MİDEDE ASİT REFLÜSÜ VE AĞIZ KOKUSUNUN NEDENLERİ :  STOMACH REFLUX AND HELITOSIS/ MALODOR /BAD BREATH/BREATH ODOR.

 

MİDEDE ASİT REFLÜSÜ VE AĞIZ KOKUSUNUN NEDENLERİ VE ÇARESİ:  STOMACH REFLUX AND HELITOSIS/BAD BREATH REASONS AND TREATMENT

 

Ağız kokusu, diş sağlığındaki bozulmalar, kötü diş bakım alışkanlıkları veya başka sağlık sorunlarından kaynaklanabilir. Tüketilen gıdaların cinsi veya sağlıksız bir hayat tarzı da ağız kokusunun nedenleri olabilir.

Yenen yiyeceklerin sebep olduğu ağız kokusu:

Yiyeceklerin sindirimi ağızda başlar. Yiyecekler sindirildikçe ve sonrasında kana karıştıkça, yiyeceklerin kokusu, kan dolaşımı ile akciğerlere ulaşır ve oradan da alıp verdiğimiz nefese yansır.  Soğan ve sarımsak gibi gıdaların kokusu, fırçalama veya gargara ile geçici olarak gitse de, esas itibariyle bu kokular, bu gıdalar sindirilerek metabolizmadan geçmedikçe devam eder.

Kötü alışkanlıkların neden olduğu ağız kokusu:

Dişlerin günlük olarak fırçalanmaması, yiyecek artıklarının dişlerin çevresinde diş ve diş eti arasında ve dil üzerinde kalarak bakteri gelişimi için uygun bir ortam yaratmasında ve netice olarak kokuşmasına ve dolayısıyla ağız kokusuna neden olabilir. Anti bakteriyel ağız gargaraları bu tür bir ağız kokusunu önleyebilir. Bununla birlikte ağızda koku yapan bakteriler ve yiyecek artıklarının kendisi da ağızda istenmeyen bir koku yaratabilir.

Sağlık sorunlarının neden olduğu ağız kokusu:

Sürekli ağız kokusu veya ağızda kötü tat duygusu, bir diş hastalığı neticesi ortaya çıkabilir. Ağız kokusuna sebep olan diş eti rahatsızlığı, diş etinin yumuşak dokusundaki bir rahatsızlıktan (gingivitis) veya alt diş etinin dokusunda veya dişi tutan kemikte bir hasardan (periodontisis) meydana gelebilir.

Diş eti rahatsızlıklarının nedenleri arasında, aileden gelen yatkınlık, dişlerin temiz tutulmaması, tütün ürünlerinin tüketimi,  bağışıklık sistemini zayıflatan şeker, lösemi,  aids,  stres veya sağlıksız beslenme sayılabilir. Sürekli olan ağız kokularının nedeni genellikle diş kemiklerine kadar uzanan doku ve kemiklerde görülen bozukluklardır. Diş diplerindeki plak ve tartarların sürekli temizlenmesi bu tip bir ağız kokusunun önlenmesi açısından önemlidir.

Takma damak ve dişler de ağız kokusuna sebep olabilir.

Ağızdaki bakterilerden oluşan koku kükürt kokusuna benzer.

Antibioyotikler, şeker hastalığı, zayıf bağışıklık sistemi, solunan corticosteroids ağız kokusunu ve özellikle pamukçuk veya mantar mayasının (yeast) sebep olduğu ağız kokusunu arttırabilir.

Siyah tüylü gibi görünen dil, antibioyotik kullanımından, sigara içmekten, ağız sağlığının zayıflığından, çok çay ve kahve içmekten ve ağız kuruluğuna neden olan az tükürük üretiminden dolayı meydana gelen bakteri birikimleri ağız kokusuna yol açabilir.

Uyurken burun açıcı bir sprey alıp, ağızdan değil burundan nefes alınması ağız kuruluğundan doğan ağız kokusunu önlemede yardımcı olur.

Diş üzerinde bulunan çukurcuklar ve diş diplerinde bulunan aralıklarda oluşan plaklar, bakterilerin, karbonhidrat (şeker ve nişasta) içeren gıda artıklarının bakteriler tarafından sindirilmesi sonucu ortaya çıkan asit,  gıda artığı ve burada bulunan bakteriler diş plağı dediğimiz diş taşlarını oluşturur.

Diş dibinde kalan yiyecek artığının koklanması, ağız kokusunun ağızdan mı kaynaklandığını bulma açısından bir yöntemdir.

Ağız kokularının %80’i ağız bölgesinden kaynaklanan sorunlardan meydana gelmektedir.

Bademcikler, diş oyukları ve diş eti rahatsızlıkları birer ağızdan kaynaklanan koku kaynağıdır.

Şeker hastalığı, karaciğer rahatsızlığı, solunum yolu enfeksiyonları, kronik bronşit,  genellikle mide üst kısmı ile mide kapakçığının diyafram kasının üstünde çıkması ile ortaya çıkan ve mide yanması/ekşimesi şeklinde kendini belli eden asit reflüsü (hiatal hernia), koyu renkli, kötü kokulu geniz akıntısı da vücudumuzdaki bir rahatsızlıktan dolayı ortaya çıkan ağız kokusunun başlıca nedenleri arasında sayılmaktadır.

 

Asit reflüsüne neden olan olaylar: 

-Yiyeceklerin en az 40 defadan az çiğnenmesi, yemek yedikten hemen sonra yatılması

-Aşırı kilolu veya obez bir yapıya sahip olunması

-Ağır yiyecekler yenmesi ve sırt üstü yatılması, karının üzerine eğilerek oturulması

-Yatma vaktinden önce çerez cinsi bir şeyler atıştırma

-Çay, kahve ve karbonatlı içecekler içilmesi, alkol alınması,

-Sigara içme,

-Gebelik

-Aspirin, ibuprofen, kas gevşeticiler ve tansiyon ilaçlarının içilmesi

 

Meyve kokusu şeklindeki ağız kokusu şeker hastalığının habercisidir.

Geniz akıntısının katı ve kötü kokusu bakteri enfeksiyonun  habercisidir.

Leş kokusu veya çürümüş, bozulmuş gıda kokusu şeklindeki ağız kokusu alkoldendir.

Yemeklerden sonra kürdan kullanılması ağız kaynaklı ağız kokuları için önemlidir.

Antiseptik ve anti bakteriyel ürünlerle ağızların çalkalanması ağız kokularının önlenmesi açısından önemlidir.

Aşırı aç kalma veya karbonhidrat düzeyi düşük diyetler ağız kokusunu arttırır.

Soğan, sarımsak ve baharatlı yiyeceklerin aşırı tüketilmesi ağız kokusunu arttırır.

Şekersiz ancak doğal tatlandırıcılar (Xlytol) ile tatlılandırılmış sakız çiğnenmesi, tükürük bezlerini çalıştırarak ağız kokusunu önler, diş çukurlarının azalmasına yardımcı olur.

Şekerli içecekler ağız kokusunu arttırır.

Tütün mamulleri ağız kokusunu arttırır.

Bol bol su içilmesi ve yatmadan önce süt içilmesi ağız kokusunu azaltır.

Kahve yerine yeşil çay başta olmak üzere bitki çaylarının içilmesi ağız kokusunu azaltır.

Çiğ havuç, kereviz ve elma yenmesi ağız kokusunu azaltır.

Tükürük bezlerindeki rahatsızlık ağız kokusunu artırır.

Bol sıvı alınmaması veya burun yerine ağızdan nefes alıp vererek teneffüs edilmesi kuru ağıza neden olur. Bu da ağızda bakteri faaliyetini ve dolayısıyla ağız kokusunu arttırır.

Her yemekten sonra dişlerin fırçalanarak bir antiseptik ve antibakteriel sıvı ile ağızın çalkalanması ağız kokusunu azaltır.

Pasta kabartma tozu ağız hijyeni sağlar ve ağız kokusunun önlenmesine yardımcı olur

Bol klorofil ihtiva eden yeşil sebzeler ve özellikle pırasa ağız kokusunu önlemeye yardımcı olur.

KARACİĞER SAĞLIĞI VE KARACİĞERDE DETOX SÜREÇLERİ-LIVER HEALTH AND DETOXIFICATION IN LIVER

LİVER

KARACİĞER SAĞLIĞI VE DET0X SÜRECİ/LIVER HEALTH AND DETOX PROCESS

KARACİĞERDE DETOX SÜRECİ

Bağırsak toplardamarlarından emilen gıda ve toksinler portal toplar damar ile karaciğere gelir. Kanda bulunan antijen-antikor sentezleri, bağırsaklardan emilerek gelen bakteri ve bakterilerin çıkardıkları toksinler ve diğer toksik maddeler karaciğerde filtre edilir. Bunlar karaciğerde bir dizi işlemden geçerler. Bu süreçte birçok zararlı hormon ve mikrop ya pasif hale getirilir veya parçalanarak dışarı atılacak duruma getirilir. Yine bu süreçte aldığımız gıdalar vitamin ve mineral olarak depolanır, sentezlenir, karonhidrat, yağ ve proteinler metebolize edilir, ilaçlar ve zararlı maddeler detox edilir.

Birçok madde yağda eridiği için vücut bunları normal süreçlerle dışarı atamaz. Bunların 2 ayrı fazda enzimlerle nötralize edilerek suda eriyebilir hale getirimesi gerekir. Karaciğerde işlenen bütün bu toksinler  2 ana fazda işlem görerek ya redüksiyon yoluyla veya detox yoluyla etkisiz hale getirilir. Bu iki olaya redox denmektedir. Sağlıklı bir karaciğerdeki redox süreci, % 99 oranında ilk fazda gerçekleşir.  Sağlıksız bir karaciğerde ise bunların çoğu karaciğer Faz 2’de işlem görmek üzere beklerler.

Karaciğerdeki detox sürecinde önemli bir konu da günlük, doğal metebolik süreçler sonucu veya başkaca sebeplerle vücuda giren veya vücutta ortaya çıkan serbest radikallerdir. Serbest radikaller elektron eksiği bulunan moloküllerdir. Bu eksikliklerini gidermek için hücrenin DNA’sı dahil, zarından, iç yapısındaki atomlardan, moloküllerden elektron çalarak bunların yapısını dengesiz hale getirirken, diğer yandan kendileri oksitlenmiş-paslanmış toksik oluşumlar oluştururlar. Kronik hastalıkların ve yaşlanma sürecinin en büyük sebebi bu olarak görülmektedir.

Vücudumuzun eczanesi ve laboratuvarı olan ve ağır bir yük altında çalışan karaciğerin önemli bir görevi bu serbest radikalleri redüksiyon sonucu etkisiz hale getirimektedir.

Karaciğer hem redüksiyon-indirgeme (reduction) hem de detox sürecini birlikte yürütmektedir; buna redox denmektedir. Aşağıda açıklandığı üzere karaciğerin hem serbest rakikalleri etkisiz hale getirme (redüksiyon) hem de toksik maddeleri vücuttan atma (detox) sürecinde önemli desteklere ihtiyacı bulunmaktadır. İki sürece aynı zamanda destek veren Glutatyon bu süreçte en önemli aktör olarak görünmektedir. Bu süreç içerisinde glutatyon;

  1. Serbest radikallerin elektron ihtiycını karşılayarak onları avlayıp, etkisiz hale getiriyor ve diğer moloküllerin yapılarının bozulmasını önlemektedir.
  2. Metebolik süreçte enerji üretimini desteklemektedir.
  3. Kurşun, civa, kadmiyum ve bakır gibi toksik ürünleri vücuttan temizleyerek detox görevi görür.
  4. Katı ve sıvı gıdalarla, hayvansal ve bitkisel ürünlerle, temizlik ajanları dahil çeşitli yollarla aldığımız kimyasal atıkları ve bulaşıkları, hormonları, antibiyotikleri etkisiz hale getirir.
  5. Sigara dumanı dahil çevresel kirlilikle aldığımız toksinleri temizler.
  6. Avakado, kuşkonmaz, portakal, domates ve hodan yağı desteğinde, ciltte melanin düzeyini düşürerek cildin beyazlaştırarak, parlak bir görünüm kazanmasını sağlar.

Karaciğerde toksik madde temizliği 2 fazda yapılmaktadır. 1. Faz detox sürecinde aşırı serbest radikal üretilir. Bu serbest radikaller bir şekilde dengelenerek ortadan kaldırılmadıkça, 2 faz detox süreci için çok büyük bir tehlike arz ederler. Bu durum, 2 faz detox faaliyetlerini sekteye uğratır. Bunun üzerine bir de 2. Faz detox sürecinde gerekli enzim faaliyetlerinde yavaşlama veya duraksama şeklinde aksaklıklar olursa bu kişiler çevreden gelen kirliliğe karşı aşırı duyarılı olurlar. Bunlara patolojik detox gereksinimi olan kişiler denir. Bunlar, ya kısa sürede aşırı toksik madde almışlardır veya düşük dozda ama uzun süre toksik madde almışlardır. Bunlar, 2. Faz detox enzimleri tükenme noktasında geldikten sonra durum ciddileşir. Ara ürün olarak ortaya çıkan serbest radikaller karaciğeri tıkanma noktasına getirir. Bu kişiler, durum patolojik görüntü arz edinceye kadar, durumlarından habersiz olarak yaşarlar.

Alınan ilaçlar size etki etmiyorsa, aşırı etki ediyorsa veya ters etki ediyorsa, ilaç değiştirerek vücutta başkaca rahatsızlıklara meydan vermemek çok önemlidir. Bunun için karaciğer enzimlerinizle birlikte, karaciğerde gerçekleşecek 8 aşamalı detox süreci için gerekli olan vitamin, mineral madde, aminoasit ve enzimlerin vücuttaki durumu dikkate alınmalıdır.

DETOX SÜRECİNDE GENEL OLARAK İHTİYAÇ DUYULAN GIDA VE GIDA DESTEKLERİ

Sağlığı sarsılan karaciğer birçok nedenle hızla yağlanmaya başlar. Karaciğerde yağlanmaya neden olan başlıca etmenler; aşırı alkol, yanlış beslenme tarzı, toksik madde ve ilaçlara karşı ters reaksiyon, hareketsiz bir yaşam, stres ve hepatit virüsü olarak sayılabilir. Bu durumda detox sürecini suratle kontrol altına almak gerekir. Bu süreçte en çok ihtiyaç duyulan vitamin ve mineral takviyeleri yapılmalıdır. Bunlar arasında öne çıkan vitminler olarak;

  1. B vitamin kompleksleri birçok enzimin oluşması için hayati öneme haizdir. Vitamin B2 (riboflavin) bir yandan ilaç ve diğer vucuda yabancı maddelerin metabolizmasında, yağ metebolizmasında rol alırken diğer yandan anti oksidan etkisi ile glutatyonun geri kazanımında rol oynar. Vitamin B3’ün doz aşımında karaciğer enzimleri artar. Vitamin B5, CoA’nın yapısı taşı olup, onun aktif halidir. CoA’nın glutatyon üretiminde önemli bir rolü vardır. Vitamin B5, karaciğerde glutatyon sentezi ve Co-enzim A (CoA), Co-Enzim1 ve Co-enzim Q 10 sentezi için önemlidir. Gulutatyonun yapı taşlarından biri olan sistein ve magnezyum, CoA’nın sentezinde kullanılır.
  2. Vitamin C, serbest radikal oluşumunu engelleyerek, detox sürecinin en iyi şekilde işlemesine katkı sağlar. Eksikliği süreci aksatır. C vitamini glutatyon peroksidaz, superoksit dismutaz, katalaz gibi antioksidan enzimlerin oluşumunda rol oynar. Oksitlenmiş E vitaminini onararak antioksidan etkisini arttırır. Vücutta glutatyon sentezinde genetik bozulmalar sonucu eksiklik olduğunda lökosit, eritrosit ve sinir hücreleri zarar görür. C vitamini, kanser hastalarında önemli bir gösterge olan glutatyon seviyesindeki düşüklüğü yüksetlme açısından glutatyon ve NAC (n-acetyl cysteın) gibi çok pahalı desteklerle kıyaslandığında daha maliyet etkin olduğu araştırmalarla bulunmuştur. Sağlıklı insanlarda c vitaminin yüksek dozlarında pro oksidan (oksitleyen) etki görülmediği halde,  hastalık durumundaki kısıtlı yararın  tersine, NAC’ın yüksek dozlarının pro-oksidan etki yaptığı ve hücresel stresi %83 oranında arttırdığı gözlenmiştir. Kanser hastalarında intervenöz uygulamanın sınırlı etkisine rağmen, günlük 3 gr oral glutatyon takviyesin plazmada eksilen  glutatyon, sistein ve glutamin düzeylerinde önemli bir fark yaratmamaktadır. Buna karşılık, sağlıklı insanlarda günlük 500 mg c vitamini glutatyon seviyesini optimal dozaj olarak arttırmakta ve sürdürebilmektedir. Bu sebeple glutatyon desteği yerine C vitamini desteği tercih edilebilir.
  3. Vitamin E ve selenyum güçlü bir antioksidan olmaları yanında glutatyon peroxidaz enzim oluşumu için gereklidir.
  4. Genel olarak C, A, E, B (B6, B9 ve B12) ve Minerallerden Ca ve iz elementler detox sürecinde önemlidir. Lipotropik formüllü destekler, kolin, betain, metionin, vitamin B6, B9, B12 yağların karaciğerden atılmasında ve safranın karaciğerdeki süreçlerinde önemlidir. Hepatit, siroz ve toksik karaciğer için lipotrofik formüllü destekler karaciğerde glutatyon ve metionin seviyelerini yükseltebilirler.
  5. Karaciğer sağlığından lesithinin önemli bir yeri vardır. Her öğünden önce 1200 mg alınması (kollestrolün düşürülmesi, yağların eritilmesi, yağda eriyen vitaminlerin emiliminin arttırılması, enerjinin yükseltilmesi, karaciğer fonksiyonlarının iyileştirilmesi, hücre zarı sağlığının yükseltilmesi, beyin koruyucu zarının, adalelerin ve sinir hücrelerinin güçlendirilmesi için ve genel olarak karaciğer fonksiyonlarının güçlendirilmesi açısından önemli görülmektedir. Lipoic asidin glutatyon ile birlikte E vitaminini tekrar kazanarak hücre zarlarını koruma ve güçlendirmesinde c vitamini gereklidir.
  6. Karaciğerde detox süreci için önemli gıdalar arasında aynı zamanda içerdikleri indol-3-karbinol sayesinde güçlü bir anti-ükanser besin olan lahanagillerden lahana, brüksel lahanası ve brokoli başta gelmektedir. Portakal ve mandalina içlerinde bulunan limonen enzimi ile karaciğer 1 ve 2 faz enzimlerinin detox kabiliyetlerini yükseltirler. Bunlar aynı zamanda kanser önleyici/tedavi edici enzimlerdir.
  7. Karaciğerdeki redox sürecinde bir diğer önemli destek ise deve dikeni (sillymarine-milk thistle) ekstresidir. Deve dikeni ekstresinin detox sürecine ve karaciğer sağlığına olan etkileri bilimsel çalışmalarda gösterilmiştir. Deve dikeni ekstresi;
  8. Önemi bir antioksidan olarak çoğu kez vitamin C ve E’den daha güçlüdür.
  9. Antioksidan etkisiyle karaciğerde doku hasarını tedavisinde ve glutatyon sentezinin artmasında önemli bir destektir.
  10. Karaciğeri, aminata toxin, galaktosamin, karbon tetraklorid, galactosamine ve and praseodymium nitrate toksinlerine karşı korur.
  11. Karaciğeri siroz, yağlanma ve hepatite karşı korur, safra yolu iltihaplanmalarını önler.
  12. Karaciğerde redox süreçleri sonucu glutatyon yapısındaki bozulmaları önler v azalan glutatyon düzeyini % 35 civarında yükseltir.
  13. Karaciğerdeki redox sürecinde asidik gıdalar süreci yavaşlatır. Alkali gıdalar ise normalleştirmeye yardımcı olur. Karaciğer sağlığı için, karaciğer rengine uygun olarak, koyu yeşil,kahverengi ve siyah besinleri tercih etmek gerekir. Yapıları, içerdikleri hormon, mineral madde ve vitaminlerle karaciğer sağlığına önemli destek veren gıdaların başında;
  14. Enginar ekstresi (50 mg., günde 1 adet )
  15. Kereviz
  16. Kırmızı pancar
  17. Lahanagiller
  18. Co-enzim A içermeleri nedeniyle; mantar, peynir, kırmızı elma, kırmızı şarap, avakado
  19. Haftada veya 10 günde 1 kez kuzu karaciğeri yenmesi.
  20. Isırgan otu ekstresi (100 mg, günde 1 adet),
  21. Yoğurt, kefir
  22. Muz,
  23. Keten tohumu yağı
  24. Siyah turp
  25. Brewer’s yeast,
  26. Siyah erik,
  27. Siyah üzüm,
  28. Yulaf ezmesi
  29. Su teresi
  30. Maydanoz
  31. Karaciğer yağlanmasını önlemek ve troid fonksiyonunu göçlendirmek için (karaciğerde T4’ün, T3’e çevrilmesini sağlamak için) önemli etmenler:
  32. Düşük karbonhidrat ve düşük yağlı yiyeceklerin alımı, kaliteli protein alımı
  33. Beyaz ekmek, beyaz şeker ve katı yağlardan, hazır yiyeceklerden uzak durulması
  34. Yulaf ekmeği eşliğinde bol posalı bir diyet takip edilmesi porsiyonların küçültülerek karaciğer yükünün azalatılması.
  35. Kereviz, ananas, enginar, dereotu özellikle yenmeli.
  36. Yoğurt ve kefirin fırsat buldukça diyete dahil edilmesi

KARACİĞER SAĞLIĞI BOZULMUŞ KİŞİLERİN İLK 2 AY İÇERİSİNDE AĞIRLIKLI OLARAK ALMASI GEREKEN GIDALAR

  1. Kereviz, brokoli, karnabahar, brüksel lahanası, su teresi, tatlı patates, limon, maydanoz (günde 2 bağ),  avakaso, ceviz, kabak çekirdeği, badem, zeytin, chia tohumu ve çekilmemiş keten tohumu, elma, bütün sarımsak ve soğan (hafif pişmiş olabilirler), ıspanak, kara lahana, kıvırcık lahana, pazı, roman marulu, roka, kale (kıvırcık lahana), alfaalfa, karahindiba, çilekgiller (frambuaz böğürtlen, çilek, mantar, kabak çekirdeği (günde 1 avuç geçmeyecek), brezilya fıstığı (brazıl nuts), dut vb), deniz yosunu, rezene, küncü, ananas (bromolaın için), kıyılmış aleovera yaprağı, papaya (pataın enzimi), reyhan, zerdeçal, kırmızı biber, kimyon, biberiye, zaman zaman çok az olmak kaydıyla ateşte çok hafif öldürülmüş domates veya domates salçası (likopen), yulaf ezmesi, badem sütü, sarı, kırmızı, yeşil renkli kalifornia çan biberi (californıa bell pepper), kivi, bal kabağı, ay çiçeği çekirdeği, yaban mersini, tatlı patates, buğday özü (wheat germ)),çam fıstığı, erik, siyah erik, nar,kantalup, kudret narı, dere otu, kırmızı soğan. Bu listede yer almayan gıdaları bunlarla birlikte yemeni z gerekebilir. Bu durumda bu gıdalardan alkali olanlarını yemelisiniz. Bunların arasında salatalık, kuşkonmaz, pırasa, biber, patates, tüm sebze filizleri, domates, turp, turp yaprakları sayılabilir.
  2. Balzamik elma veya limon sirkesi
  3. Şeker yerine az miktarda stevia yapraklarını, akça ağaç şurubu
  4. Yiyeceklerin üzerine buğday kepeği, yulaf kepeği ve buğday özü serpilmesi
  5. Meyve ve sebze suyu yerine meyve ve sebzeleri tüketilmesi.
  6. 2 çay kaşığı balzamik elma sirkesini 1 kaşık bal, yarım çay kaşığı arı poleni veya bir kaşık akça ağaç şurubu ile karıştırıp bunun bir bardak suda eriterek diyet kokteyl yapılması
  7. Yenmesi gerekenler hakkında özel durumlar
  8. Verilen liste dışında kalan meyve, sebze, tahıllardan sadece alkali olanlar yenecek
  9. Fındık, fıstık, cevizgünde toplam 15 adedi geçmeyecek şekilde yenirken, günde yarım bardak badem, 1 bardak kabak çekirdeği yenecek.
  10. Her öğün 1 dilim kızarmış tam tahıllı yulaf ekmeği
  11. Sabah kalkınca bir bardak organik apple cider vinegar, öğle yemeğinden ve akşam yemeğinden 1 saat önce birer bardak içilecek. İçerisine bir miktar organik akça ağaç şurubu veya organik polenli bal konabilir. Gün içerisinde 1,5 bardak posalı havuç suyununun içerisine 1 çay kaşığı keten tohumu yağı konarak içilecek
  12. Not: çiğ yiyeceklerin ilk önce gaz yaparak rahatsızlık vermesi, vücudun asidik olduğunu gösterir. Alkali oldukça bu geçer
  13. İçilecek su ve çaylar;
  14. Yeşil çay, sıvı klorofil, deve dikeni (milk thıstle) çayı, rezene çayı, zencefril çayı, ekinazya çayı, 1 bardağı geçmeyecek şekilde  meyan kökü şerbeti. Poşet çaylar sıcak suda 1-2 dk. Arasında tutulduktan sonra bardaktan çıkarılmalı, ılıdıktan sonra içilmesi
  15. Alınmaması daha uygun olmakla birlikte, günde en fazla 1 bardak siyah çay, günde en fazla 1 fincan türk kahvesi,
  16. Günde 25 kg. ağırlık başına 1 litre sıvı/doğal su tüketilmesi az 3 litre doğal temiz su içilmesi gelmektedir.
  17. Karaciğer sağlığında protein desteği olarak esansiyel amino asitler yüksek biyo yararlanıma sahiptir. Bu aminoasitlerin ihtiyaç çerçevesinde destek olarak kullanılması karaciğer sağlığı açısından önemlidir. Bunlar parçalandıklarında karaciğerde ve böbreklerde baskı yapmazlar.
  18. Karaciğer sağlığında karbonhidratler da önemlidir. Çok fazla kabonhidrat alındığında karaciğer ve kaslarda depolanır. Glikoz fazlası yağ hücrelerinde trigliserit olarak depolanır. Bu durum karaciğere hantallık kazandırarak, sağlığını olumsuz etkiler.

 

KARACİĞER SAĞLIĞINI BOZAN GENEL KONULAR

  1. AKTİVİTE EKSİKLİĞİ

Aşırı kilo, düşük aktivite yanında karaciğer sağlığını bozan etmenlerin başında ruhsal ve bedensel toksik ortamlardan uzak durulması, zihinsel ve duygusal stres düzeyinin bilinçli bir şekilde yönetilmesi gelir. Her gün yaşadığımız stres, besin maddelerinin emilimini bozmada olan etkileri ile vücudumuzdaki toksik madde miktarını arttırarak karaciğer sağlığını olumsuz etkiler.

Her gün 3 km. gidiş, 3 km. geliş olmak üzere 6 km tempolu yürüyüş yapılması, yürürken zaman zaman hafif hızda koşma ataklarının yapılması, günde iki kez iç organları ve özellikle karaciğeri ve dalağı hissedecek şekilde kasların gerilmesi ve karın kaslarını geliştirici hareketlerin yapılması, yoga ve yüzme gibi sporlara, futbol, veleybol veya başka takım oyunlarına iştirak edilmesi bu anlamda faydalı olacaktır.

  1. VÜCUTTA OKSİJEN EKSİKLİĞİ

Günde ortalama 20 dk. Doğrudan güneş ışığı alınması, günde 3 defa temiz havada 5 dakikalık derin nefes egzersizi yapılması karaciğer sağlığını destekleyecektir.

  1. KARACİĞER SAĞLIĞI İÇİN ZARARLI OLABİLECEK GIDALAR VE GIDALARIN ALIM TARZI

Yemeklerde veya içeceklerde durumu kötüleştiren bir gıda türünlerinden uzak durulması gerekecektir Bazı gıdalar genel olarak allerjik etiketli olup, size olabilecek allerjik etkilerini takip ederek hayatınız boyunca dikkatle kullanmanız gerekebilir.  Bu gıdalar arasında çiftlik ve kümes ürünleri, dip deniz (kabuklu) balıkları, narenciye, (limon hariç), kavun, çilek, brüksel lahanası, kereviz, patlıcan, baklagiller, soğan, patates, ıspanak, domates, fındık, ceviz, çikolata, keten tohumu yağı (günde bir yemek kaşığından fazla), tuz ve baharatlar sayılabilir.

Serbest radikal üreten yiyeceklerin yenmemesi (aşırı ısınmış yağda üretilen yiyecekler, ızgarada yanmış yiyecekler, katı yağlar, her türlü hazır yiyecekler gibi)

Başlıca zararlı gıdalar:

  1. Şeker ve şekerli ürünler,
  2. Her türlü katı yağ,
  3. Kahve, çay, alkol,
  4. Çiftlik, deniz ve kümes ürünleri (et, balık, yumurt vb)
  5. Beyaz ekmek, pastane ürünleri dahil, beyaz undan yapılan her şey,
  6. Yuksek protinli yiyecekler,
  7. Soda dahil tüm gazlı içecekler
  8. Greyfurt suyu karaciğer 1. Faz enzim faaliyetlerini engelleyen naringenin ihtiva etmesi nedeniyle enzim faaliyetini yavaşlatır. Bu durum özellikle ilaçların metebolize süresini uzatarak etkilerini artırabilir ve toksik bir etki oluşmasına neden olabilir. Bu sebeple dikkatli kullanılmalıdır.

 

  1. GIDALARIN ALINMA TARZI

 

Gıdaların alınma tarzı karaciğer sağlığını yakından ilgilendirmektedir. Her zaman sofradan tam olarak doymadan kalkılması. Gıdaların ağızda iyice ve yeterli sürede çiğnenmesi, Yemek esnasında katı yiyeceklerle birlikte yarım bardaktan fazla ılık su alınmamaması. Yemeklerden 1 saat sonra ve önce ılık su içebilir. Soğuk su içilmemesi, yemeklerin ılık yenmesi sindirim sistemi sağlığı ve bunu etkileyen karaciğer sağlığı için önemlidir.

 

Karaciğer sağlığı için gıdaları birlikte alırken içerdikleri vitamin ve mineral maddelerin birbirine olan etkilerini dikkate almak gerekir.Gıda çeşitliliği yaratılırken faydalı olanların birlikte alınması, birlikte alındıklarında toksik oluşumlara veya gıda kayıplarına neden olan gıdaların ise ayrı ayrı alınması önemlidir.

 

  1. ÖDEM

Vücutta aşırı ödem oluşması, doku arası sıvıların artmasına neden olduğundan karaciğere baskı yaparak gücünü düşürür; faaliyetini yavaşlatır. Ödem arttırcı gıda ve hayat tarzından uzak bir yaşam gerekmektedir.

  1. İLAÇLAR

Karaciğer sağlığını etkileyen ilaçların aşırı tüketimi, tüketiminde dikkate alınması gereken konulara özen gösterilmemesi ve aşırı ilaç kullanımı karaciğer sağlığını olumsuz etkilemektedir.

    

KARACİĞER 1. FAZ DETOX SÜRECİ

Karaciğer 1 faz detox sürecinde, tembel yani az çalışarak-enzim aktivasyonu düşükse, sağlıklı çalışmıyor demektir. Bu durumda kafeine ve kimyasallara karşı rahatsızlık gelişir; kahve içen kimsenin uykusu bir türlü gelmez. Karaciğerin bir şeyi metebolize etmesi demek onu suda eriyebilir hale getirerek, böbreklerden atılmasını sağlamaktır. Bu durumda karaciğer kafeini metebolize (detox) etmekte zorlanmaktadır.  Yavaşlayan 1. Faza bir başka örnek de parfümdür; parfüm kokusu sizi hasta eder.

Karaciğer 1. Fazda aşırı çalışıyorsa kişi kahveye karşı duyarlılığını kaybeder. Örneğin kahve içmek uykusunu etkilemez. Karaciğeri 1. Detox fazında aşırı çalıştıran unsurların başında

  1. Tarım ve böcek ilaçları,
  2. Kafein,
  3. Antibiyotikler (Sulfamidler),
  4. Boya kokuları,
  5. Egzos dumanları ve
  6. Antihistaminikler

gelir.

Bunlar Cytochrome P 450 enzim sistemini aşırı uyararak serbest radikal üretimini hızlandırırlar. Serbest radikallerin artması, karaciğer 2. Fazda bunların çabucak nötralize edilmesini sağlar. Ancak bunun için 2. Fazda detox sürecinin sağlıklı olması gerekir. Aksi halde 2. Fazda da ortaya çıkan serbest radikaller dolayısiyle daha büyük bir serbest radikalli toksik yapı ile karşılaşılır.

Karaciğer 1. Fazda her metebolize edilen toksik moloküle karşı 1 adet serbest radikal üretilir. Bu süreçte serbest radikallere karşı anti-oksidan savunma olmazsa- serbest radikaller karaciğere zarar vermeye devam eder. Bu süreçte en önemi anti oksidan glutatyondur. Aşırı toksik durumda glutatyon stoğu bu fazda tükenirse, karaciğer 2. Faz glutatyon detoxuna yeteri kadar glutatyon kalmabilir ve bu durumda oxidatif stres oluşur bu da karaciğere zarar vererek zaafiyetine yol açar.

Karaciğer, akciğer ve böbrekler toksik yük altında oldukları için glutatyon depolarlar ve aşırı miktarda glutatyon tüketirler. Vücutta magnezyum eksikliğinde glutatyon görev yapamaz. Glutatyon sentezi için gama glutamil sisteyin (γ-glutamyl cysteine), glycine, ATP, and magnesium ionları lazımdır.

Karaciğer 1. Faz detox sürecinde mümkün olan en fazla detox temin edilerek 2. Faz detox sürecinin yükü hafifletilmelidir. Karaciğer 2. Faz detox süreci yavaş ise, 1. Faz detox süreci bundan negatif olarak etkilenir ve toksitisesi yükselir.

Karaciğer 1. Faz detoxunda özellikle cytochrome P 450 (CYP 450) enzimleri kullanılır.

CYP 450 enzimleri dalga boyu 450 nm olan bir grup enzimin genel adıdır. Bunlar, karaciğerde toksik maddelerin temizlenmesinde önemli bir enzim grubudur. Bu enzimler en çok karaciğerde bulunur. Bu enzimler ilaç metebolizmasında önemlidir. Aşırı aktif olmaları durumunda ilaçlar çabucak metebolize olur ve kişiler ilaçlardan bir fayda göremediğini ifade ederler. Yeteri kadar aktif olmadıklarında ise ilaç uzun süre metebolize olmayarak kişiyi aşırı etkiler. CYP 450 enzimlerinin aktivasyon dereceleri bu enzimlerin genetik değişime uğrayıp uğramadıkları ve alınan ilaçların bu enzimler üzerine olan etkileri ve alınan gıda cinsi ile yakından ilgilidir. Örneğin greyfurt meyvesi bu enzimlerin aktivasyon düzeyini düşürerek enzim faaliyetini yavaşlatır. Bu durumda biz ilaçların etkilerini daha ağır hissederiz. Lahanagiller, örneğin brokoli, ise bu enzimlerin aşırı aktif ederler. Bu durumda biz ilaçların etkilerini pek hissetmeyiz. Çünkü çabucak metebolize (suda eriyebilir hale getirilerek vücuttan atılma durumu) edilirler. Bu sebeple lahanagillerin yeterli tüketimi ile göğüs, prostat, akciğer, karaciğer, endometrium, yumurtalık ve kolan kanseri risklerineki düşüş arasında % 70 bir ilişki bulunmuştur.

Cytochrome P 450 enzimlerinin aktive olması için magnezyum, çinko, bakır ile vitamin A ve C gereklidir. Toksinler vücuttan atılabilmesi için öncelikle parçalanır. CYP 450 enzimleri, vücuda yabancı maddeleri detox eder,  gıdaların ve esansiyel yağ asitleri, bitkisel besinler, steroid hormonlar ve A ve D vitaminleri gibi içeride üretilen moloküllerin metebolize edilmesine yardımcı olur.

İlaçlar ve çevresel toksinler P 450 enzimlerinin faaliyetini hızlandırırlar. Bu hızlanma neticesinde karaciğerde ortaya çıkan serbest radikal oranı ve oksidatif stres düzeyi de yükselir.

CYP 450 enzimleri ile, NADH (nicotinamine adenosine dinucleotide) eş etken olarak kullanılmak suretiyle, toksinlerin metebolize edilmesinin 3 amacı vardır.

  1. parçalanma ile toksinler böbreklerden atılmak üzere oksitlenerek, indirgenerek veya hidrolize edilerek suda eriyebilir hale getirililir.
  2. Parçalamanın diğer amacı toksinleri karaciğer 2. Faz detoxunda atılabilecek şekilde kimyasal olarak aktif hale getirmektir.
  3. Toksinleri daha az zararlı hale getirmektir.

Karaciğer 1. Fazda bağlanan toksinler:

kafein, alleri ilaçları (histaminler), hormonlar, barbükü edilmiş etteki benzopyren, sarı gıda boyaları, ibuprofen, lidocain, codein, diazepam, alkol, cortisone, testosterone, warfarin, reçetesiz satılan birçok ağrı kesici ilaç ile reçeteli satılan bazı ilaçlar, bazı grip ilaçları, yanmış gıdalarla alınan benzopyrene, gıdalara sarı renk vermek için katılan oniline, carbon tetrachloride, böcek ilaçları (aldrin, heptachlor, arachidonic acid) ve sakinleştirici ilaçlar (barbiturants)

KARACİĞER 1. FAZ DETOX SÜRECİNİ AKTİFLEŞTİREN DESTEKLER

Bu toksinlerin etkili bir şekilde temizlenebilmesi için süreci aktifleştiren,  glutatyon başta olmak üzere, etkili destekler:

  1. Lahanagiller familyasından sebzeler (lahana, brokoli,brüksel lahanası)
  2. Deve dikeni
  3. Zerdeçal
  4. Resveretrol
  5. Yeşil Çay
  6. Vitamin B zengini gıdalar (maya ve tam tahıllar)
  7. Vitamin C zengini gıdalar
  8. Greyfurt dışında narenciye grubu meyveler
  9. Cytocrome P 450 enzimler
  10. İlaçlar: alkol, nikotin, phenobarbital, antibiyotikler-sulfonamides, steroidler
  11. Gıdalar: lahana, brokoli, brüksel lahanası,
  12. Mangalda pişirilen etlerde bulunan benzopren,
  13. Yüksek protein diyeti,
  14. portakal ve mandalin
  15. Besin maddeleri: Vitamin B1, B3 ve C
  16. Bitkiler : Kimyon ve dere otu
  17. Çevresel toksinler: Karbon tetrachlorit; egzos dumanı, poya kokkuları, bitki ve böcek ilaçları
  18. Köri ve zerdeçal- sigara dumanının kansorejen etkisine karşı etkilidir.

Olarak sayılabilir.

KARACİĞER 1. FAZ DETOX SÜRECİNİ YAVAŞLATAN/ENGELLEYEN FAKTÖRLER

Aşağıdaki maddeler karaciğer 1. Faz P 450 enzim faaliyetini yavaşlatarak toksinlerin daha uzun süre karaciğerde kalmalarına neden olarak karaciğere zarar vermektedir.

  1. Hareketsizlik ve ve yaşlılık
  2. İlaçlar: benzodiazepinler, antihistamikler, cimetidin ve diğer mide asidi baskılayıcılar, ketoconazol, sulfafenaz.
  3. Gıdalar: Greyfurt suyu, zerdeçal, kapsisin (acı biberin etken maddesi) curcumin from turmeric; eugenol (karanfil yağı), quersetin (soğan)
  4. Botanik bitkiler: Zerdeçal, kırmızı acı biber (kapsaisin), aynı sefa bitkisi (klendula)
  5. Diğer: Bağırsaklarda üretilen zararı bakteriler ve yaşlılık.

 

KARACİĞER 2. FAZ DETOX SÜRECİ

Bu fazda karaciğer hücreleri toksik maddeleri, böbreklerden atılmak üzere, suda eriyebilir hale getirmek üzere onları sistein, glisin veya sülfür molokülleri gibi başka maddelerle bağlarlar.

Karaciğer 1. Faz detox süreci sonucu ortaya çıkan ürünler, karaciğere gelen toksinlerden bazıları daha fazla serbest radikal durumunda oldukları için daha toksik bir durum arz ederler. Bu sebeple bu kansorejen maddelerin karaciğer 2. Fazdaki süreçlerde hızla nötrleştirilmeleri gerekir. Aksi halde vücutta kanserojen birikimler başlar.

Karaciğer 2. Faz detox sürecinde hayati öneme sahip amino asitler glisin, sistein, glutamin, methionin, taurin, glutamik asit ve aspartik asittir.

Karaciğerde detox faaliyeti yer yer birbirini tamamlaycak şekilde 8 süreçte tamamlanır.

1       KARACİĞER 2. FAZ GLUTATYON (GLUTATHIONE CONGUTATION) DETOX SÜRECİ

GLUTATYONUN ROLÜ

Glutatyon sisteyin, glutamik asit ve glisinden oluşan bir 3’lü aminoasittir.  Karaciğerde yapılır.

Glisin et, tavuk ve balıkta bulunur. Sisteyin sağan ve sarmısakta bulunur.

Hücre içinde glutatyon seviyesini yükselten etmenler :

  1. C vitamini,
  2. peynir altı suyu
  3. alfa lipoik asit (ALA)
  4. Glutatyon öncü molokülleri olarak S-Adonosylmethionine (SAMe) ve N-Acetylsisteine (NAC)
  5. Sillymarine- Deve dikeni ekstresi
  6. Yumurta (özellikle döllenmiş yumurta)

glutatyonun hücre içi seviyelerini yükseltmekte kullanılır.

Glutatyon hücre içi redox (indirgeme ve oksitleme) yaparak tampon görevi görür. Hücre içindeki toksinleri temizlemede en önemli rolü oynar. Protein olmayan bir tiyoludur. Glutatyon süreci sağlıklı değilse vücutta toksik yorgunluk işaretleri görünür; vücut canlılığını kaybeder. Bağışıklık sistemi düşer, erken yaşlanma gözlemlenir.

Karaciğer detoxunun % 60 civarındaki süreçleri glutatyon sürecine aittir. Bu süreçte toksinler suda eriyebilir hale gelir. Çok önemli bir antioksidandır. 1. Fazda ortaya çıkan serbest radikalleri oksitler. Glutatyon, magnezyum desteği ile çalışmaktadır. Bu bakımdan vücutta yeterli magnezyum stoklarını olması önelidir. Diğer taraftan metionin, sistein ve glutatyon sentezi için gereklidir.

Glutatyon ya gıdalarla veya dışarıdan destek olarak alınır. Taze meyve, sebze, pişmiş balık ve ette bulunan glutatyon kolayca emilirken destekler için bunu söylemek zordur.

Sentetik glutatyonun hücreler tarafından doğrudan emilmesi çok zordur. Bunun yerine indirenmiş formları olan S-Acetyl Glutatation (S-GSH) veye L- Glutatyon (L-GSH) formu kullanılır.

Glutatyon veya S-GSH veya L-GSH vücut için çok önemli bir anti-oksidandır. Eksikliğinde diyabetten parkinsona ve astımdan böbrek rahatsızlıklarına kadar bir dizi hastalık görülebilir.

Glutatyon yaşlanma sürecini yavaşlatan çok etkili bir antioksidan olmak yanında, glutatyon vücuda aşağıdaki durumlarda destek verir:

  1. Böbreklerde, karaciğerde ve beyinde biriken kurşun, kadmiyum ve civa başta olmak üzere, bunları hücre içi proteinlere bağlayarak, ağır metal detoxu yapar; Civa, selenyum içeren enzimlerin sentezini engelleyerek kansorejen bir sürece yol açabilir.
  2. Peroxitleri vücuttan temizler.
  3. Glutatyon lenfoma hücrelerinde programlı hücre ölümlerini aktive ederek lenf kanserinin tedavisine katkı sağlar;
  4. Metabolik süreçlerde, sinyal üretiminde, gen ifadesinde (expresyonunda) rol alır;
  5. HIV virüsü dahil, latent (uykuda olan) veya aktif Virüslere karşı korur;
  6. Akciğer ve bağırsak yüzeylerindeki sıvıyı toksinlerden arındırı; mukoza sağlığı için önemlidir;
  7. Normal hücrelerde tersini yaparken, kanser hücrelerinde glutatyon düzeyini düşürerek kanserle mücadeleyi kolaylaştırır;
  8. DNA tamirinde rol alır;
  9. Bağışıklık hücrelerini güçlendirir;
  10. Hücrelerin antioksidan kapasitesini arttırır;
  11. İki yönlü denge sağlar (redox); bir yandan redüksion (indirgeme) yaparak toksik maddeleri suda eriyebilir hale getirir, diğer taraftan, bunların böbreklerden atılımın sağlar (detox)
  12. Nicotin, böcek ilaçları (organophosphates); Solventler (solvents), parasetamol, acetaminophen, antibiotikler ve kanserojenler (epoxides) redoxu yapar.
  13. Vitamin C ve E’nin geri dönüşümünü destekler;
  14. Makrofajları aktive eder;
  15. Kronik kilo kaybı ve ilaç toksiditesini önler.
  16. Uykuyu düzenler, odaklanmayı arttırır, stresin etkilerini azaltır.

 

Depresyon, otizm, kronik yorgunluk sendromu, oto-immün rahatsızlıklar ve kronik romatizmal/iltihaplı hastalıklar başta olmak üzere bir dizi rahatsızlık vücutta glutatyon seviyesinin düşüklüğünden kaynaklanabilir.

 

Vitamin C, N acetil sistein (NAC), glisin, metionin glutatyon sentezini arttırır. Günlük 500 mg. Vitamin C, kırmızı kan hücrelerindeki glutatyon düzeyini %50 arttırır.

GLUTATİYON DETOX SÜRECİNİ AKTİVE EDEN ÖNEMLİ DESTEKLER

  1. Glutathione ve öncü enzimleri- glutatyon precursers (Cysteine, Glycine, Glutamic Acid).
    1. Glisin; fasülye, bira mayası, esmer prinç kepeği, deniz ve çiftlik ürünleri (ancak süt değil yoğurt ve kefir), yumurta, baklagiller, tohum kuruyemişler, şeker kamışı, peynir altı suyu ve tam buğday.
    2. -sistein; soğan ve sarmısak, et, yumurta, kırmızı biber ve brokoli.
    3. -Glutamin; tüm baklagiller, maydanoz, pancar, lahana, kıvırcık lahana (kale), ıspanak gibi sebzelerle, buğday ve buğday çimi..
  2. Selenyum,
  3. Vitamin B2 ve B6,
  4. Çinko,
  5. Lahanagiller,
  6. limonen ihtiva eden gıdalar (naranciye ve mandalin kabukları),
  7. Dere otu ve kimyon tohumu yağı,
  8. Esansiyel yağ asitleri (siyah üzüm çekirdeği yağı, keten tohumu yağı, EPA)
  9. Paratiroid dokusu,
  10. Sistein; soğan ve sarımsakta bulunur.

GLUTATYON DETOX SÜRECİNİ YAVAŞLATARAK ETKİSİZLEŞTİREN ÖNEMLİ FAKTÖRLER

Fazla alkol tüketimi ve viral hastalıklar karaciğerin yapısını bozarak karaciğerde glutatyon üretimini düşürürler.

Tahıllarda bulunan gluten ve sütte bulunan kazein sistein sentezini engelledikleri için, glutatyon seviyesini de düşürürler ve süreci yavaşlatırlar. Şizofren, depresyon, otizm, kronik yorgunluk, kas rahatsızlıkları, kronik iltihaplanma ve kronik oto-immün (bağışıklık sistemi) rahatsızlıkları olan kimselerin süt ve glutenli ürünler kullanması rahatsızlıklarını tetikler. Süt mamülleri olarak sadece az yağlı yoğurt ve kefir yenebilir. Bu rahatsızlıkları bulunanlar, süt ve buğday ununu kullanırlarsa karaciğerdeki detox süreci bundan olumsuz etkilenir. Bu hastalıkların iyileşme süreci bundan negatif olarak etkilenir.

Bunlar dışında süreci yavaşlatan etmenler:

  1. Selenium eksikliği,
  2. Vitamin B2 eksikliği,
  3. Glutathione ve çinko eksikliğidir.

 

2. KARACİĞER 2. FAZ AMİNO ASİT (AMİNOACİD CONGUTATION) DETOX SÜRECİ

Bu süreç sağlıklı değilse vücutta Hepatit, alcolik karaciğer, cilt kanserleri (carcinomas),

Kronik artrit (chronic arthritis), hipotroid (hypothyroidism), hamilelik kan zehirlenmesi (pregnancy toxaemia) görülür.

Bu süreçte bağlanan toksinler : Gıda koruyucuları (Benzoate) ve aspirin

AMİNO ASİT DETOX SÜRECİ SAĞLIĞI İÇİN ÖNEMLİ DESTEKLER

  1. Düşük proteinli gıda rejimi,
  2. Glicin (glicyne) – en çok ihtiyaç duyulan amino asit.
  3. Taurin (taurine),
  4. Glutamin (glutamine),
  5. Arginin ve
  6. Arithin

AMİNOASİT DETOX SÜRECİNİ YAVAŞLATARAK ZAYIFLATAN FAKTÖRLER

Düşük hayvansal ve bitkisel protein diyeti aminoasit sürecini yavaşlatır.

 

  1. KARACİĞER 2. FAZ METİLASYON (METHYLATION) DETOX SÜRECİ

Vücutta 150-200 civarında metil transferaz enzimi vardır. Karaciğerdeki methylasyon süreci düzgün bir gen ifadesi, protein fonksiyonu ve RNA metebolizması düzenlemesi için önemlidir. Metilasyon latent durumdaki virüsleri ve doğuştan gelen kanserojen virüslerle birlikte baskılar. Ağır metal detoxu yapar.

Menepoz sonrası sendromlar (Post menepose syndrom-PMS), aşırı östrojen üretimi (örneğin: cholestasis), Kansızlık, dikkat eksikliği ve hiperaktivite, doğum anomalileri (spina bifida) ve nöropatiler karaciğer 2. Faz metlilasyon sürecinin önemini daha da arttırmaktadır. Bunların önemli sebeplerinden biri B9 vitamini eksikliği ve buna bağlı olarak metilfolat eksikliği olarak gösterilmektedir.

Vücudumuzda çok önemli görevleri olan B6, B9 ve B12 vitaminleri kanda normal veya yüksek çıkabilir.  Karaciğerdeki glutatyon ve metilasyon detox süreci için bu önemli değildir; çünkü bu süreçlerde aldığımız gıdalarla karaciğere gelen glutation ve metilatın karaciğerdeki glutatyon ve metilasyon detox/redox sürecinde kullanılabilmesi için B6,  B9 ve B12 vitaminlerinin aktif formda olmaları gerekir.

Metioninin bir meteboliti olan homosistein metilasyon sürecinde ortaya çıkar. Homosistein düzeyindeki aşırı artış karaciğerde metionin düzeyini düşürerek kalp damar rahatsızlıklarına ve bunamaya sebep olabilir.

Karaciğerdeki homosistein metilasyon sonucu tekrar metionine mi yoksa  glutatyonu oluşturmak üzere sisteine mi dönüştürülmesi vücudun ihtiyacına göre karaciğerde belirlenir. Denge çok hassastır. Bir yanda karaciğerde metilasyon sürecinin desteklediği gen expresyonu sağlığı diğer yanda ise glutatyon sürecinin desteklediği redox sürecinin sağlıkı işlemesi söz konusudur; örneğin glutatyon, selenyum içeren enzimleri engellediği civa detoxu için önemlidir.

Bu dengenin kurulabilmesi ve karaciğerdeki detox/redox sürecinin sağlıklı işleyebilmesi için B 12 vitaminin aktif formu olan (adenosylB12 and methylB12) ve folatın aktif formu olan metil folat (methylfolate) ile B6 vitaminin aktif formu olan Vitamin B6 (pyridoxal-5-phosphate veya P5P) desteği önemlidir. Örneğin otistik çocuklarda B6 vitaminin aktif formu eksiktir.

Karaciğerdeki glutatyon retox süreci için glutation ve metilasyon detox süreci için metilat alınan gıdalarla karşılansa da, bunların detox sürecine girmesi B6, B9 ve B12 vitaminlerinin aktif halleri ile mümkündür. B12 ve B9 vitaminleri bağırsaktan geçtiklerinde aktif hale gelirler. Bunun için bağırsak sağlığı son derece önemlidir. Bunun dışında glutationun bir formu olan gultationilkobalamin (glutathionylcobalamin) bu vitaminlerin aktif hale gelmesinde katalizör görevi görür.

B12 vitaminin aktif formu olan adenosilB12, hücrelerin aküsü olan mitokondria sağlığı için önemlidir; hücre içi metilmalonil CoA mutaz (methylmalonyl CoA) fazında rol alır. MetilB12 ise metionin sintaz (methionine synthase) enzimi için önemlidir. Karaciğerde glutatyon ve metilasyon detox/redox süreçlerinde görevlerini tamamlayan aktif B vitaminleri tekrar B9 ve B12 formlarına dönerek vücudun diğer bölgelerinde ihtiyaç duyulan yerlerde kullanırlar.

B vitaminin aktif formu olan adenosilB12 hücrelerin aküsü olan mitokondria sağlığı için önemlidir; hücre içi metilmalonil CoA mutaz (methylmalonyl CoA) fazında rol alır. MetilB12 ise metionin sintaz (methionine synthase) enzimi için önemlidir. Karaciğerde glutatyon ve metilasyon detox/redox süreçlerinde görevlerini tamamlayan aktif B vitaminleri tekrar B9 ve B12 formlarına dönerek vücudun diğer bölgelerinde ihtiyaç duyulan yerlerde kullanırlar.

Yapılan testler sonucu vücutta B12 düzeyi normal veya yüksek çıkabilir. Önemli olan bunun vücut tarafından kullanılma durumudur. B12 vitaminin vücut tarafından kullanılabilme durumu idrarda metilmolanikasit testi sonucu belirlenmelidir. Metilmolanikasit düzeyi yüksek çıkmışsa, kanda yeterli miktarda B vitamini olmasına rağmen karaciğerde aktif B vitaminine dönüşemedikleri için karaciğer tarafından kullanılamamaktadır. Bu önemi bir konu olup, teşhis ve tedavilerin planlamasında mutlaka göz önüne alınmalıdır.

Bu fazda bağlanan toksinler: Dopamin (nörotransmiter), epinefrin (adrenal hormonu), thioracil (canser ilacı), östrojen, adrenal hormone, histamine.

METİLASYON DETOX SÜRECİ SAĞLIĞI İÇİN ÖNEMLİ DESTEKLER

  1. adenosylB12 and methylB12) ve folatın aktif formu olan metil folat (methylfolate)
  2. S-adenosyl-methionine (SAMe); metionin amino asidinin metil veren aktif formu olup depresyon tedavisinde önemlidir. Oksitlenme sonucu yeterli metionin olmazsa SAMe düzeyi de düşebilir.
  3. Lipotropik gıdalar metionin, kolin ve betainin (choline, methionine betaine) metilasyon sürecinde SAM seviyelerini yükselttiğine dair çalışmalar vardır.

METİLASYON DETOX SÜRECİNİ YAVAŞLATAN FAKTÖRLER

Vitamin B9 ve B12 eksikliği metilasyon sürecini yavaşlatır.

  1. KARACİĞER 2. FAZ SULFASYON (SULFATION) DETOX SÜRECİ

Bu fazda sağlıklı çalışmayan bir karaciğerin belirtileri nörolojik rahatsızlıklardır.

Bu fazda bağlanan-metebolize edilen- toksinler: amin grubu nörotransmiterler (amine neurotransmitters), steroid hormonlar (steroid hormones), estrojen (oestrogen), troid hormonları (thyroid hormones) coumarin ve varfarin gibi kan incelticiler, paracetamol, acetaminophen, fenolik maddeler (phenolic compounds), metyhl dopa (Parkinson hastalığı için kullanılan ilaç, sulfonamidler (antibiotikler), mescaline ve suni gıda renklendiriciler-oniline boyaları (artificial food colourings). Non-steroidal anti enflamatuar ilaçlar (Romatizmal ilaçlar -NASİAD- aspirin), sarı renkli gıda boyaları (tetrazine), sülfürlü gıda katkı maddeleri

SULFASYON DETOX SÜRECİ SAĞLIĞI İÇİN ÖNEMLİ DESTEKLER

  1. Glycine,
  2. Cysteine,
  3. Methionine,
  4. Molibden,
  5. Acetyl-CoA,
  6. Vitamin B2, B5 ve B 9,
  7. Vitamin C

SULFASYON DETOX SÜRECİNİ YAVAŞLATAN ÖNEMLİ FAKTÖRLER

  1. NSIAD (non-steroidal anti-inflammatory drugs) grubu ilaçlar (aspirin),
  2. Tartrazin (gıdalara sarı renk veren gıda boyası),
  3. Molybden eksikliği.

 

5. KARACİĞER 2 FAZ ASETİLASYON DETOX SÜRECİ (ACETYLATION)

Bu süreçte Acetyl Co enzim A tarafından atılan başlıca toksinler: Sulfonamidler (antibiotikler) ve mescalindir.

ASETİLASYON DETOX SÜRECİNİ DESTEKLEYEN ÖNEMLİ DESTEKLER:

  1. Vitamin B5
  2. N-acetylcysteine.
  3. Thiamine,
  4. Pantothenic asid, ve
  5. vitamin C.
  6. Acetyl-CoA,
  7. Molybden,
  8. Iron,
  9. Niacinamide, Vitamin B-2

ASETİLASYON DETOX SÜRECİNİ ENGELLEYEN ÖNEMLİ FAKTÖRLER

  1. Vitamin B2, B5 eksikliği
  2. Vitamin C eksikliği

6. GLUKURONIDASİYON (GLUCURONIDATION) DETOX SÜRECİ

Bu fazda bağlanan toksinler:

  1. menthol,
  2. vanillin (sentetik vanilya),
  3. Guda katkı maddeleri : benzoates, ve bazı hormonlar,
  4. Calcium d-glucurate,
  5. Sigara dumanı,
  6. Doğum kontrol ilaçları (estrogens),
  7. Phenobarbital,
  8. Asprin,
  9. Probenesit,
  10. İlaçlar (steroids, morphine, diazepam, salicylates, paracetemol and NSAIDS),
  11. Acetaminophen,
  12. Morphine, d
  13. Diazepam( sakinleştirici, kas gevşetici) ve

GLUCURONİDASYON  DETOX SÜRECİ SAĞLIĞI İÇİN ÖNEMLİ DESTEKLER

  1. Balık yağı,
  2. limonen ihtiva eden gıdalar,
  3. Taurin,
  4. Glucuronik asit,
  5. Sigara dumanı
  6. Doğum kontrol hapları.

GLUCURONİDASYON  DETOX SÜRECİNİ ENGELLEYEN FAKÖRLER

  1. Aspirin,

 

7. KARACİĞER 2. FAZ SULFOXIDASYON DETOX SÜRECİ (SULPHOXIDATION)

Bu süreçte bağlanan toksinler: Sulfitler ve sarımsak bileşenleri

Sulfoxidasyon süreci sağlıksız kişiler kuşkonmaz yediklerinde idrarlarında yoğun bir kükürt kokusu hissederler. Bu kokuyu hissetmeyenlerin (Çinliler gibi) karaciğerleri genetik değişime uğramamıştır.

Bu süreçte bağlanan toksinler kuru gıdalara sarı ve taze görünüm vermek için kükürtlemede kullanılan sulfür bileşikleri ile sülfür ihtiva eden ilaçlardır. Bu sürecin sağlıksız olması halinde bu gıdaları alan kişilerde özellikle astım krizleri görülebilir.

SULFOXIDASYON DETOX SÜRECİNDE ÖNEMLİ GIDA DESTEKLERİ

  1. Cystein, methionine, taurine
  2. Molibden eksikliğinin giderilmesi
  3. Acetyl-CoA
  4. Vitamin B2, B5 ve Vitamin C eksikliğinin giderilmesi
  5. KARACİĞER 2. FAZ GLİSİNASYON DETOX SÜRECİ (GLYCINATION)

Bu fazda bağlanan toksinler: salisilik ve benzoik asitlerdir (salicylic and benzoic acids).

Benzoat bir gıda koruyucusudur.

8. GLİSİNASYON DETOX SÜRECİ (GLYCINATION) İÇİN ÖNEMLİ GIDA DESTEĞİ

  1. Glisin (glycine)
  2. Arginase
  3. Gly Co-factors (Folic Acid, Manganese, B-2, B-6/P-5-P)LİVER

YAŞADIĞIMIZ STRES 5 ADIMDA HÜCRELERİMİZE NASIL İŞLER? HOW COME OUR STRESS ENTER INTO OUR CELLS?

5 ADIMDA STRES HÜCRELERİMİZE NASIL GİRER? HOW COME OUR STRESS ENTER INTO OUR CELLS IN 5 WAYS?

KRONİK TEHDİT VEYA KORKU ALTINDA YAŞANAN STRESİN NETİCELERİ?

Algılanan tehdit tepkisi insanı kapanmaya ve acıya dayanmaya hazırlar. Korku veya tehdit altında

  1. vagus siniri devre dışı kalır. Vagus siniri , iç organlarımıza emniyet duygusu vererek onların sakin kalmalarını sağlayan kalp, akciğer ve böbrek gibi iç organlara beyinden doğrudan erişim sağlayan sinirdir.
  2. Kendimizi sürekli bir tehdit altında hissettiğimiz zaman hücrelerimizde bulunan kromozomların uçlarındaki telomer boyları kısalır ve kromozomları tutma güçleri düşer.
  3. Genetik bütünlüğümüzü sağlayan kromozomlar  bir ayakkabı ipinin dağılması gibi dağılmaya başlar.
  4. Bunun sonucu olarak hücrelerimizdeki DNA bütünlüğü bozulmaya başlar.
  5. . Hücreler programlandığı gibi görevlerini yerine getiremezler ve hastalık riski yükselir.

Kronik stres sonunda karşılaşacağımız önemli rahatsızlıkların bazıları aşağıda açıklanmıştır:

1.KALP VE BEYİN DAMAR HASTALIKLARI İLE KRONİK BÖBREK YETMEZLİĞİ RİSKİ: Korku veya tehdit altında kan damarlarımız daralır. Çünkü tehdit bize zarar verdiği zaman kanın hayati organlarda kalması ve vücuttan fazla kan akmaması lazımdır. Bunun sonucu olarak, tansiyonumuz yükselir, kalp atışlarımız artar. Beynimize akan kan miktarı azalır. Kalp, beyin ve damar hücreleri yeteri kadar beslenemez. Buradaki hücrelerin kromozom uçlarındaki telomerler kısalmaya başlar ve zaman içerisinde genetik yapı bozukluklarına sebep olur. Hücre yapıları bozulur; kalp, beyin ve damar rahatsızlıkları riski artar.

  1. KRONİK BÖBREK YETMEZLİĞİ RİSKİ: Böbrekler seçmeli süzgeç görevi gören özel hücreleri ile kanı süzerler. Böbrekler çok ince kılcal damarlara sahiptirler. Süreli yüksek tansiyon neticesinde bu kılcal damarlar hasara uğrar. Bu damarlar ve hücrelerde genetik kırılmalar ortaya çıkar ve böbrek kandan dışarı atılması gereken toksik atıkları süzemediği gibi vücudun ihtiyacına göre bir denge içerisinde yürüteceği süzme görevini de yerine getiremezler. Diyalize girme riski artar.
  2. AKCİĞER RAHATSIZLIKLARI RİSKİ: Korku veya tehdit altında vagus siniri devre dışı kaldığı için, ihtiyaç duyulan aşırı oksijen nedeniyle nefes sıklığımız artar. Artan nefes sıklığı, vücuda daha çok oksijen vermesi gerekirken, sığ nefes almalar sonucu akciğer tabanında daha fazla karbondioksit yatağı oluşur. Vücudun artan ihtiyacına karşılık yeterli oksijen temin edilemez. Zaman içerisinde akciğer hücreleri başta olmak üzere, tüm hücrelerde oksijen eksikliğinden doğan genetik kırılmalar ortaya çıkar. Vücutta giderek kronikleşen kan ve oksijen miktarındaki düşüş, genetik kırılmaları daha da yükselterek kanser riskini artırır.
  3. KARACİĞER ve PANKREAS RAHATSIZLIĞI RİSKİ: Böbrek üstü bezlerimiz kortizol salgılar. Kortizol tehdit altında ihtiyaç duyduğumuz aşırı enerji için kanda glikoz (şeker) miktarını yükseltir. Hissedilen tehdit veya korku süresi, şiddeti düşse de, uzun zaman devam ederse karaciğerimiz yağ bağlamaya başlar, pankreasımız yağlanır ve insülin üretim kapasitesi düşer. Şeker hastalığı riski artar.
  4. RUHSAL, DUYGUSAL VE ZİHİNSEL RAHATSIZLIKLAR RİSKİ: Kronik stres altında beyinin yeteri kadar kan ve oksijen ile beslenememesi ve toksik maddelerin beyinden atılamaması sonucu beyin hücrelerinde de aynı şekilde genetik kırılmalar ortaya çıkar. Beynin temel görevlerinden olan ruhsal, duygusal ve zihinsel sağlıkta bozulma riski artar.

MÜCADELE TEPKİSİNİN YARATTIĞI STRES

Bir olaya karşı mücadele etmeye karar verildiğinde, vücuttaki tüm güçler bir araya getirilmeye çalışılır. Yine kalp atışımız hızlanır ancak tehdit tepkisinin aksine kan damarları genişler ve vücuda daha fazla oksijen pompalanmaya başlar.

Mücadele tepkisi ile yine böbrek üstü bezleri kortizol salgılar, kanda şeker miktarı yükselir. Ancak strese ol açan olay ortadan kalkınca, beyin hızla kortizol salgısını durdurur; kanda şeker düzeyi normale döner.

Mücadele tepkisinin doğurduğu stres yararlı bir stresken, tehdit tepkisinin doğurduğu stres yıkıcı bir strestir.

Mücadele tepkisi kazanma hırsınını yükseltir. Bunun için gerekli psikolojik ve fiziksel gücün yükselmesine neden olur. Tehdit tepkisi stresi kaybetme korkusu yaratır; kaybetmeye ve moral ve fiziki çöküntüye neden olur.

Mücadele tepkisi genetik sağlığı korurken, tehdit tepkisi genetik sağlığın bozulmasına yol açabilir.

UYKUSUZLUK SEBEPLERİ VE 6 ADIMDA TEDAVİSİ- INSOMNIA REASONS AND PRACTICAL TREATMENT IN 6 STEPS

KRONİK UYKUSUZLUK (CHRONIC INSOMNIA) RAHATSIZLIĞI VE TEDAVİSİ

ACHE

KRONİK UYKUSUZLUK (CHRONIC INSOMNIA) RAHATSIZLIĞI VE TEDAVİSİ

Yetişkinler için 7-8 saatlik bir uyku normal durumdur. Sebebi belirlenemeyen uykusuzluk uzun süre devam ederse şeker ve kalp-damar ve beyin damar rahatsızlıkları, düşük bağışıklık, kilo sorunu, romatizmal hastalıklar, bellek sorunları, uyku apnesi ve depresyon, panik atak, meme kanseri başta olmak üzere birçok hastalığın sebebi olabilir ve bunları kronik hale getirebilir.

Uykusuzluk işte ve eğitim hayatınızda başarınızı etkileyebilir. Reflekslerinizi zayıflatarak trafik kazası yapmanıza neden olabilir uyku tedavi edici gücü garanti bedava ilaç gibidir. Uykusuzluk çekiyorsanız aşağıdaki tavsiyeleri  değerlendirebilirsiniz

 

  1. FİZİKSEL VE MEDİKAL UNSURLAR

 

  1. Sağlık kontrollerinizi yaptırın; bilmediğiniz bir rahatsızlık uykusuzluğun sebebi olabilir
  2. Hypooxemia, mslt testi (polysomnography and daytıme multıple sleep latency testıng- apnea, paradoxıal ınsomnıa ve parasomnıa için), ve actıgrafi (sirkadian ritm için) gibi ilgili testleri yaptırın.
  3. Boyun ve baş bölgesi muayenesini mutlaka yaptırınız
  4. Uykusuzluğun nedeni genellikle psikolojik sorunlardır. Dostlarınızla veya gerekirse bir psikologla konuşun
  5. Huzursuz bacak sendromunuz (rls: restless leg syndrom), astım, allerji, parkinson, troid, asid reflüsü, böbrek hasarı, kanser, kronik ağrılar uykusuzluğa neden olur; farkında olun ve varsa tedavi olun
  6. “augmentatıon” etkisiyle etkisini kaybeden ilaçları değiştiriniz
  7. Uykusuzluğun bir kalıtsal -gabaa beta 3 geni- veya ffı (fetal famılıal ınsomnıa) ile ilgili prnp (prıon proteın) geni gibi genlerden kaynaklanmadığından emin olun
  8. Fazla kilolarınızdan kurtulun
  9. Özel günlerinizde hormonlarınızı düzenleyecek tedbirler alın
  10. Yatmadan önce ağır spor/egzersiz yapmayın,
  11. Akşama doğru hafif yürüyüşler, bisiklete binme ve yüzmeyi deneyin
  12. Yatmadan önce iç organlarınızı hissedecek kadar gerinme hareketleri yapın
  13. 55 yaş üstü iseniz, haftada 4 defa 20’şer dakikalık yürüyüş, pedal çevirme veya bisiklete binme, uykusuzluğunuzu düzeltebilir.
  14. Hafif masaj yaptırın veya masaj cihazlarından faydalanın

 

  1. HAYAT TARZI

 

  1. Uykunun süresinin değil kalitesinin önemli olduğunu unutmayınız
  2. Gündüzleri şekerleme yapmayın; çok isterseniz öğlenleri olsun ve 20 dk.’yı aşmasın
  3. Egzersiz/spor gündüzleri yapın; akşam geç vakit veya gece kaçının
  4. Stres yönetimi konusunda bilinçli olun
  5. Mümkünse vardiyalı çalışmaları tercih etmeyin
  6. İnanç dünyanızın ve dışarıdaki olayların uykunuza etkisinin bilincinde olun
  7. Meditasyon, derin nefes alma, tai çi, hipnoz, aerobik ve kas gevşetme tekniklerinden faydalanın
  8. Stres düzeyiniz yüksekse, gece yarısı uyanır ve uyumazsınız; farkında olun
  9. Kronik ağrılar uykusuzluğa sebep olabilir; tedavi yollarına bakınız
  10. Gün içerisinde zaman zaman hızınızı keserek, dinlenmeye vakit ayırın
  11. Aile, iş, eğitim ve sosyal çevre içinde vakit geçirin
  12. Meletonin hormonu dengesi için günde en az 2 saat güneşte vakit geçirin
  13. Yüksek voltajlı ışıklar altında durmayın, düşük voltajları tercih edin
  14. Dans edin ve/veya dans okullarına katılın
  15. Yapılacak işlerin bir listesini tutun ve tamamladıkça silin; iş yükü size belirsizlik ve stres yaratmasın
  16. Gündüzleri orman içinde veya çim üzerinde yürüyüşler yapın
  17. Geceleri arkasında aydınlatıcı olan ıpad gibi cihazlar kullanmayın, pc.’nizin ışık düzeyini düşürün
  18. Sizi uykuya daldıracak, size özel bir teknik bulun ve bunu kullanın
  19. Uykusuzluğun ailesel, iş yeri, okul, imtihan, maddi sorunlar veya sosyal kaynak gibi hangi kaynaklardan beslendiğini tespit edin. Ona göre çareler üretin
  20. Uykusuzluğun madde bağımlılığından kaynaklanmadığından emin olun

 

  1. GIDA VE VİTAMİN DESTEKLERİ

 

  1. Yatmadan 2 saat önce su içmeyiniz
  2. Saat 8’den sonra yemek yememeye gayret ediniz
  3. Geceleri ağır yemekler yemeyiniz
  4. Uykunuzu bozan gıdalardan uzak durun; süt ürünleri gibi.
  5. Kahve ve çay gibi kafeinli ve sigara gibi nikotinli ürünler tüketmeyin
  6. Meletonin ve serotonin üretimi için l-triptofanlı gıdalar alın: 1- 2 küçük hafif kızartılmış tam buğday ekmeği gibi.
  7. Bir bardak ballı papatya çayı için
  8. Şeker ve pastane ürünlerinden uzak durun, akşamları aşırı baharat tüketmeyin
  9. Alkol almayın; derin uykuya dalmanızı engeller
  10. B vitaminleri kompleksi (özellikle b9 ve b12), demir ve magnezyumdan yararlanın
  11. Doktor kontrolünde ve geçici bir süre için valerian çayından faysalanabilirsiniz
  12. Çok açsanız, yatmadan hemen önce çok hafif birşeyler yiyin, çok aç veya çok tok olmayın.

 

  1. İLAÇLAR VE YARDIMCI TEDAVİLER

 

  1. Kalp-damar, solunum, nörolojik metebolik rahatsızlıklar başta olmak üzere uykusuzluğun medikal kaynaklarını araştırın.
  2. Şeker hastalığı ve allerji ilaçları, stimulantlar (rıtalın), kortikosteroidler, ağrı kesiciler, virüslere karşı kullanılan damlalar ve zayıflatan haplar, aşırı ilaç kullanımı ve bazı ilaçların etkileşimleri uyku düzeninizi bozabilir
  3. Sorunun kaynağını gizleyen ve bağımlılık yapan uyku ilaçlarından uzak durun; zolpıem, xanax, ativan, restoril gibi… Üzerlerinde daha çok çalışma yapılması gerekliliğine rağmen, bunlar üzerinde yapılan öncü bilimsel çalışmalar, bunların kansere ve ölüme neden olabileceğini göstermektedir.
  4. Anti-histaminik (öksürük baskılayıcı gibi) ilaçlardan uzak durun. Bağımlılık yapabilirler
  5. Uyku ilaçları yerine bilişsel davranış terapisi (cognıtıve behavorıal therapy) alın
  6. Anti-depresanlar ve bulantı karşıtı ilaçlar huzursuz bacak sendromunu tetikleyerek uykunuzu bozabilir
  7. Doktor kontrolünde ve geçici bir süre için meletonin desteği alınız
  8. Akapunktur ve homeopati tedavisi konusunda doktorunuzla görüşün
  9. Yaş ilerledikçe uykusuzluk artabilir; abartılı ise tedbir alın
  10. Pozitif düşünün, negatif düşünceler uykuzluğa neden olur
  11. Gerçekçi olmayan hayaller kurmayın
  12. Bilinç altında yatan bir olay olup olmadığını araştırın. Bu konuda uzman desteği alın
  13. Yatmadan önce ılık bir duş almayı deneyin
  14. Uykuyu kolaylaştırıcı pasifilora, kedi otu gibi çayları deneyin.
  15. Her insanın uyku sorunu birbirinden farklıdır. Homeopatik preparatlar insandan insana değişen uyku bozuklukları için özel semptomları dikkate alarak hazırlanırlar. aşağıdaki link bu konuda önemli bir çalışmadır.

https://www.homeopathycenter.org/insomnia

https://www.homeopathycenter.org/insomnia

 

 

  1. YATAK ODANIZ

 

  1. Yatak odasınızın hijeyn olduğundan emin olun
  2. Yatak odasındaki yatağın, yastık ve yorganın rahat ve sağlıklı olduğundan emin olun.
  3. Yatak odanız huzur versin
  4. Epifiz bezini uyararak, uyku hormonlarını etkiledikleri için tüm elektrik/elektronik cihazları kapatın
  5. Oda sıcaklığı 22 derece civarında olsun; fazla sıcak ve soğuk uykuyu keser
  6. Yatak odanız sessiz ve karanlık olsun.
  7. Dalga sesli müzik gibi rahatlatan müzikler dinleyin
  8. Lavanta yağı gibi, sakinleştirici aromatik yağlar sürün
  9. Odanızda tv. Pc. Gibi cihazlar kullanmayın; yatmadan 1 saat önce tv’yi kapatın
  10. Yatağınız sadece uyuma içindir; günlük işleri oraya taşımayın
  11. Uyuduğunuz süre içinde yatakta olun, uyumadığınız zaman yatakta durmayın
  12. Uykusuzluk endişenizi yenin; bu sizi daha çok uykusuz yapabilir
  13. Çoktandır kullandığınız yatma ortamını yer, yön ve içerik olarak zaman zaman değiştirin
  14. Yastıklarınız dahil yatağınız rahat olsun
  15. Yorganınız ne çok hafif ne de çok ağır olsun. Kış günleri biraz ağır olsun
  16. Yatakta dönüp durmamak için, uykunuz iyice gelince yatağa girin, aksi halde girmeyin. 15 dk. İçinde uyuyamazsanız, yatak odanızdan çıkın
  17. Uyuyamıyorsanız zorlamayınız ve yatak odasından çıkınız

 

  1. HUZURLU BİR GECEYE GİRİŞTE DESTEKLER

 

  1. Erken yatın; gece yarısından önce her 1 saatlik uyku, 2 saate bedeldir
  2. Yarın yapılacakları planlayarak, 1 saat önce dünyadan kop
  3. Ilık bir duş, masaj, dinlendirici bir müzik gibi rahatlatan birşeylerle geceye başla
  4. Her gece aynı saatte yat ve aynı saatte kalk; vücüdunu şaşırtma! Panik yaptırma!
  5. Aklın çok meşgulse, bunları bir yere not ederek, aklından çıkarıp gözlerini kapa
  6. Sizi sürüklemeyen, normalde okumak istemediğiniz birşey okuyun
  7. Vücut detoxu sabaha karşı yapar, ona vakit vermek için erken yatın
  8. Uyku ilaçları yerine size özgü seçilecek bir homeopatik tedavinin yan etkisi sıfırdır. Homoeopatiden istifade edin. Örneğin: kafea cruda (coff), kahve kaynaklı uykusuzluğu önleyebilir.
  9. Akşama doğru daha çok huzur veren konulara yoğunlanın; komik programlar izleyin
  10. İşinizdeki veya eğitiminizdeki başarısızlıkları büyütmeyin; her günün yeni bir başlangıç ve her şeyin mutlaka bir sonu olduğunu unutmayın
  11. Yatağa girdiğiniz zaman ayaklarınız üşüyorsa çorap giyin
  12. Oda tam karanlık değilse, göz maskesi takın
  13. Gürültü uykunuzu kaçırıyorsa, kulaklık takın
  14. Alarm saatinizi göremeyeceğiniz bir yere koyun
  15. Yaşadığınız gün ne şekilde olursa olsun şükretmesini bilin ve yarın yaşayacağınız güzellikler için dua edin

 

 

If your complaints are the same as the following patient, you can benifit of the recommendation below.  The sample patient’s complaints were as follows:

She does not fall asleep and/or she does not stay asleep. She just tosses and turnes every night.  She feels crabby or simply worn out. She usually awakens feeling unrefreshed, which takes a toll on her ability to function during the day.  Her quality of life gets worse and worse. The complaints goes on especially about daytime fatique, Irritability, depression or anxiety, difficulty paying attention or focusing on tasks, increased errors or accidents, ongoing worries about sleep.

Typical complications for diagnosis of insomnia can be summarized as lower performance on the daily activities, slowed reaction time while driving and higher risk of accidents, psychiatric problems, such as depression or an anxiety disorder, overweight or obesity, poor immune system function, stress related hair loss, increased risk and severity of long-term diseases, such as high blood pressure, heart disease and diabetes. All these symptoms but obesity have been witnessed on this patient.

She has been also asked/checked especially for the chronic pain, breathing difficulties or a need to urinate frequently, that might develop insomnia and for the arthritis, cancer, heart failure, lung disease, gastroesophageal reflux disease (GERD), hyper or hypoactive thyroid, stroke, parkinson disease and Alzheimer’s disease all which might also be linked to the insomnia. Making sure that her medical conditions are well treated may help with her insomnia.

After a thru physical examination and thru conversation with the patient, ongoing stressful events in her life has been evaluated as primary reason for insomnia. She had lost her father 8 years ago and her husband 1 month ago because of a first time heart attack.  Chronic depression was not allowing her to relax.  It was causing imbalances in the brain and and at the end, some chemical changes on cellular basis of different tissues.

Our assessment has been summarized to the patient as follows:

a)     You have a mental health disorder.

b)     You’re under a lot of stress.

c)     You do not have a good sleep quality.

d)     You may suffer from sleep Apnea.

1.   THERAPEUTICS /RESULTS:

a)     Keep On Regular Exercise

b)    Try a Life Without Medications.

c)     Take care for Sleep Hygiene and keep Away from Caffeine, nicotine.

d)    Try not to change the work schedule.

e)     Mind for Sleep Hygiene and/or Avoid of Poor sleep habits.

f)      Avoid from the ‘Learned’ insomnia.

g)     Do not eat too much late in the evening but a light snack before the bedtime.

h)    Know that some sort of insomnia is a fact with aging

i)      Be aware that Restless Legs Syndrome (RLS) can be a partial cause for the insomnia

j)      Take care the pills used. They may be good or bad for insomnia

We have recommended melotonin for insomnia (5 milligrams a day for 2 months) and an antidepressant with a sedative effect, mirtazapine (Remeron), 30 mg per day, to use for every other day in return for melatonin.

2.   SUGGESTED SUPPLEMENTATION /TREATMENTS:

We recommended her also the other behavior therapies which can be summarized as follows:

1.     To follow a regular sleep schedule.

2.     To take a cognitive behavioral therapy.

3.     Do not remain passively awake.

4.     To take a Stimulus Control Therapy.

5.     To take a relaxation training.

6.     To record the biofeedback.

7.     To Keep a sleep diary.

8.     Avoid of napping .

9.     Take into consideration these tips for a better sleep
a)     Find ways to relax.
b)    Make the bed comfortable.
c)     Create a sleep-friendly space in your bed room.
d)    Hide the clocks.
e)     Get out of bed if you’re not sleeping.
f)      Use your bed and bedroom only for sleeping or sex.
g)     Spend a little time in the sun.
h)    Exercise and stay active.
i)      Drink less before the bedtime.
j)      Have a comfortable bed room.
k)    Manage stress of daily life.
l)      Have a routine and enough relaxing bedtime.
m)   Prevent interruptions in the sleep.
n)    Tai chi and Yoga will help to relax.
o)     Don’t skip meals, especially breakfast. Change your eating habits.
p)    Don’t go to bed hungry.  Avoid large, high-fat meals late in the day.
q)    Learn problem-solving skills.
r)     Be social.
10.   Alternative Medicine
a)   Valerian.  (400 to 900 mg daily with an extract containing 0.4 to 0.6 percent of valerenic acid)

b)  Take an acupuncture treatment.

c)   Take a reflexology treatment.

3.        NOTES FOR FURTHER CONSİDERATION:

a)    Do not allow for an “Adjustment Disorder”

b)   Stop multi-tasking, focus on your “to do list”

c)    Cut back your screen time

d)   Mind your screen time

e)    Take care your other risk factors associated with the insomnia

EKZEMA NEDEN OLUR, 3 AYLIK BİR TEDAVİ İLE NASIL TEDAVİ OLUR? WHAT IS THE SOURCE OF ECZEMA AND HOW COME YOU GET RID OF THAT IN A THREE-MONTH PERIOD?

KAÇAMAK YAPMADAN, 3 AY SÜRECEK BİR TEDAVİ İLE EGZAMADAN KURTULABİLİRSİNİZ.

EKZEMA SEBEPLERİ VE PRATİK ÇÖZÜM YOLLARI

ECZEMA SOURCES AND PRACICAL TREATMENT WAYS.

Egzema sebepleri ve pratik çözümler:
DÜNYA GÖRÜŞÜNÜZ, YEDİKLERİNİZ İÇTİKLERİNİZ İLACINIZ, İLACINIZ DÜNYA GÖRÜŞÜNÜZ, YEDİKLERİNİZ İÇTİKLERİNİZ OLSUN.
Bilim insanları genetik yapımızda insana ait olmayan 145 tane gen buldular. Bunlar yediklerimiz, içtiklerimiz ve duygusal, zihinsel, ruhsal etkileşimlerimizle görüşümüzle genlerimize yerleştiler ve yerleşmeye devam ediyorlar…
Egzema, vücudu içten veya dıştan etkileyen bir rahatsızlığın cilde yansımasıdır. Asıl tedavi olarak dıştan tedavi değil de sebebi ortadan kaldıracak tedaviler izlenmelidir.
STRESTEN UZAK DURUNUZ ve;
1. Cildinizi mutlaka nemli tutunuz.
2. Özellikle deterjan kullanımında, mutlaka eldiven takınız.
3. Tırnaklarınızı kısa ve düz kesiniz ki; kaşınan yeri kaşırken daha fazla tahrişe neden olmasın.
4. Banyo ve mutfakta sıcak değil, ılık su kullanın.
5. İşiniz biter bitmez ellerinize nemlendirici merhemler sürün.
6. kolonya gibi, alkol içeren ürünler kullanmayınız.
7. sıcaktan ve aşırı terlemekten kaçının.
8. Her türlü baharattan kaçının.
9. Kaşıntınızı arttıran şeylerden uzak durunuz.
10. Aşırı kuru ve aşırı nemli ortamlar kaşıntıyı arttırır. Uzak durunuz.
11.Evde çiçek ve hayvan beslemeyiniz.
12. Pişmiş besinleri bekletmeden tüketmeye çalışınız.
13. Pişen besinleri iyi pişiriniz.
14. Boyalı ürünlerden uzak durunuz.
15. Astım, saman nezlesi, karaciğer, böbrek ve bağırsak rahatsızlıklarınızı tedavi ettiriniz.
16. Aldığınız ilaçları kontrol ediniz, egzama yan etkili ilaçlardan uzak durunuz.
17. Beslenme tarzınızı alkali beslenmeye çeviriniz, asidik ve proteinli gıdalardan uzak durunuz.
18. Genetik yatkınlığınız var mı? kontrol ediniz.
19 . Nikel ile temastan kaçınızınız.
20. Beyaz ekmek ve glutenli ürünlerden uzak durunuz.
21. Her türlü paketlenmiş ürünlerden uzak durunuz.
22. Her türlü işlenmiş et ürünlerinden uzak durunuz.
23. Yoğurt ve kefir gibi ürünler hariç, süt ve süt ürünlerinden (laktoz)
24. Bol elbise ve iç çamaşırları giyiniz.
24. Evinizdeki akarları yok edecek yöntemler uygulayınız.
25. Evin içindeki canlı cansız çiçeklerin kaşıntınıza olan etkilerini dikkate alınız.
26. Egzemanın neden olduğu şey, çoğu durumda kişiden kişiye değişir. Sizde egzema semptomlarını arttıran şeylerin neler olduğunu tespit ederek, bunlardan uzak durunuz.
27. Her türlü kızartmalardan uzak durunuz.
28. Her türlü gazlı içeceklerden uzak durunuz.
29. Kolon ve ince bağırsak sağlık kontrolünüzü yaptırınız.
30. Manganez, bakır ve sülfür oligo element düzeyiniz düşük olabilir. kontrol ettiriniz.
31. Vitamin B eksikliği vardır. Vitamin B desteklerinden yararlanmanız gerekebilir.
PRATİK RAHATLATMA YOLLARI
-Salyangozun öz suyunu kulak çubuğu ile alınız, ve etkilenmiş bölgeye sürünüz.
-Yarım litre klorsuz suda bir avuç beyaz dut kurusu bir taşım kaynatılıp. egzemalı bölgelere sürünüz.
-1 ay civarında akşamları ısırgan otu çayı içiniz.
– Bol miktarda yoğurt ve kefir tüketiniz.
– Canlı bakteri içeren prebiyotikler tüketiniz.
– Başta beyaz ekmek olmak üzere, buğday ve buğday ürünlerinden uzak durarak, gluten intoleransının neden olduğu kaşıntının önünü kesiniz.
– Temiz hava, temiz gıda, temiz su ve temiz düşünceye odaklanınız.
– Her fırsatta gülünüz… Sizleri güldürecek fıkralar öğrenip, dostlarınızla paylaşınız.
– Başta ağır metal detoxu olmak üzere, bilinçli bir detox programı uygulayınız.
ve;
1. Ellerinizi sirke, ingiliz tuzu, sofra tuzu, yulaf ezmesi veya kabartma tozu eklenmiş su ile yıkayınız.
2. Nemlendirici olarak hindistan cevizi yağı kullanınız.
3. Her gün toplam 1 avuç badem ve kabak çekirdeği tüketiniz. Katı yağlar ve margarinler yerine, bitkisel yağlar kullanınız.
4. Her gün 1 adet Silly Marine bitkisel draje alınız.
5. Karaciğer dostu (enginar, kereviz, ananas gibi) gıdalar tüketiniz.
6. B vitamini zengini koyu renkli sebze ve meyveler tüketiniz. Bu meyvelerin/sebzelerin lezzeti hafif ekşi veya hafif tatlı olsun. B vitamini desteklerinden ve manganez, bakır ve sülfür eksikliği varsa, bu desteklerden yararlanınız.
7. “Seramid” oranı yüksek nemlendiriciler kullanınız. (Eczacınız bu konuda size yardımcı olabilir)
8. Sarmısak, turşu, karabiber ve pulbiber gibi sıcak gıdalardan ve sıcak içeceklerden uzak durunuz.

KEMİK ERİMESİ (OSTEOPOROZ) VE DAMAR SERTLİKLERİNE KARŞI İLAÇ GİBİ BİR VITAMIN; K2 VE 1 DEMET MAYDANOZUN SİHRİ-VITAMIN K2 AND PARSLEY AGAINST OSTEOPOROSIS AND MIRACLE OF A BUNCH OF PARSLEY

 

Kemik erimesine (osteoporoz) ve kalp damar ve beyin damar tıkanıklıklarını önlemede ilaç gibi bir vitamin; K2 ve ilaç gibi bir sebze: Maydanoz
 
1. K2 vitamini kemiklerimizin ana dolgusu olan kalsiyumun emilimi için çok önemli bir vitamindir. K2 vitamini ile birlikte alınan kalsiyum, kemik ve dişlerde kalsiyum eksikliği için önemli olan osteokalsin proteinini aktive eder. Böylece kalsiyum kemik ve dişlere yerleşebilir.
 
2. Kalsiyumun fazlası vücut için tehlikelidir. damarlarımızda ve böbreklerimizde çökerek birikmesi buralarda tıkanıklıklara neden olur. Kalp damar rahatsızlıkları ile böbrek rahatsızlıkları başlar. K2 vitamini kalsiyumun buralarda çökmesini önleyen matris gla proteinini aktive ederek bu çökmeyi engeller. Maydanoz içerisinde bulunan bol miktardaki B vitamin komplexleri, kemikleri zayıflatan homocystein protein düzeyini düşürürerek kemik sağlığına ayrıca yardımcı olmaktadır.
 
3. Böbrek yetmezliği sonucu ortaya çıkan damar kireçlenmelerinin tedavisinde K2 vitamininin önemi bilimsel çalışmalarda gösterilmiştir.
 
K2 vitamini en çok maydanozda bulunmaktadır. 1 demet maydonozda günlük ihtiyacımızın 10 katı kadar K2 vitami ve %14’ü kadar kalsiyum içermektedir.
Maydanozun faydaları bununla da bitmez;
– Maydanozun antioksidan değeri (ORAK) 74000 olup, en üst sıralarda bulunmaktadır. Bu özelliği ile etkin bir kanser önleyicidir.
– İçerisinde bulunan C, A ve K vitaminleri ile bağışıklık sistemimizi güçlendirir. Vitamin A, özellikle lenfositlerin ve beyaz kan hücrelerinin etkilerini arttır.  Yükselern bağışıklık sistemi, romatizmal rahatsızlıkları önler.
– Yüksek lif içeriği ile bağırsak sağlığı için önemlidir. Bağırsakta yüksek lif miktarı kanda kollestrol seviyesinin düşmesine yardımcı olur.
– İçerisinde bulunan apigenin flavonoidi ile öğrenme ve hafızayı güçlendirir. Beyin nöronlarının sağlığını koruyarak bunamayı ( alzheimer) önler.
– Maydanoz ıspanağın 2 katı demire sahiptir. Günlük demir ihtiyacımızın %34’ünü karşılar. Demir, kırmızı kan hücrelerimizin oksijen taşıma kapasitesinin artmasına yardımcı olur. Kansızlığı önler.
-Maydanozun içinde portakaldan 3 kat fazla ve günlük ihtiyacımızın %60 kadarını karşılayacak kadar C vitamini, %50 kadarını karşılayacak A vitamini bulunur.
– Maydanoz göz sağlığı için de önemlidir. Gözde makula dejenarasyonunu ve kataraktı önleyen lutein ve zeaxanthin içerir.
-Maydanozda, metebolik sürecin sağlıklı işleyebilmesi için gerekli olan bakır ile karaciğer sağlığı için önemli olan manganez (super-antioxidant superoxide dismutase) vardır.
-Maydanoz enzim yönünden de zengindir. İçerisinde protein ve yağların sindirilmesine yardımcı enzimler vardır.
-Maydanoz vücuttan fazla suyun atılmasında ve kilo vermede çok etkilidir.
– Maydanozun içindeki B9 vitamini (folat) kırmızı kan hücrelerinin oluşmasına ve  sağlıklı genetik yapının ortaya çıkmasında önemlidir.
– Maydanoz idrar söktörücü etkisi ile, yüksek tansiyonun önlenmesinde ve vücuttan toksinlerin atılmasında önemlidir. Vücutta ödemi ve idrar yolu enfeksiyonlarını önler.
-Maydanoz çayı, kolit, hazımsızlık ve bağırsak gazlarının önlenmesinde çok yararlıdır.
-Maydanoz, kanı temizler; özellikle vücuttaki zararlı civanın temizlenmesinde önemlidir.
-Maydanoz içerisinde bulunan myricetin enzimi ile kan şekerinin düşürülmesinde, insülin direncinin kırılmasında önemlidir.
– Maydanoz etkin bir antiseptiktir. Diş eti rahatsızlıklarının önlenmesinde faydalıdır.
– Maydanoz etkin bir karaciğer temizleyicisidir. Karaciğer detoxu için önemidir. Karaciğer detox sürecinde çok önemli bir enzim olan limonen enzimini ihtiva eder.
– Maydonoz yüksek miktarda potasyum içeriği ile, vücutta mineral madde dengesizliğini önlemede çok etkin rol oynar.
-Maydanoz, sinir hücrelerindeki kadmiyumparsley toksiditesini önleyerek, sağlıklı bir sinir sistemi için çok önemlidir.
– Maydanoz ciltteki yağ üretimini düzenler. Bu açıdan etkin bir akne savaşçısıdır.
-Düzendli içilen maydanoz çayı vücutta ürik asit düzeyini düşürerek yangısal süreçleri önler.
– Maydanozun içinde bulunan apigenin enzimi, prostat, kolon ve kolorektal kanserlerini tedavi ve önlenmesinde çok etkilidir; bu enzim kanser hücrelerinin çoğalmasını engellemektedir.( kaynak: oncotarget). maydanoz içerisinde bulunan myristicin enzimi ise vücuttaki serbest radikalleri avlayarak kanserojen maddelerin bağlanmasında etkili olmaktadır.
-Maydanoz, safra üretimini ve mide öz sularını arttırarak bağırsak gazlarının önlenmesinde, şişkinlikte, mide bulantısında, hazımsızlıkta ve reflünün önlenmesinde önemli bir bitkidir.
-Maydanoz, bayanlarda hormonal dengesizlikleri ve özel gün kramplarını önler.
-Maydanoz tohumu pastası, keratin ve kolejen üretimini arttırarak saç sağlığına katkı sağlar.
Not: Hamile bayanların aşırı tüketimi sakıncalı olabilir. Maydanoz yüksek miktarda oxalat ihtiva ettiğinden böbrek taşı oluşumuna ve gut ataklarının artmasına neden olabilir.

BUNAMA (ALZHEIMER) HASTALIĞI, BELİRTİLERİ, NEDENLERİ VE 12 MADDEDE TEDAVİSİ/ALZHEIMER DISEASE SIGNS, CAUSES AND ITS TREATMENT IN 12 ITEMS

 

UNUTKANLIK BUNAMA (ALZHEIMER) BELİRTİSİ OLABİLİR

Eğer yaşınız orta yaşın üzerindeyse ve geçmişi hatırlıyor, yeni olayları hatırlamakta zorluk çekiyorsanız doktorunuzla görüşmeniz uygun olacaktır. Bu durum, farkına varmakta geciktiğiniz takdirde hızla ilerleyebilecek olan Bunama (Alzheimer) hastalığının başlangıcı olabilir.

Alzheimer hastalığının nedeni beyindeki sinir hücreleri arasındaki bağlantıyı kesmesidir. Bağlantısı kesilen sinir hücreleri giderek ölür ve bunun neticesinde beyin küçülmeye başlar.

BUNAMANIN BELİRTİLERİ

Başlangıç safhası:

  1. Kelimeleri unutmak veya eşyaların yanlış yerlere koymak
  2. Okuduğu şeyi hemen unutmak
  3. Aynı şeyi defalarca sormak
  4. Giderek sorun çıkaracak işlere girmek
  5. Yeni kişilerle karşılaştığında isimlerini hemen unutmak

Orta şiddette bunama belirtileri:

  1. Kendisi hakkında ayrıntıları unutma
  2. Senet veya çek üzerine yanlış tarih ve rakamları yazma
  3. Hangi ay ve hangi mevsim olduğunu unutma
  4. Yemek pişirmede zorluk
  5. Yemek siparişi vermede zorluk

Orta üst şiddette bunamanın belirtileri

  1. Saatin kaç olduğunu unutmak
  2. Adresini, telefon numarasını, gittiği okulu unutmak
  3. Mevsim gereği veya özel o gün için hangi elbiseyi giyeceğini bilememek

Bunamaya neden olan etmenler:

Bunamaya neden olan etmenler:

Vücutta artan oksidatif hasar bunamanın başlıca nedeni olarak görülmektedir.Yaşın ilerlemesi ile birlikte doğal olarak oraya çıkması.

  1. Yaşın ilerlemesi ile birlikte doğal olarak veya genetik vb. nedenlerle beyin sinir hücre sağlığının bozulması.
  2. Genetik nedenlerle beyin sinir hücre sağlığının bozulması.
  3. Baş bölgesinde bir travmanın yaşanması.
  4. Vücutta silikon düzeyinin artması
  5. Vücutta serbest radikal düzeyinin artması
  6. Beyin damar rahatsızlıkları
  7. Beyinde alüminyum düzeyinin yükselmesi. Alüminyum pişirme kapları ve kağıtlarından dolayı alüminyum bulaşık gıdalar, sütten yapılmayan kremalar, kabartma tozu, sofra tuzu, Alüminyum merdaneler arasından geçen beyaz pirinçler bu açıdan dikkatle yenmelidir. Başlıca alüminyum kaynakları olarak su, gıdalar, antiasitler ve deodorantlar sayılabilir. Bazı içme sularının temizlenmesi için alüminyum “alum” olarak kullanılmaktadır. Yerel otoritelerden içme suyunda ne kadar “alüminyum” olduğunu öğrenebilirsiniz. Sitrik asit ve kalsiyum sitrat sudan ve gıdalardan alınan aliminyum oranını arttırabilir,

TEDAVİSİ

  1. Hastalığın başında, 2 yıl boyunca desferrioxamin’in kasa şırınga edilmesi ile vücuttaki aliminyumun desferrioxamine bağlanarak idrarla atılmasının sağlanması.
  2. Antioksidanlar hastalığın başlamasını geciktirmektedir. Günde 3000 mg. vitamin C ve 3200 IU vitamin E kullanılması bunamaya karşı kullanılan ilaçlara başlama süresini 5-6 yıl civarında geciktirmektedir.
  3. Bol bol mantar ve siyah fasülye tüketilmesi. Mantarda ve siyah fasülyede bulunan ergotionein proteini çok güçlü bir antioksidandır. Ergotionein, hücrede mitokondria DNA’sını oksidatif stresten korumaktadır. Magnezyum zengini gıdalarla beslenilmesi veya magnezyum desteklerinden yararlanılması. Magnezyum, alüminyum emilimini alüminyuma rakip olması nedeniyle azaltır.
  4. İşlenmiş her türlü gıdadan uzak durulması. Magnezyum zengini oldukları için koyu yeşil renkli sebzeler, fındık fıstık gibi çerez ve tohumlar yenilmesi.
  5. Acetylcolin nörolojik iletişimi ve dolayısıyla hafıza gücünü arttırır. B1 vitamini (thiamin) beyinde acetylkolin gibi işlev görür. Başta Thiamin olmak üzere B vitaminleri takviyesi yapılması. Günde 3-8 gram aralığında kullandırılırsa hastaların hafıza gücü kuvvenlendirilebilir.
  6. Metilkobalamin ve adonesil kobalamin formatında B12 vitamini kullanılması
  7. DNA sağlığı ve süperoxid dismutaz enzimi gibi vücut için gerekli birçok enzimin yapısında bulunan ve DNA kopyalanması ve tamirinde önemli rol oynayan Çinko desteklerinden yararlanılması. Zink aspartat olarak günde 27 mg. Alınabilir.
  8. Lesitinin yapısında bulunan, fosfatidil kolin desteklerinden yararlanılaması. Fosfatidil kolin, beyinde sinir hücreleri arasındaki iletişimi güçlendiren asetilkolin seviyesini yükseltmektedir. 15-25 gr/gün dozajında alınabilir. Bu konudaki bilimsel çalışmalar birbirini teyit etmediği için, 15 günlük bir kullanım sonucu bir fayda görülmezse kullanıma son verilmelidir.
  1. Beyin hücre zarlarını kuvvetlendirici olarak fosfatidilserin düzeyinin güçlendirilmesi. Genel olarak fosfatidilserin beyin tarafından üretilmektedir. Ancak beyinde B9 ve B12 vitaminlerinin eksik olması durumunda bu üretim yeterli olamamaktadır. Bu desteklerin alınması ile fosfatidilserin düzeyi de yükselmektedir. Fosfatidilserin düzeyi yüksek olan hastaların huyları iyileşmekte, davranışları düzelmekte ve hafıza güçleri yükselmektedir.
  2. L-Asetlkarnitin beyin hücrelerinde enerji düzeyini yükseltmekte, hücre zarlarını stabilize etmektedir. Destek olarak verilebilir.
  3. DHEA beyinde çok yoğun bir şekilde bulunur. Hafızayı güçlendirir. Yaşlılıkla birlikte hızla azalamaya başlar. DHEA gıda desteği olarak verilebilir. DHEA, vücuttaki faaliyetleri düzenleyen tüm steroid hormonların (sex hormonları, kortikosteroidler vb) kaynağıdır. 50 yaşlarındaki erkekler için 25-50 mg, bayanlar için günde 15-25 mg. Kullanılabilir. Yaş ilerledikçe bu dozlar daha da arttırılabilir. DHEA, şeker hastalığının tedavisinde, obezitede, yüksek kolestrol tedavisinde, kalp rahatsızlıklarında ve artrit tedavisinde önemli bir destektir. Yüksek dozlarda vücutta akne görülmesi durumunda dozaj düşürülmeli veya desteğe son verilmelidir.
  4. Zihinsel faaliyetlerin sağlık düzeyini yükseltmek için keten tohumu yağı ve gingo biloba ekstresi (günde 3 defa 80 mg) ve zerdeçal destek olarak kullandırılabilir.

NOT: Burada verilen gıda desteklerinin dozajları bilimsel çalışmalara konu özel hastalar için kullanılan dozajlardır.  Söz konusu destekler hastaya gerekli testler yapılmadan kullandırılmamalıdır. Belirtilen dozajlar bu testlerden sonra her hasta için uygun doz olarak tespit edilmelidir. Hastanın tedavisi süresince, doz miktarları değişkenlik gösterebilir. Her hasta için, hastanın özel durumuna göre bazılarının verilmesi zararlı olabileceği gibi, verilmesi gerekenler de cins ve dozaj olarak farklılık gösterecektir.