HIV VE LÖSEMİ AYNI ANDA NASIL TEDAVİ EDİLEBİLİR? HOW CAN YOU TREAT HIV AND LEUKEMIA AT THE SAME TIME?

HIV VE LÖSEMİ AYNI ANDA NASIL TEDAVİ EDİLEBİLİR? HOW CAN YOU TREAT HIV AND LEUKEMIA AT THE SAME TIME?

Aynı anda HIV ve Lösemili olan bir hastanın hastalığı nasıl tedavi edilebilir?
 
Dünya nüfusunun %1’i doğuştan HIV virüsüne dayanıklı akyuvarlara sahiptir. Bu kişilere ait akyuvarların hücre yüzeyleri, HIV virüsünün tutunamayacağı reseptörlere sahiptir.
 
ABD’de yapılan bir tedavi sonucu her iki hastalık da eş zamanlı olarak yenilmiştir. Bu dünyada bir ilktir. Öncelikle hastalıklı kişinin kemik iliği tamamen değiştirilmiştir. Bundan sonra genetik yapısı da hastalıklı kişiye uyan %1’lik kesim içerisindeki bu kişilerden alınan hücrelerle yapılan tedavi her iki hastalığın da tedavi edilmesini sağlamıştır.

DERİN NEFES TEKNİKLERİ OTO-İMMÜN KAYNAKLI RAHATSIZLIKLARI RAHATLATABİLİR. DEEP BREATING TECHNICS CAN BE HELPFUL TO AUTO-IMUNE BASED DİSTURBANCES

DERİN NEFES TEKNİKLERİ OTO-İMMÜN KAYNAKLI RAHATSIZLIKLARI RAHATLATABİLİR. DEEP BREATING TECHNICS CAN BE HELPFUL TO AUTO-IMUNE BASED DİSTURBANCES
Karın bölgesinden başlayarak baş bölgesine kadar yukarı doğru derin nefes alıp bunu hemen bırakmak, bu olayı 30 civarında yapmak, bağışıklık sistemi rahatsızlıklarının tedavisinde önemlidir. Bu nefes tekniği, oto-immün rahatsızlıklarda aşırı çalışan bağışıklık sistemini sakinleştirmektedir.
Bu nefes tekniği sayesinde, artan adrenalin düzeyi, kandaki karbondiyoksit düzeyini hızla düşürerek oksijen düzeyini arttırmaktadır. Artan oksijen düzeyi vücudu alkali yapmaktadır. Asidik vücudun kanser dahil birçok rahatsızlığın ana nedeni de dikkate alındığında konunun önemi daha iyi anlaşılacaktır.
Bu konudaki çözüm, bağışıklık sisteminin sağlam hücrelere de saldırmasından kaynaklı hastalıklar açısından çok önemlidir.
Bu nefes tekniği aynı zamanda vücutta adrenalin hormonu düzeyini yükselterek, metebolizmayı hızlandırmakta, netice olarak vücut ısısını yükseltmektedir. Yükselen vücut ısısı, sıfırın altında soğuk çevre ve havadan dolayı donmayı da önlemektedir.

KEMİK ERİMESİ (OSTEOPOROZ) VE DAMAR SERTLİKLERİNE KARŞI İLAÇ GİBİ BİR VITAMIN; K2 VE 1 DEMET MAYDANOZUN SİHRİ-VITAMIN K2 AND PARSLEY AGAINST OSTEOPOROSIS AND MIRACLE OF A BUNCH OF PARSLEY

 

Kemik erimesine (osteoporoz) ve kalp damar ve beyin damar tıkanıklıklarını önlemede ilaç gibi bir vitamin; K2 ve ilaç gibi bir sebze: Maydanoz
 
1. K2 vitamini kemiklerimizin ana dolgusu olan kalsiyumun emilimi için çok önemli bir vitamindir. K2 vitamini ile birlikte alınan kalsiyum, kemik ve dişlerde kalsiyum eksikliği için önemli olan osteokalsin proteinini aktive eder. Böylece kalsiyum kemik ve dişlere yerleşebilir.
 
2. Kalsiyumun fazlası vücut için tehlikelidir. damarlarımızda ve böbreklerimizde çökerek birikmesi buralarda tıkanıklıklara neden olur. Kalp damar rahatsızlıkları ile böbrek rahatsızlıkları başlar. K2 vitamini kalsiyumun buralarda çökmesini önleyen matris gla proteinini aktive ederek bu çökmeyi engeller. Maydanoz içerisinde bulunan bol miktardaki B vitamin komplexleri, kemikleri zayıflatan homocystein protein düzeyini düşürürerek kemik sağlığına ayrıca yardımcı olmaktadır.
 
3. Böbrek yetmezliği sonucu ortaya çıkan damar kireçlenmelerinin tedavisinde K2 vitamininin önemi bilimsel çalışmalarda gösterilmiştir.
 
K2 vitamini en çok maydanozda bulunmaktadır. 1 demet maydonozda günlük ihtiyacımızın 10 katı kadar K2 vitami ve %14’ü kadar kalsiyum içermektedir.
Maydanozun faydaları bununla da bitmez;
– Maydanozun antioksidan değeri (ORAK) 74000 olup, en üst sıralarda bulunmaktadır. Bu özelliği ile etkin bir kanser önleyicidir.
– İçerisinde bulunan C, A ve K vitaminleri ile bağışıklık sistemimizi güçlendirir. Vitamin A, özellikle lenfositlerin ve beyaz kan hücrelerinin etkilerini arttır.  Yükselern bağışıklık sistemi, romatizmal rahatsızlıkları önler.
– Yüksek lif içeriği ile bağırsak sağlığı için önemlidir. Bağırsakta yüksek lif miktarı kanda kollestrol seviyesinin düşmesine yardımcı olur.
– İçerisinde bulunan apigenin flavonoidi ile öğrenme ve hafızayı güçlendirir. Beyin nöronlarının sağlığını koruyarak bunamayı ( alzheimer) önler.
– Maydanoz ıspanağın 2 katı demire sahiptir. Günlük demir ihtiyacımızın %34’ünü karşılar. Demir, kırmızı kan hücrelerimizin oksijen taşıma kapasitesinin artmasına yardımcı olur. Kansızlığı önler.
-Maydanozun içinde portakaldan 3 kat fazla ve günlük ihtiyacımızın %60 kadarını karşılayacak kadar C vitamini, %50 kadarını karşılayacak A vitamini bulunur.
– Maydanoz göz sağlığı için de önemlidir. Gözde makula dejenarasyonunu ve kataraktı önleyen lutein ve zeaxanthin içerir.
-Maydanozda, metebolik sürecin sağlıklı işleyebilmesi için gerekli olan bakır ile karaciğer sağlığı için önemli olan manganez (super-antioxidant superoxide dismutase) vardır.
-Maydanoz enzim yönünden de zengindir. İçerisinde protein ve yağların sindirilmesine yardımcı enzimler vardır.
-Maydanoz vücuttan fazla suyun atılmasında ve kilo vermede çok etkilidir.
– Maydanozun içindeki B9 vitamini (folat) kırmızı kan hücrelerinin oluşmasına ve  sağlıklı genetik yapının ortaya çıkmasında önemlidir.
– Maydanoz idrar söktörücü etkisi ile, yüksek tansiyonun önlenmesinde ve vücuttan toksinlerin atılmasında önemlidir. Vücutta ödemi ve idrar yolu enfeksiyonlarını önler.
-Maydanoz çayı, kolit, hazımsızlık ve bağırsak gazlarının önlenmesinde çok yararlıdır.
-Maydanoz, kanı temizler; özellikle vücuttaki zararlı civanın temizlenmesinde önemlidir.
-Maydanoz içerisinde bulunan myricetin enzimi ile kan şekerinin düşürülmesinde, insülin direncinin kırılmasında önemlidir.
– Maydanoz etkin bir antiseptiktir. Diş eti rahatsızlıklarının önlenmesinde faydalıdır.
– Maydanoz etkin bir karaciğer temizleyicisidir. Karaciğer detoxu için önemidir. Karaciğer detox sürecinde çok önemli bir enzim olan limonen enzimini ihtiva eder.
– Maydonoz yüksek miktarda potasyum içeriği ile, vücutta mineral madde dengesizliğini önlemede çok etkin rol oynar.
-Maydanoz, sinir hücrelerindeki kadmiyumparsley toksiditesini önleyerek, sağlıklı bir sinir sistemi için çok önemlidir.
– Maydanoz ciltteki yağ üretimini düzenler. Bu açıdan etkin bir akne savaşçısıdır.
-Düzendli içilen maydanoz çayı vücutta ürik asit düzeyini düşürerek yangısal süreçleri önler.
– Maydanozun içinde bulunan apigenin enzimi, prostat, kolon ve kolorektal kanserlerini tedavi ve önlenmesinde çok etkilidir; bu enzim kanser hücrelerinin çoğalmasını engellemektedir.( kaynak: oncotarget). maydanoz içerisinde bulunan myristicin enzimi ise vücuttaki serbest radikalleri avlayarak kanserojen maddelerin bağlanmasında etkili olmaktadır.
-Maydanoz, safra üretimini ve mide öz sularını arttırarak bağırsak gazlarının önlenmesinde, şişkinlikte, mide bulantısında, hazımsızlıkta ve reflünün önlenmesinde önemli bir bitkidir.
-Maydanoz, bayanlarda hormonal dengesizlikleri ve özel gün kramplarını önler.
-Maydanoz tohumu pastası, keratin ve kolejen üretimini arttırarak saç sağlığına katkı sağlar.
Not: Hamile bayanların aşırı tüketimi sakıncalı olabilir. Maydanoz yüksek miktarda oxalat ihtiva ettiğinden böbrek taşı oluşumuna ve gut ataklarının artmasına neden olabilir.

STRES HÜCRELERİMİZE NASIL GİRER? HOW DOES THE STRESS ENTER TO OUR CELLS

 

TEHDİT VE MÜCADELE STRESİNİN GENETİK SAĞLIKLA İLİŞKİSİ- THREAT AND FIGHT STRESS AND GENETIC HEALTH

 

positive stress

 

STRES HÜCRELERİMİZE NASIL GİRER?

HOW DOES THE STRESS GET INTO OUR CELLS?

Tehdit stresi damarları büzerek vücuda daha az kan ve oksijen akışına neden olurken, mücadele stresi damarları genişleterek vücuda daha fazla kan ve oksijen akımına sebep olur.
Tehdit stresi genetik yıkımlara sebep olurken, Mücadele stresi, genetik sağlığı korur. Kalifornia San Fransisko Hastanesinde yapılan araştırmalar bu neticeleri doğrulamaktadır.

KRONİK TEHDİT VEYA KORKU ALTINDA YAŞANAN STRESİN NETİCELERİ?

Algılanan tehdit tepkisi insanı kapanmaya ve acıya dayanmaya hazırlar. Korku veya tehdit altında vagus siniri devre dışı kalır. Vagus siniri , iç organlarımıza emniyet duygusu vererek onların sakin kalmalarını sağlayan beyinden doğrudan kalp, akciğer ve böbrek gibi iç organlara doğrudan erişim sağlayan sinirdir. Kendimizi sürekli bir tehdit altında hissettiğimiz zaman, genetik yapımız olan DNA bütünlüğümüzü koruyan kromozonların uçlarındaki telomer boyları kısalır. Bunun sonucu olarak hücrelerimizdeki DNA bütünlüğü bozulmaya başlar. Hücreler programlandığı gibi görevlerini yerine getiremezler ve hastalık riski yükselir. Kronik stres altında karşılaşacağımız önemli risklerin bazıları aşağıda açıklanmıştır:

1.KALP VE BEYİN DAMAR HASTALIKLARI İLE KRONİK BÖBREK YETMEZLİĞİ RİSKİ: Korku veya tehdit altında kan damarlarımız daralır. Çünkü tehdit bize zarar verdiği zaman vücuttan fazla kan akmaması lazımdır. Bunun sonucu olarak, tansiyonumuz yükselir, kalp atışlarımız artar. Beynimize akan kan miktarı azalır. Kalp, beyin ve damar hücreleri yeteri kadar beslenemez. Buradaki hücrelerin kromozom uçlarındaki telomerler kısalmaya başlar ve zaman içerisinde genetik yapı bozukluklarına sebep olur. Hücre yapıları bozulur; kalp, beyin ve damar rahatsızlıkları riski artar.

  1. KRONİK BÖBREK YETMEZLİĞİ RİSKİ: Böbrekler seçmeli süzgeç görevi gören özel hücreleri ile kanı süzerler. Böbrekler çok ince kılcal damarlara sahiptirler. Süreli yüksek tansiyon neticesinde bu damarlar ve hücrelerde genetik kırılmalar ortaya çıkar ve böbrek kandan dışarı atılması gereken toksik atıkları süzemediği gibi vücudun ihtiyacına göre bir denge içerisinde yürüteceği süzme görevini de yerine getiremezler. Diyalize girme riski artar.
  2. AKCİĞER RAHATSIZLIKLARI RİSKİ: Korku veya tehdit altında vagus siniri devre dışı kaldığı için, ihtiyaç duyulan aşırı oksijen nedeniyle nefes sıklığımız artar. Artan nefes sıklığı, vücuda daha çok oksijen vermesi gerekirken, sığ nefes almalar sonucu akciğer tabanında daha fazla karbondioksit yatağı oluşur. Vücudun artan ihtiyacına karşılık yeterli oksijen temin edilemez. Zaman içerisinde akciğer hücreleri başta olmak üzere, tüm hücrelerde oksijen eksikliğinden doğan genetik kırılmalar ortaya çıkar. Vücutta giderek kronikleşen kan ve oksijen miktarındaki düşüş, genetik kırılmaları daha da yükselterek kanser riskini artırır.
  3. KARACİĞER ve PANKREAS RAHATSIZLIĞI RİSKİ: Böbrek üstü bezlerimiz kortizol salgılar. Kortizol tehdit altında ihtiyaç duyduğumuz aşırı enerji için kanda glikoz (şeker) miktarını yükseltir. Hissedilen tehdit veya korku süresi, şiddeti düşse de, uzun zaman devam ederse karaciğerimiz yağ bağlamaya başlar, pankreasımız yağlanır ve insülin üretim kapasitesi düşer. Şeker hastalığı riski artar.
  4. RUHSAL, DUYGUSAL VE ZİHİNSEL RAHATSIZLIKLAR RİSKİ: Kronik stres altında beyinin yeteri kadar kan ve oksijen ile beslenememesi ve toksik maddelerin beyinden atılamaması sonucu beyin hücrelerinde de aynı şekilde genetik kırılmalar ortaya çıkar. Beynin temel görevlerinden olan ruhsal, duygusal ve zihinsel sağlıkta bozulma riski artar.

MÜCADELE TEPKİSİNİN YARATTIĞI STRES

Bir olaya karşı mücadele etmeye karar verildiğinde, vücuttaki tüm güçler bir araya getirilmeye çalışılır. Yine kalp atışımız hızlanır ancak tehdit tepkisinin aksine kan damarları genişler ve vücuda daha fazla oksijen pompalanmaya başlar.

SONUÇ: Olayları değerlendirirken veya düşüncelerimize yön verirken, korku dolu bir yaklaşım bizi genellikle başarısızlığa götürür. Sürekli korku altında yaşamak ise genetik yapımızda geri dönülmez hasarlara yol açabilir. Korku ağırlıklı yaklaşımlar yerine kazanma ağırlıklı yaklaşımlar ise bizi başarıya ve genetik sağlığın sürekliliğine götürür.

Bazen iki duygu bir arada yaşanabilir. Bu durumda korku ağırlıklı yaklaşımın mücadele ağırlıklı yaklaşıma galip gelmesine izin verilmeden, olayın gerektirdiği tedbirleri de alarak mücadele ağırlıklı bir yaklaşımla yönümüzü tayin etmemiz gerekir.

NEDEN ERKEN YAŞLANIRIZ? YAŞLANMANIN SEBEBİ NEDİR? /WHY DO WE GET OLDER UNTIMELY? WHAT IS THE CAUSE OF GETTING OLDER?

NEDEN ERKEN YAŞLANIRIZ ?
YAŞLANMANIN BAŞLICA NEDENİ NEDİR ?
OLDER
 
Telomerler genetik bütünlüğümüzü koruyan kromozomların başlıklarıdır. Kromozomlar DNA taşıyıcı yapılarıdır. Başta kanser olmak üzere, bağışıklık sistemi rahatsızlıklarının, kalp-damar rahatsızlıklarının ve şeker hastalığının kökeninde genellikle hasara uğrayarak kısalmış telomerlerin sebep olduğu kronik iltihaplanma yatar. İltihap, telomerlerin kısalmasına neden olur; saçlar erkenden ağarır.  Kısalmış telomerler:
 
1. Vücuda sürekli iltihap mesajları gönderir,
2. Hücre yaşlanmasına sebep olur; ciltte kırışık ve buruşukluklar görülür, 
2. Yaşlanan hücrelerin ölümlerini uzatarak vücudu tıkar,
 
Yaşlı hücreler, daha fazla iltihaplanmaya neden olur.
 
kronik iltihaplanma, hayatın hastalıklarla geçen süresinin başlıca sebepleri arasındadır.

HÜCRELER ARASI HABERLEŞME VE SİSTEMİK İLTİHAP SÜRECİ VE KANSERE GİDEN YOL. KANSER NASIL BAŞLIYOR? / SYSTEMIC INFLAMATION PROCESS, CELL CYEBERNETICS AND THE WAY TO CANCER. HOW DOES THE CANCER START UP?

KANSER NASIL BAŞLAR? HOW THE CANCER START UP?

Genlerimizin bütünlüğünün yani DNA Bütünlüğünün bozulması kansere giden yolun da başlangıcıdır. DNA bütünlüğünü koruyan en önemli yapı, kromozomların uçlarındaki telomerlerdir. Telomerler aşındıkça boyları kısalır ve kromozomların yapıları korumasız kalmaya başlar. Kromozomlar üzerinde bulunan DNA yapıları da bütünlüğünü kaybetmeye başlar.

Böyle bir durumda, hücre diğer hücrelerden yardım almak üzere Yaşlılığa Bağlı Salgı Fenotipi (YBSF) ismi verilen haberci proteinler salgılar.

Hücre hasarı bir yaralanma veya benzeri bir durumdan ortaya çıkmış ise, bu yardım çağrısı onarıcı veya bağışıklık hücrelerine ulaşır ve süreç hücrenin hasarının giderilmesi ile tamamlanır.

Hücre hasarı telomer hasarı dolayısıyla DNA hasarı şeklinde ise, durum değişir. Bu yardım sinyallerine cevap veren hücreler telomerin, kendini korumak amacıyla, direnmesi sonucu asla hücreye yardımcı olamazlar. Ancak hasarlı hücre tarafından sürekli salınan YBSF haberci molokülleri iltihaplanmaya yol açan (stokin benzeri) kimyasallar içerdiğinden vücutta sistematik iltihaplanma süreci başlar. Dışardan yardım alamayan hasarlı hücrede mevcut DNA hasarından dolayı normal fonksiyonlar kesintiye uğrar. Hücre yaşam programı bozulur. Hücrede kontrol edilemeyen çürümeler oluşur. Bu çürümeler, komşu hücrelere doğru yayılır ve zaman içerisinde kanserleşme süreci başlar.

Bu sürecin başlamasını veya başlamışsa kesintiye uğramasını sağlayabilecek 5 tavsiye, bilinen tıbbın değişmez kuralı olarak, geçerliliğini sürdürmektedir. Bunlar:

  1. Bol oksijenli temiz hava
  2. Temiz su
  3. Temiz Gıda
  4. Temiz Düşünce
  5. Spor ve müzik

SAĞLIKLI, YAKIŞIKLI VEYA GÜZEL GÖRÜNMENİN SIRRI ÖMÜR, SAĞLIKLI YAŞAM VE HASTALIKLI YAŞAMIN TOPLAMIDIR. SAĞLIKLI YAŞAM SÜREMİZİ NASIL ARTTIRABİLİRİZ?/WHAT IS THE SECRET OF POSITIVE VITALITY, BEAUTY AND YOUNGNESS, HOW CAN WE EXTEND OUR HEALTY PERIOD OF LIFE?

KMROMOSAĞLIKLI, YAKIŞIKLI VEYA GÜZEL GÖRÜNMENİN SIRRI
ÖMÜR, SAĞLIKLI YAŞAM VE HASTALIKLI YAŞAMIN TOPLAMIDIR. SAĞLIKLI YAŞAM SÜREMİZİ NASIL ARTTIRABİLİRİZ?

Kanser hücreleri hariç, her sağlıklı hücre bölünerek ama giderek azalan bir hızda çoğalır. Neticede her hücre belli bir süre sonunda artık yaşlanarak bölünemez ve ölür. Bu ömre Hayflick limiti denir. Ancak, Her hücrenin ömrü sınırlı değildir. Kalp damar, akciğer, karaciğer, pankreas, cilt, saç, bağırsak, kemik ve bağışıklık hücreleri yenilenebilir hücreler arasındadır. Hücrelerimiz sağlıklı bir şekilde yenilendikçe, organlarımız da yenilenir ve cildimiz parlar, genç ve güzel/yakışıklı görünürüz. Vücutta ne kadar çok yaşlı hücre varsa, hücreler arası haberleşme o kadar kötüdür ve bunun neticesi olarak o kadar hastalığa yatkınlık, cilte bozulmalar ve yaşlı bir görünüm vardır. 



Sağlıklı, yakışıklı veya güzel görünmenin sırrı, hücre sağlığında ve hücrelerin ömrünü uzatmakta yatmaktadır. Hücre ömrü, stres başta olmak üzere, genetik yatkınlık-“açtırma kutuyu söyletme kötüyü”!, çevresel şartlar, beslenme gibi çok şeyden etkilenir. Bunlar hücre DNA’larının uçlarında bulunan Telomerlerin boylarının kısalma hızını belirler. Çünkü telomer boyları sıfırlanınca hücre de ölmektedir. Telomeraz enzimi ise telomer boylarını arttırarak hücrenin ömrünü uzatmaktadır. Hücre içerisinde bulunan Telomeraz enzimi miktarı azaldıkça telomer boyları kısaldığından, hücre ömrü de kısalmaktadır. Sağlıklı kök hücreler, her organa dönüşebilen anahtar hücrelerdir; ana organlarımızın sürekli sağlıklı kalmasını sağlarlar. Bu hücrelerin içinde ömrümüzün sonuna kadar yetecek telomeraz enzimi bulunduğundan, kök hücreler en uzun sağlıklı yaşayan hücrelerimizdir. Sağlık, güzellik/yakışıklılık ve uzun ömrün sırrı hücre sağlığından geçmektedir. Hücre sağlığını etkileyen en önemli faktör hücreler arası haberleşmenin sağlığıdır.Hücre ömrünü arttırmanın ve hücre sağlığını korumanın yolları ileTelomeraz enzimini arttıran fakörler ayrı ayrı yazıların konusu olacaktır.