ŞEKER HASTALARI İÇİN ORGAN KURTARAN TEDAVİLER/ SAMPLE TREATMENTS INSTEAD OF DIABETIC AMPUTATION

Kuru, sulu ve gazlı gangren olmak üzere 3 türlü gangren/ülserleşme/kanserleşme vardır.

Şeker hastalarının özellikle el ve ayak parmaklarında oluşan gangrenler için bir uzman Homeopatist doktora görünmeleri durumunda, bu hastaların bir amputasyon geçirmeden uzuvlarına kavuşma ihtimalleri yüksektir.


Homeopati ülkemizde yasal bir zemin kazanmış olup, tedavide etkin bir şekilde yararlanılmaktadır. Homeopatide kullanılan tedavi edici maddeler ilaç değildir. Kişinin iyileşme gücünü yükselten etken maddesi, 30-200 milyonda bir gibi aşırı düşük maddelerdir. Bu maddeler seçilirken kişinin kendine özgü durumunu dikkate alınır.

Bu konuda bir örnek olmak üzere bir bayan hastada yapılan uygulamayı aktarmak isterim.

Şeker hastası (212 mg/dL) olan bir bayanın ayak altında, yanlarında ve ayak baş parmağında aşırı ülserleşme vardır. Ülserleşen yerlerin ampute edilme seçeneği dışında kendisine bir seçenek sunulmamaktadır. Bu bayan hastanın kan dolaşımında sorun vardır ve kocasına karşı ilgisi aşırı azalmıştır. El ve ayaklarında aşırı üşüme vardır. Battaniye istemektedir. Dudaklarında kuruma ve aşırı susuzluk vardır. Sol tarafında uyumaktadır. Sık sık idrara çıkmaktadır.

3.11.2001 tarihinde tedaviye alınan hastaya durumu dikkate alınarak, sırasıyla değişik zamanlarda değişik dozları uygulanmak suretiyle 30 C sepia, 30 C slicea ve 30 C sulphur uygulanmıştır. Bu hasta 11.02.2002 tarihinde bir ameliyata gerek kalmaksızın ülserli kısımlar iyileştirilerek taburcu edilmiştir.

SAĞLIĞIMIZI ETKİLEYEN GEN YAPIMIZ DEĞİL… GEN YAPIMIZI ETKİLEYEN DÜŞÜNCE YAPIMIZDIR-IT’S NOT OUR GENE STRUCTURE THAT AFFECTS OUR HEALTH … IT’S OUR MIND THAT AFFECTS OUR GENE STRUCTURE.

Vücudumuzda 50 trilyon ile 100 trilyon arasında hücre bulunmaktadır. Biz hücreler topluluğundan oluşan bir bütünüz. Her hücremiz hücre içerisinde negatif, hücre zarında pozitif enerji taşımaktadır. Negatif ve pozitif elektrik yükleri arasındaki fark 1,4 volttur. Yani vücudumuzdaki her hücre sanki bir küçük pil gibi 1,4 volt elektrik yüklüdür. Her hücrenin 1,4 voltluk bir manyetik alanı vardır. Ortalama bir insanın 75 trilyon hücre sahibi olduğunu düşünürsek, vücudumuzda yaklaşık toplam 1 milyar volt civarında bir elektrik yükü vardır.

Hücrelerin birleşerek vücudumuzu şekillendirmesi sonucu organizmamız oluşur ve bu organizmanın  sahip olduğu 1 milyar voltluk bir enerji tüm hücrelerin etkileyen ortak bir manyetik alanı oluşur. Gerçekte vücudumuz hücrelerin kişisel manyetik alanı altında değil, bu ortak manyetik alanın etkisi altındadır. Vücudumuz kendi manyetik alanını dalgalar halinde dış dünyaya yayar. Kuantum fiziği bizim fiziksel bir yapı değil, manyetik dalgalar olduğumuzu söylemektedir. Tüm kâinat ve içindekiler bu manyetik alan dalgalarını kullanarak sürekli bir iletişim içindedir. Düşünce ve davranışlar ve netice olarak sağlık bu iletişime göre şekillenmektedir.

Hücrelerimizin yarattığı bu ortak manyetik alan dış dünyadan gelen manyetik alan dalgaları ile iç içedir ve onlarla etkileşim altındadır. Aslında manyetik alanlar elektrik akımları gibi birbirlerinden ayrılamazlar. Taşıdıkları bilgi her yerdedir. Her şey, her şeyin bilgisine sahiptir… Dış dünyadan gelen manyetik alan dalgaları içindeki bilgiler bizim manyetik alanımız içindeki bilgilerle sürekli etkileşim altındadır. Bu etkileşim sonucu ortaya çıkan zihinsel durumumuz tüm hücrelere an be an iletilmektedir.

Manyetik dalgalar, elektrik akımı gibi birbirlerinden ayrı değil, iç içedir. İşte tam da bu sebeple, ağaçlarla ağaçlar, ağaçlarla insanlar, böceklerle böcekler, böceklerle insanlar gibi her şey yaydığı manyetik dalgaların taşıdıkları bilgiler ile birbirlerine kaynaşmış vaziyette, iç içe ve iletişim halindedir.

Köpek neden korkan insana saldırır? Korkan insan korkuyu manyetik bilgi halinde köpeğe iletir. Köpek onun hakkından geleceğine inanarak ona saldırır. Onun için insanlar ateş üzerinde yürümelerine rağmen bir acı duymazlar… Onun için insanlar kaplanlarla iç içe yaşar… Onun için çıngıraklı yılanlar dahi insanlara saldırmaz veya  zehirleri insanları öldürmez…

Düşüncelerimiz beynimizin içinde kalmıyor. Ne düşünüyorsak radyo dalgaları gibi etrafımıza yayıyoruz. Kiminle aynı frekansta yayın! Yapıyorsak, onunla doğrudan iletişim haline geçiyoruz.  İşte, resimde görüldüğü gibi, MEG ile beyin taraması, EEG yerine daha hassas ayrıntıları görebilmek için kullanılmaktadır. Çünkü MEG ile tarama, EEG’de olduğu gibi cilt üzerine probları yapıştırmak yerine, beynin dışına salınan bu elektro manyetik dalgaların içerdiği bilgileri okuyarak yapılmaktadır.

DÜŞÜNCE ENERJİMİZ SAĞLIĞIN REHABİLİTASYONUNDA GİDEREK ARTAN ÖLÇÜDE KULLANILMAKTADIR…

Dikkat ederseniz buraya kadar hiç fiziksel bir yapıdan bahsetmedik. Elektrik yükümüz ve manyetik alanımızdan bahsediyoruz. Fiziksel durum tabi ki önemli… Çünkü hücreyi bir elektrik piline benzettiğimizde, bu pilin enerji düzeyi düşünce yapımız ile fiziksel sağlığımızın durumuz göre şekillenir. Ancak fiziksel sağlığımız düşünce yapımızı etkilemezken, düşünce yapımız fiziksel sağlığımızı doğrudan etkilemektedir.

Biz,  manyetik dalga olarak bir ” verici ve alıcı istasyonu gibiyiz. Durumumuzu, konumumuzu özetle her şeyimizi yaydığımız elektromanyetik dalgalarımızla dış dünyaya yaymaktayız.

Duygularımız, düşüncelerimiz, zihinsel, ruhsal ve fiziksel sağlığımız dışarıdan aldığımız elektromanyetik bilgi altında şekillenmektedir.  

Diğer canlılar bu radyo dalgaları ile “hiçbir yanlış anlaşılma olmadan” haberleşirken, kullandığımız dil acaba duygularımızı saklamak için mi icat edildi? Bu sebeple mi diğer birçok canlının kullandığı gibi, duygularımızla konuşmayı geliştirmeyerek, daha ötesi köreltip,  konuşarak haberleşiyoruz?

Bir arkadaşımızı çok özlediğimizi hissediyor ve onu arayamadığımızı düşünüyorsak, bir bakıyoruz ki; o bizi arıyor. Diğer taraftan bilmeliyiz ki; birisini nefretle anarsak, o da bizi nefretle anar… İşte bu sebeple düşünce ve duygularımızı kontrol edebilmek çok önemlidir. Düşünce ve duygularımızın sadece bizi ilgilendirmez, onlar evrenseldir ve her yere ve herkese ulaşır… Duygularımızın yaydığı elektromanyetik bilgi ile bir bardağı kırabilir, bir kaşığı eğebiliriz…

Kendimize ve çevremize veya hayatımıza giren her şeye ne kadar güveniyorsak, ne kadar korkusuz yaşıyorsak, ne kadar çok seviyorsak o kadar sağlıklıyız ve o kadar pozitif enerji üretiyor ve çevremizi olumlu bir şekilde etkiliyoruz. Test amacıyla kullanılan etken maddesi “şeker” olan plesebo ilaçların sağlığımıza olan olumlu etkilerini, bu ilaçların plesebo ilaç olduğunu bilmememize borçluyuz. Çünkü doktorumuz “bu ilacı kullan iyileşeceksiniz” dediği için, ona güvenerek alıyor ve iyileşiyoruz.

Okunan bir dua ve içirilen normal bir su ile normal olarak operasyon dışında bir çaresi olmayan bir çocuğun ellerindeki siğillerin bir gün içinde kaybolmasına bakalım.  Çocuğa bir merasimle bir dua okunur ve okunmuş bir su içirilir. Çocuğun ellerindeki siğiller bir gün içinde mısır patlar gibi patlayarak yok olur. Çünkü çocuğun bu şekilde şifa bulacağına dair inancı sarsılmazdır. Bu düşünce gücü hücrelere iletilerek siğiller patlayarak yok olurlar…

İyi ama, bu düşünce yapısı hücre sağlığımızı nasıl etkilemektedir? İşte modern tıbbın önünde yeni bir yol ortaya çıkıyor.

GENLER SAĞLIĞIMIZI DEĞİL ZİHİNSEL YAPIMIZ GENLERİMİZİ ETKİLEYEREK SAĞLIĞIMIZI ŞEKİLLENDİRİYOR…

Düşünce yapımıza göre genlerimiz kendilerini ifade etmektedir. Düşüncelerimiz/beynimiz hücrelere ne yapması gerektiğini, nasıl bir hayat tarzı sürmesi gerektiğini emretmektedir. Beynimiz, hücrelerimizin genlerini ve dolayısiyle hayat tarzını belirlemektedir. Yoksa normal şartlarda gen yapımız sağlığımızı düşünüldüğü kadar da etkilememektedir.

Kronik stres altındaki insanların gen yapılarındaki kromozomları bir arada tutan telomerlerinin süratle dağılarak kromozomların yapısının ve dolasıyla genlerin ifade şeklini etkilemesi buna örnektir.

Bir başka ifade ile beyin neye inanıyorsa onu yaşıyoruz. Sağlığımız 2 uç arasında gidip gelmektedir; iyileşeceğimize inanıyorsak iyileşiyor, öleceğimize inanıyorsak ölüyoruz.

Yoğun bakımda bir hastanın ölebilmesi için beynin tüm hücrelere “öl” emri göndermesi, bunun en büyük delilidir.

IT’S NOT OUR GENE STRUCTURE THAT AFFECTS OUR HEALTH … IT’S OUR MIND THAT AFFECTS OUR GENE STRUCTURE.

There are between 50 trillion and 100 trillion cells in our body. We are a collective of cells. Each cell in the cell membrane of positive energy within the cell is negative. The difference between negative and positive electric charges is 1.4 volts. In other words, every cell in our body is loaded with 1.4 volts of electricity, as if it were a small battery. Each cell has a magnetic field of 1.4 volts. If we think that the average person has 75 trillion cells, our body has an electrical charge of about 1 billion volts.

As a result of cells merging and forming our bodies, our organism is formed and this organism has a 1 billion volts of energy that forms a common magnetic field that affects all cells. In reality, our bodies are not under the personal magnetic field of cells, but under the influence of this common magnetic field. Our bodies radiate their magnetic field to the outside world in waves. Quantum physics says that we are magnetic waves, not a physical structure. The entire universe and its contents are in constant communication using these magnetic field waves. Thoughts and behaviors and ultimately health are shaped according to this communication.

This common magnetic field created by our cells is intertwined with magnetic field waves from the outside world and interacts with them. In fact, magnetic fields cannot be separated from each other like electric currents. The information they carry is everywhere. Everything has the knowledge of everything … the information within the magnetic field waves from the outside world is constantly interacting with the information within our magnetic field. As a result of this interaction, our mental state is transmitted to all cells moment by moment.

Magnetic waves, like electric current, are not separate from each other, but are teeming. For this reason, trees and trees, trees and people, insects and insects, insects and people are all fused together, intertwined and in communication with the information carried by the magnetic waves they emit.

Why does a dog attack a man who is afraid? The frightened person transmits the fear to the dog in magnetic information. The dog attacks him, believing he will take him down. For him, even rattlesnakes don’t attack people or their venoms don’t kill people.…

Our thoughts don’t stay inside our brains. Whatever we’re thinking, we’re spreading it around like radio waves. Broadcast on the same frequency as who! If we do, we go into direct communication with him.  Here, as pictured, a brain scan with MEG is used to see more sensitive details rather than EEG. Because scanning with MEG is done by reading the information contained in these electro-magnetic waves released out of the brain, rather than gluing probes onto the skin as in EEG.

OUR THOUGHT ENERGY IS INCREASINGLY BEING USED IN HEALTH REHABILITATION…

Mind you, we’ve never talked about a physical structure. We’re talking about our electric charge and magnetic field. The physical state is of course important… because when we compare the cell to an electric battery, the energy level of this battery is shaped according to our thinking structure and the state of our physical health. However, while our physical health does not affect our thinking structure, our thinking structure directly affects our physical health.

We are like a ” transmitter and receiver station ” as a magnetic wave. In summary, we are spreading everything to the outside world with our electromagnetic waves.

Our emotions, thoughts, mental, spiritual and physical health are shaped by the electromagnetic information we receive from outside. 

While other living things communicate with these radio waves “without any misunderstandings”, was the language we use invented to hide our emotions? Is that why we communicate by not improving speech with our emotions, as many other creatures do?

If we feel that we miss a friend so much and we don’t think we can call him, then he’s looking for us. On the other hand, we should know that when we remember someone with hate, they remember us with hate… that’s why it’s so important to be able to control our thoughts and emotions. Our thoughts and feelings don’t just concern us, they are universal and reach everywhere and everyone… with the electromagnetic information that our emotions emit we can break a glass, bend a spoon…

The more we trust ourselves and our environment or everything that comes into our lives, the more fearless we live, the more we love, the healthier we are and the more positive energy we generate and affect our environment in a positive way. We owe the positive effects of plesebo drugs, the active ingredient used for testing, which is “sugar,” to our health, not knowing that these drugs are plesebo drugs. Because our doctor says,” use this medicine and you’ll be fine, ” we take it with confidence and we get better.

With a prayer read and a normal drink of water, let’s look at the warts on the hands of a child who normally has no remedy other than surgery to disappear within a day.  The child is recited a prayer at a ceremony and given a recited water. The warts on the child’s hands will explode like popcorn in a day. Because the child’s belief that this is the way to heal is unshakable. This power of thought is transmitted to the cells and warts disappear by exploding…

But how does this thinking affect our cell health? Here comes a new path ahead of modern medicine.

GENES SHAPE OUR HEALTH BY INFLUENCING OUR MENTAL STRUCTURE, NOT OUR HEALTH…

According to our thinking, our genes express themselves. Our thoughts/brains command the cells to do what they need to do, what kind of lifestyle they need to lead. Our brain determines the genes of our cells and therefore the way of life. Otherwise, under normal conditions, our gene structure does not affect our health as much as thought.

The telomeres that hold chromosomes together in the gene structures of people under chronic stress are rapidly dispersed, affecting the structure of chromosomes and the way genes are expressed.

In other words, we live what the brain believes. Our health commutes between 2 extremes; if we believe we will recover, we will recover, if we believe we will die, we will die.

The greatest evidence of this is that the brain sends a “die” order to all cells so that a patient can die in intensive care

DETERJAN KULLANIMI VE KARACİĞER KANSERİ-DETERGENT USE AND LIVER CANCER

Erkeklerde Kısırlık Nedenlerinden biri vücutta aşırı boron bulunmasıdır. 
Vücutta aşırı borax miktarı 5-10 yıl içerisinde karaciğer kanserine neden olabilir. 
Boron, borax’ın bir bileşimidir. Borax temizlik maddelerinde, kozmetikte ve emaye kaplarda ve “slime” hamurunda kullanılan bir maddedir. Bulaşık makinelerinde aşırı deterjan kullanmak, bulaşıkları tam durulamamak, aşırı makyaj yapmak, sağlığınızı etkileyebilir. 

Borax kullanımını vücut üzerinde aşağıdaki semptomlara neden olabilir:

Ciltte hassasiyet, sivilce, su toplamalar veya sivilceler,

Ağızda enfeksiyon,

Kusma

Gözde hassasiyet ve irritasyon

Mide bulantısı

Solunum sorunları


Borax bazı gıdalarda koruyucu olarak da yasak olmasına rağmen kullanılmaktadır. Bunların başında erişte, köfte ve havyar gelmektedir.

KANSER DAHİL TEDAVİDE KULLANILAN İLAÇLARIN/REMEDİLERİN DEĞİŞİK DOZAJLARI VEYA DİLİTASYONLARI HEDEF ALDIĞI GEN EXPRESYONLARINI FARKLI ŞEKİLDE ETKİLEYEBİLMEKTEDİR. DIFFERENT POTETIALS OF REMEDIES MAY CAUSE DIFFERENT GENE EXPRESSIONS INCLUDING CANCER TREATMENT.

İlaçlarda doz ayarlamaları çok önemlidir. Aynı ilaç dilite (sulandırılma) ayarlamaları (veya dilitasyonlar) ile bir durumu yatıştırıcı veya tahrik edici olarak kullanılabilir. Bu durumu en çok etkileyen durum kişinin kendine özel genetik durumudur. Aynı tedavi aracının değişik dilutasyonları genlerin expresyonlarını tamamen zıt şekilde etkileyebilmektedir. Bu özellikleri ile tedavinin yönü değişebilmekte, hedef genlerin aktif ve pasifliği üzerinde etkili olunabilmektedir.
Khuda-Bukhsh ve arkadaşları düşük ve yüksek dozajlı kullanımların genler üzerindeki etkisini araştırdılar. Kanser tedavisinde pozitif HeLA hücreleri (HPV18 hücreleri) üzerinde etki araştırmasında çok düşük dozajdaki Condurango 30’un eş değerlerinde göre daha etkili olduğu görülmüştür.
Hücre toksisitesi ve programlı hücre ölümleri üzerine yapılan araştırmalarda da aynı durum gözlenmiştir. Preethi ve arkadaşları Dalton Lenfoması tümör hücreleri ve diğer tümör hücreleri üzerinde kullanılan dozajların tedavi üzerindeki etkileri ile ilgili yaptıkları araştırmalarda 10 farklı homeopatik ilacın farklı farklı potansiyellerini kullandılar. Sonuç olarak dilite edilmemiş (sulandırılmamış) ilaç ile sulandırılmış olarak kullanılan ilaçlar arasında genleri etkileme açısından büyük farklar tespit etmişlerdir. Örneğin carcinosinum 200C, daha az sulandırılmış olan carcinosinum 30 C’den kanserli hücreleri öldürmede daha başarılı bulunmuştur.

GENETİK HASTALIKLAR NE ZAMAN ORTAYA ÇIKAR/WHEN DO THE GENETIC DISEASES BECOME ACTIVE? BİR GENİ 2 SAAT İÇİNDE AKTİFLEŞTİREN ŞEY NEDİR? WHAT ACTIVATES A GENE IN 2 HOURS?

 

 

 

BİR GEN 2 SAAT İÇİNDE YAŞANANLARLA AKTİF OLABİLİR Mİ?

PSIKONÖROİMMÜNOLOJİ BİLİMİ BUNA CEVAP VERİYOR…YOGA

Karakterimiz yanında zihinsel, duygusal ve ruhsal durumumuzun bağışıklık, sinir ve endokrin sistemimizi yakından etkilemektedir. Psikonöroimmünoloji bilimi bu etkileri inceleyen bilim dalıdır.

Bu bilim ve ilgili kardeş bilimler sayesinde negatif durumların insan sağlık sistemini çökerterek hastalıkların, pozitif durumların ise eksik durumları tamamlayarak sağlığın ve mutluluğun kaynağı olduğunu öğreniyoruz.

Dini ritüller ve yoga başta olmak üzere,  vücut-zihin (Body-mind) egzersizleri, zihinsel, ruhsal ve duygusal  durumun fiziksel durumla entegrasyonu sağlamaktadır. Bu entegrasyon sonucu oluşan pozitif atmosferin sağlık üzerindeki etkisi çok yüksektir. Vücut-zihin uyumunun genlerin hastalıklar üzerindeki olumsuz etkilerini önledikleri psikonöroimmünobiyoloji bilimi alanında yapılan çalışmalarda gösterilmektedir.

Vücut-Zihin uyum çalışmalarında nefes teknikleri, meditasyon teknikleri ve fiziksel hareketler önemlidir.

Psikonöroimmünoloji uzmanı Osla Üniversite’sinden  Prof. Saatçioğlu sayesinde, vücut-zihin uyumu veya uyumsuzluğu çerçevesinde, genlerin aktif gelmesi veya pasif halde kalması için  2 saatlik bir sürenin yeterli olduğunu biliyoruz.  Buradan hareketle kronik stresin nelere kadir! olduğunu anlamak için kahin olmaya gerek yoktur.

PROSTAT VE MEME KANSERİ İÇİN ÖNLEYİCİ VE TEDAVİ EDİCİ İLAÇ HAYATIMIZA GİRMEK ÜZERE/ A CURATIVE AND PREVENTIVE DRUG FOR PROSTATE AND BREAST CANCER ON THE WAY

 

PROSTAT VE MEME KANSERİNE KESİN ÇARE OLAN İLAÇ HAYATIMIZA GİRMEK ÜZERE

Prof. Fahri Saatçioğlu’nun  Oslo Üniversitesi’ndeki prostat kanserinin durdurulması konusundaki “Nature Communications, 24 Ocak 2019’ da yayınlanan başarısı hepimizi gururlandırdı.

KANSER

Prof. Saatçioğlu, prostat kanserinin beslenme ve oksijen yollarını tıkayarak prostat kanserini önleme yolunda önemli bir başarıya imza attı.

Prostat kanseri meme kanseri gibi diğer kanserler de de görüldüğü üzerei hızla büyür. Bu sebeple de çok fazala besin maddesine ve okisjene ihtiyaç duyar. Vucudumuzda yaklaşık 70 trilyon civarında hücre vardır. Bu hücreler de besin maddesine ve okisjene ihtiyaç duymaktadır. Kanser hücresi yeterli oksijeni ve besin maddesini bulamayınca bunları bulmak üzere alternatif yollar kullanmaktadır.

Hayvan denemelerinde başarılı olan ilaç, kanser hücrelerinin kullandıkları bu alternatif yolları tıkamada başarılı olmuştur. İlacın İnsanlar üzerinde de kullanılması için çalışmalar devam etmektedir.

Bu ilacın başarısı yanında, kanserin önlenmesinde hareketli bir yaşam, özellikle kasları çalıştıran hareketli bir yaşam önemlidir. Kas hücreleri normal hücrelere göre birkaç katı daha fazla mitekondiriye sahiptir. Mitekondriler hücrede besinleri yakarak enerji sağlayan bir nevi hücrenin aküleridir. Kasların çalışması ile birlikte büyük miktarda besine ve oksijene ihtiyaç duyulur. Eğer yeteri kadar besin ve oksijen olmazsa, kaslarımızda ağrılar başlar ve yorulduğumuzu hissederiz.

Vücutta yeterli oksijenin bulunması kasların hem besinleri daha çok yakmasına neden olur. Bu durumda aşırı besin maddesi ve oksijen ihtiyacı duyan kanser hücrelerinin beslenmesi ve oksijenlenmesi de giderek zorlaşır; kanserin gelişme hızı düşer. Bu stres kanser hücrelerini besin ve oksijen tedariki konusunda alternatif yollar bulmaya yönlendirir.

Oksijenin kanseri önleme konusundaki rolü bununla kalmaz, ama bundan daha da önemli 2 yönden etkili olmasıdır. Oksijen kansere karşı en büyük savaşı veren bağışıklık sisteminin gücünü yükelterek kanserin önlenmesinde güçlü bir silah olur. Diğer taraftan oksijen hücrelerimizdeki DNA’nın gen ifadesinde çok etkilidir. DNA’nın gen ifadesi demek, hangi genlerin nerede, ne zaman etkili olacağının programlandığı şekilde yaşanmasıdır. Yetersiz oksijen ortamlarında genlerimiz önceden programlandığı şekilde aktif olmaz veya zamansız veya yersiz birşekilde aktif olurlar. Gen ifadesinin yanlış bir şekilde ortaya çıkması kanser dahil çoğu hastalığın da sebepleri arasındadır.

Prostat kanseri hücrelerindeki androjen hormonu almaçı (reseptörü), IRE1-alfa  enziminin üretilmesini sağlayan geni aktif hale getirmektedir. IRE1 alfa enzimi, kanser proteini olan c-MYC’lerin gelişimini hızlandıran XBP1’lerin üretilmesini sağlar. Profesör Saatçioğolu ve ekibinin bulduğu MKC8866 adlı ilaç, XBP1 kanser hücrelerinin giderek artan ancak mevcut ortamda ihtiyacı karşılamayan oksijen ve besin maddesi ihtiyacını karşılamak üzere  alternatif yolları kullanmasını,  bu yolları bloke ederek engellemektedir. Sonuç olarak kanseröjen olan XBP1 proteinlerinin üretimi engellenmektedir.

Prostat kanserinin önlenmesinde bulunan bu yeni yaklaşım ve tedavi şekli, meme kanserinin de önlenmesi için kullanılabilecektir. Çünkü meme kanserinde de, kanserin tedavisinde bulunan bu yeni yaklaşım meme kanseri için de geçerlidir.

KARBONHİDRAT YOKSUNU BİR BESLENME HÜCRE SAĞLIĞINI BOZAR/LACK OF CARBONHYDRATE IN NUTRITION DECOMPONSATE THE CELL HEATH

 

BESLENMEDE KARBONHİDRATIN ÖNEMİ/IMPORTANCE OF CARBONHYDRATE IN THE NUTRITION
Beslenme planlarımızı dengeli bir şekilde karbonhidrat, protein ve yağlar üzerine kurmalıyız. Bu üç temel besin maddesi hücre sağlığının güvencesidir. Birinin dengesiz alımı sonucu hücre zarı sağlığı bozulur. Hücre zarı sağlığı bozulursa CİLT SAĞLIĞI DAHİL vücutta her şey bozulur.
Bazı zayıflama reçetelerinde önerildiği gibi karbonhidrattan ve yağdan yoksun bir diyet hücre zarlarında glikoproteinlerin ve glikolipidlerin oluşumunu aksatır. Bu durum, hücrelerin birbirleri ile haberleşme düzeyine zarar verir. hücre zarı sağlığı bozulur. Hücre zarının saydamlığı ve esnekliği kaybolarak sertleşir, Bu durumda, hücreler seçici geçirgenliğini kaybederek “yol geçen hanı”na dönerlerler ki; bu kanser dahil birçok hastalığın ana sebeplerinden biridir. Giderek çevre ile bağı kesilerek “kör ve sağır” olan hücreler yeteri kadar beslenemez; bağışıklık sistemi çöker ve bu hücreler netice olarak hastalık odakları haline gelebilirler.