her zaman ileriye taşıyan dualar olmalıdır. Peki dua ile duanın gerçekleşme süresi arasında bir ilişki var mıdır? Tabi ki vardır.

Süreç Çekim Yasası’na göre işler. Ne kadar çok inanç dolu, duygusal, güçlü ve coşkulu bir dua, o kadar kısa zamanda gerçekleşme demektir. Bizler neler yaşadıklarımızı biliriz ama neleri yaşayacağımızı ancak Allah bilir. Dualarımız gerçekleşsin veya gerçekleşmesin veya farklı bir şekilde gerçekleşsin fark etmez. Hikmetinden şüphe olunmaz; şüphesiz ki bizim için en hayırlı olan şey gerçekleşmiştir. Bu sebeple, her yaşadığımız olayı, sükunetle karşılayıp şükretmeliyiz.

Fikirlerimizin kaynağı olan dualarımız, her zaman ümitlerimizi güçlendiren dualar olsun. Allah, bu fikirleri kararlılıkla uygulamak için bizlere güç ve kuvvet versin ve bu yolda bize yardımcı dostlar nasip etsin… Böylece hem içinde bulunduğumuz topluma yararlı olur, hem de her açıdan mutlu bir hayatımız olur.

RELATIONSHIP BETWEEN FATE AND HEALTH

Each system has an administrative center. Our body’s Administration Center is the brain. Just as the fate of an army is at the controlof commanders, our destiny is, in every aspect, in the hands of our brains. The body fluctuates according to the brain’s “air.” This is a new window for modern medicin, considering the relations of health and human energy.

The place where we are both in terms of Health and being is actually a reflection of our way of thinking. The rest is in the background. Divine justice does not condemn man to fate… Then the responsibility of Man will be lifted; this is a chaos on its own.

The source of destiny is basically our intentions and the way of thinking shaped accordingly. So what is fate? It is what we reflect on our lives by thinking, evaluating and applying something that comes to our mind… This is our responsibility. However, we must not forget that the first moment of thought is not under our control. That comes from a divine source… The essence of this resource is our intentions and our prayers for him. Our prayers should always be the prayers that carry our hope forward by believing in Allah’s omnipresence.

Is there a relationship between prayer and the duration of prayer? Of course there are. The process works according to the shooting law. The more faith-filled, emotional, strong, and enthusiastic prayer, the sooner it will be realized. We know what we’re going through, but only God knows what we’re going to go through. Whether our prayers happen or not, it doesn’t matter whether they happen in a different way. Surely what is best for us is fulfilled.

For this reason, we must be grateful and grateful for every event we experience. Let our prayers, which are the source of our ideas, always be prayers that strengthen our hopes. May Allah give us strength and emotional power to apply these ideas with determination and may Allah grant us friends who help us in this path… Thus, This will be beneficial to the society in which we are, and we have a happy life in all aspects.

OBEZİTE DÜZEYİ KALORİ ALIMI İLE TERS ORANTILI OLABİLİR Mİ? PSİKOLOJİ OBEZİTE DÜZEYİNİ ETKİLER Mİ?

ABD’de Columbia Business School’da yapılan araştırmalarda yüksek kalorili gıda ile beslenmenin açlık hormonu grelin salgısını durdurarak metebolizmayı hızlandırdığı ve bunun sonucu olarak kilo vermenin daha kolay olduğuna dair tespitler yapıldı.

Gıdaların kalori düzeylerinin bilinenin aksine obezite üzerindeki bu şaşırtıcı etkisine ek olarak, psikolog Alia Crum, psikolojinin metabolizma hızı üzerindeki etkisini de araştırdı.

Bir grup insana 380 kalorilik bir milkshake içmesi söylendi. Denekleri yanıltmak amacıyla, Milkshake kutularının yarısının üzerine kalori değeri olarak 140 kalori, diğer yarısının üzerine ise 620 kalori olduğu yazıldı. 620 kalorilik milkshake’i içtiğini düşünen grup, daha yüksek kalorili bir içecek tükettiğini düşündüğü için bunların metebolizma hızı 140 kalori içtiklerini düşünenlere göre çok daha yüksek olduğu görüldü.

arttı.

BÖBREK HASTALARINDA YÜKSEK CREATININ DÜZEYİNİN YANLIŞ ÇIKMASI SEBEPLERİ VE TEDAVİSİ/FALSE ELEVATED CREATININE VALUES CAUSES AND TREATMENT

BÖBREK YETMEZLİĞİ OLAN HASTALARDA KAN TESTLERİNDE CREATİNİN DEĞERİNİN YANLIŞ ÇIKMASINA NEDEN OLAN DURUMLAR

Kronik Böbrek yetmezliği bulunan kimselerde kan kreatinin yüksekliği yapılan kreatinin testine göre ve alınan ilaçlara göre yanlış çıkabilmektedir.

  1. Kodak Ektachem metodu kandaki kreatinin değerinini olduğundan yüksek gösterirken, VITROS CREA metodu ile yapılan testler daha gerçekçi sonuç vermektedir.

Kan tahlili yapan laboratuvardan hangi test metodunu kullandığını öğrenerek, vitros crea metodunu kullanan bir labaratuvara kan tahlili yaptırmak suretiyle bu  yanlışlığın önüne geçebilirsiniz.

  1. Test öncesi alınan antibiyotikler (cephalosporinlerler-özellikle cefoxitin and cefazolin; sakinleştiriciler ve kas gevşeticiler (barbiturates) ile kemoterapi ilaçları- flucytosine da creatinin değerini olduğundan fazla gösterebilir.

Kan yağlarını düşürücü- kolesterol ve trigliserit düşürücü ilaçlar- fibrates) da kronik böbrek hastalarının dikkatle kullanmaları gereken ilaçlardır. Bu ilaçlar ,böbrek içi kan akış dinamiklerini (vasodilatory prostaglandins) olumsuz etkileyerek, böbreğin süzme kabiliyetine (GFR) zarar verebilmektedir.

Kronik Böbrek yetmezliği hastalarında kreatinin değerini olduğundan yüksek gösterebilen bir diğer etken mide asit koruyuculardır. Bunlar böbrek tübüllerinde kreatinin salınımını engelleyerek kanda kreatinin yükselmesine neden olurlar.

Kronik böbrek yetmezliği olan hastaların proton pump inhibitörleri (PPI) yerine histamin H2 blokerları kullanılması daha uygun olabilir. Bu gruptaki ilaçlar arasında pepcid, Pepcid AC, Tagamet, Tagamet HB, Zantac, Zantac, 150, Zantac 150 Efferdose, Zantac 25 cimetidine, famotidine, nizatidine ve ranitidine isimli ilaçlar bulunmaktadır.

Yukarıda yazılan ilaç gruplarından birini kullanıyorsanız doktorunuzla görüşerek onun bilgisi dahilinde ve önerilerini dikkate alarak ilaç kullanımı konusunda endişelerinizi gideriniz. Doktorunuzdan bunların yerine kullanabileceğiniz ilaç veya diyet programı konusunda görüş alırsanız bir yandan tedavi görürken diğer yandan tedaviyi engelleyici bir durumdan kurtulabilirsiniz.

Faydalanılan kaynak: https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3383162/

GENETİK HASTALIKLAR NE ZAMAN ORTAYA ÇIKAR/WHEN DO THE GENETIC DISEASES BECOME ACTIVE? BİR GENİ 2 SAAT İÇİNDE AKTİFLEŞTİREN ŞEY NEDİR? WHAT ACTIVATES A GENE IN 2 HOURS?

 

 

 

BİR GEN 2 SAAT İÇİNDE YAŞANANLARLA AKTİF OLABİLİR Mİ?

PSIKONÖROİMMÜNOLOJİ BİLİMİ BUNA CEVAP VERİYOR…YOGA

Karakterimiz yanında zihinsel, duygusal ve ruhsal durumumuzun bağışıklık, sinir ve endokrin sistemimizi yakından etkilemektedir. Psikonöroimmünoloji bilimi bu etkileri inceleyen bilim dalıdır.

Bu bilim ve ilgili kardeş bilimler sayesinde negatif durumların insan sağlık sistemini çökerterek hastalıkların, pozitif durumların ise eksik durumları tamamlayarak sağlığın ve mutluluğun kaynağı olduğunu öğreniyoruz.

Dini ritüller ve yoga başta olmak üzere,  vücut-zihin (Body-mind) egzersizleri, zihinsel, ruhsal ve duygusal  durumun fiziksel durumla entegrasyonu sağlamaktadır. Bu entegrasyon sonucu oluşan pozitif atmosferin sağlık üzerindeki etkisi çok yüksektir. Vücut-zihin uyumunun genlerin hastalıklar üzerindeki olumsuz etkilerini önledikleri psikonöroimmünobiyoloji bilimi alanında yapılan çalışmalarda gösterilmektedir.

Vücut-Zihin uyum çalışmalarında nefes teknikleri, meditasyon teknikleri ve fiziksel hareketler önemlidir.

Psikonöroimmünoloji uzmanı Osla Üniversite’sinden  Prof. Saatçioğlu sayesinde, vücut-zihin uyumu veya uyumsuzluğu çerçevesinde, genlerin aktif gelmesi veya pasif halde kalması için  2 saatlik bir sürenin yeterli olduğunu biliyoruz.  Buradan hareketle kronik stresin nelere kadir! olduğunu anlamak için kahin olmaya gerek yoktur.

PROSTAT VE MEME KANSERİ İÇİN ÖNLEYİCİ VE TEDAVİ EDİCİ İLAÇ HAYATIMIZA GİRMEK ÜZERE/ A CURATIVE AND PREVENTIVE DRUG FOR PROSTATE AND BREAST CANCER ON THE WAY

 

PROSTAT VE MEME KANSERİNE KESİN ÇARE OLAN İLAÇ HAYATIMIZA GİRMEK ÜZERE

Prof. Fahri Saatçioğlu’nun  Oslo Üniversitesi’ndeki prostat kanserinin durdurulması konusundaki “Nature Communications, 24 Ocak 2019’ da yayınlanan başarısı hepimizi gururlandırdı.

KANSER

Prof. Saatçioğlu, prostat kanserinin beslenme ve oksijen yollarını tıkayarak prostat kanserini önleme yolunda önemli bir başarıya imza attı.

Prostat kanseri meme kanseri gibi diğer kanserler de de görüldüğü üzerei hızla büyür. Bu sebeple de çok fazala besin maddesine ve okisjene ihtiyaç duyar. Vucudumuzda yaklaşık 70 trilyon civarında hücre vardır. Bu hücreler de besin maddesine ve okisjene ihtiyaç duymaktadır. Kanser hücresi yeterli oksijeni ve besin maddesini bulamayınca bunları bulmak üzere alternatif yollar kullanmaktadır.

Hayvan denemelerinde başarılı olan ilaç, kanser hücrelerinin kullandıkları bu alternatif yolları tıkamada başarılı olmuştur. İlacın İnsanlar üzerinde de kullanılması için çalışmalar devam etmektedir.

Bu ilacın başarısı yanında, kanserin önlenmesinde hareketli bir yaşam, özellikle kasları çalıştıran hareketli bir yaşam önemlidir. Kas hücreleri normal hücrelere göre birkaç katı daha fazla mitekondiriye sahiptir. Mitekondriler hücrede besinleri yakarak enerji sağlayan bir nevi hücrenin aküleridir. Kasların çalışması ile birlikte büyük miktarda besine ve oksijene ihtiyaç duyulur. Eğer yeteri kadar besin ve oksijen olmazsa, kaslarımızda ağrılar başlar ve yorulduğumuzu hissederiz.

Vücutta yeterli oksijenin bulunması kasların hem besinleri daha çok yakmasına neden olur. Bu durumda aşırı besin maddesi ve oksijen ihtiyacı duyan kanser hücrelerinin beslenmesi ve oksijenlenmesi de giderek zorlaşır; kanserin gelişme hızı düşer. Bu stres kanser hücrelerini besin ve oksijen tedariki konusunda alternatif yollar bulmaya yönlendirir.

Oksijenin kanseri önleme konusundaki rolü bununla kalmaz, ama bundan daha da önemli 2 yönden etkili olmasıdır. Oksijen kansere karşı en büyük savaşı veren bağışıklık sisteminin gücünü yükelterek kanserin önlenmesinde güçlü bir silah olur. Diğer taraftan oksijen hücrelerimizdeki DNA’nın gen ifadesinde çok etkilidir. DNA’nın gen ifadesi demek, hangi genlerin nerede, ne zaman etkili olacağının programlandığı şekilde yaşanmasıdır. Yetersiz oksijen ortamlarında genlerimiz önceden programlandığı şekilde aktif olmaz veya zamansız veya yersiz birşekilde aktif olurlar. Gen ifadesinin yanlış bir şekilde ortaya çıkması kanser dahil çoğu hastalığın da sebepleri arasındadır.

Prostat kanseri hücrelerindeki androjen hormonu almaçı (reseptörü), IRE1-alfa  enziminin üretilmesini sağlayan geni aktif hale getirmektedir. IRE1 alfa enzimi, kanser proteini olan c-MYC’lerin gelişimini hızlandıran XBP1’lerin üretilmesini sağlar. Profesör Saatçioğolu ve ekibinin bulduğu MKC8866 adlı ilaç, XBP1 kanser hücrelerinin giderek artan ancak mevcut ortamda ihtiyacı karşılamayan oksijen ve besin maddesi ihtiyacını karşılamak üzere  alternatif yolları kullanmasını,  bu yolları bloke ederek engellemektedir. Sonuç olarak kanseröjen olan XBP1 proteinlerinin üretimi engellenmektedir.

Prostat kanserinin önlenmesinde bulunan bu yeni yaklaşım ve tedavi şekli, meme kanserinin de önlenmesi için kullanılabilecektir. Çünkü meme kanserinde de, kanserin tedavisinde bulunan bu yeni yaklaşım meme kanseri için de geçerlidir.