HAYATINIZIN YÖNÜNÜ DEĞİŞTİRECEK SÖZLER- WISDOM WORDS SHOWS YOU THE WAY TO GO

BUNLAR BÖYLECE BAŞARIYI YAKALADILAR

 

Judge a person by their questions, rather than their answers.
Voltaire

The great use of life is to spend it for something that will outlast it.
William James

I not only use all the brains that I have, but all that I can borrow.
Woodrow Wilson

It is our choices… that show what we truly are, far more than our abilities.
J.K. Rowling

Alone we can do so little; together we can do so much.
Helen Keller

The true voyage of discovery lies not in seeking new landscapes, but in having new eyes.
Marcel Proust

Great things are done by a series of small things brought together.
Vincent van Gogh

It’s only when you hitch your wagon to something larger than yourself that you realize your true potential.
Barack Obama

 

HAYATLARI BAŞARILARLA DOLU İNSANLARDAN, HAYATINIZA YÖN VERECEK SÖZLER

BİR İNSANI SORULARINIZA VERDİĞİ CEVAPLARLA DEĞİL, SORULARI İLE DEĞERLENDİRİNİZ.
Judge a person by their questions, rather than their answers.
Voltaire

HAYATTIN EN ETKİLİ KULLANIMI, YAŞARKEN YAPTIĞINIZ BİRŞEYİN SİZDEN SONRA DA DEVAM ETMESİDİR.
The great use of life is to spend it for something that will outlast it.
William James

SADECE KENDİ FİKRİMİ KULLANMAM, KULLANABİLDİĞİM TÜM DİĞER FİKİRLERİ DE KULLANIRIM.
I not only use all the brains that I have, but all that I can borrow.
Woodrow Wilson

NE OLDUĞUMUZ, KABİLİYETLERİMİZDEN DAHA ÇOK, SADECE HAYATTAKİ TERCİHLERİMİZDİR.
It is our choices… that show what we truly are, far more than our abilities.
J.K. Rowling

YALNIZ BAŞIMIZA NE KADAR AZ YAPARSAK, BİRLİKTE O KADAR ÇOK YAPARIZ.
Alone we can do so little; together we can do so much.
Helen Keller

YENİ KEŞİFLERİN YOLCULUĞU SADECE YENİ YERLER ARAMAK DEĞİL, BUNLARI DEĞİŞİK BAKIŞ AÇILARI İLE ARAMAKTIR.
The true voyage of discovery lies not in seeking new landscapes, but in having new eyes.
Marcel Proust

BÜYÜK İŞLER, KÜÇÜK İŞLERİN BİR ARAYA GETİRİLMESİYLE BAŞARILIR.
Great things are done by a series of small things brought together.
Vincent van Gogh

BAŞINIZDAN BÜYÜK İŞLERE GİRİŞMEDİKÇE, POTANSİYELİNİZİ TAM ANLAYAMAZSINIZ
It’s only when you hitch your wagon to something larger than yourself that you realize your true potential.
Barack Obama

 

ŞEYH EDEBALİ ‘ NİN NASİHATI

 

Bak DOSTUM!

 

Cahil ile dost olma
İlim bilmez, İrfan bilmez, Söz bilmez, Üzülürsün

Saygısızla dost olma

Usul bilmez, Adap bilmez, Sınır bilmez, Üzülürsün

 

Aç gözlü ile dost olma
İkram bilmez, Kural bilmez, Doymak bilmez, Üzülürsün

Görgüsüzle dost olma
Yol bilmez, Yordam bilmez, Kural bilmez, Üzülürsün

Kibirliyle dost olma
Hal bilmez, Ahval bilmez, Gönül bilmez, Üzülürsün.

Ukalayla dost olma
Çok konuşur, Boş konuşur,
 Kem konuşur, Üzülürsün.

Namertle dost olma
Mertlik bilmez, Yürek bilmez, Dost bilmez, Üzülürsün.

– İlim bil, İrfan bil, Söz bil
– İkram bil, Kural bil, Doyum bil
– Usul bil, Adap bil, Sınır bil
– Yol bil;Yordam bil,
– Hal bil, Ahval bil, Gönül bil
– Çok konuşma, Boş konuşma, Kem konuşma
– Mert ol, Yürekli ol,

– Kimsenin umudunu kırma.

 Sen seni bil, Ömrünce yeter sana.

 

 

 

 

 

 

Fuzuli’ye sormuşlar: ”Sevmek mi daha güzeldir, sevilmek mi?”, ”Sevmek; çünkü sevildiğinden hiçbir zaman emin olamazsın.” demiş.

çiçek

Peki; Sizce sevmek mi daha güzeldir, sevilmek mi?

 

“”Sessizlik”” en asil cevaptır
İçinde sadece saygı vardır çünkü…
Kendine saygı…hayata saygı…insana saygı…
Bu yüzdendir suskunluğum…)))

bebekler

 

Evet sevmek mi sevilmek mi? Hangisini içimize sindirmişizdir hayatımızda?

Bazen sevilmek için sızlanıp durur,başkalarına adarız hayatımızı..O’nsuz olmaz deriz,yaşamak işkence gibi gelir.

Acaba bu bizim sevme güdümüzden mi kaynaklanır?

Nasıl demeyin.Düşünün; hep birşeylere ait hissederiz kendimizi.Hep birisinin yüreğini liman kabul ederiz.Aslında bu ihtiyaç tamamen yine kendi “mutluluğumuz” içindir.Yani ilk önce kendimizin mutluluğunu önemseriz.İnsanoğluyuz elbet..

kumrular

Mesela birisini deli gibi severiz.Hakikaten deli gibidir içimizdeki duygular.Şizofreni şekilde bağlarız kendimizi.Benim olmalı deriz.Ama O’nun bizimle mutlu olacağı ne malum? Ya O’nun içindeki sevgi nehri bize mi akar?

avuç

Eğer zaten beraber değilseniz akmıyordur.Yani o sizi ya sevmiyordur ya da sizin O’nu sevdiğiniz kadar coşkulu değildir.O’nun kalbi başkasındadır belkide..He bu da bizim hiç mi hiç umrumuzda olmaz.Varsa yoksa bizi sevsindir.O’nun duygusu düşüncesi umrumuzda değildir.Gözümüz bunu göremeyecek kadar körleşmiş,mantığımız bu konuda körelmiştir.
Yani demem o ki,biz sadece severiz.Ve sevilmeyi kendimizde en büyük hak olarak görürüz karşımızdaki kişi tarafından.

 

öpüşenkumrular

Nazım Usta der ya Tahirle Zühre Meselesi’nde:

“Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.”

 

topraklıçiçek

Bundan daha güzel açıklanabilir miydi bilemem.Doğru..Elmayı seviyorsun diye elmanın seni sevmesi şart olmamalı.Sen O’nu severken karşılık beklememelisin.Çünkü bu senin gönlündür.Ve severken O’nun kalbinden izin almamışsındır.İzin almakla zaten olmayacağı için bu iş,O’nun da seni;senin kadar sevmesini bekleyemezsin.O seni sevmesin bırak sen sev..Varsın O’nun başka bir sevdiği olsun..Olsun yahu! Sevmek O’nunda hakkı..Ve bu O’nun meselesi.Sen kendi meselene bak.Sevmeyen yürekler bir taştan farksızdır.Sen taş olma.Ama başkasını da zorlama.

öpücükatankız

Sevmek gönül işidir.Sevebilmek hemde karşılık beklemeden en güzel yürek işidir.

kalp

Yüreğinizi sevmelere kapamayın..Sevin..Sevdikçe büyür yürekler..Sevdikçe bir çiçeği,

bir meyveyi ve tabii ki bir sevgiliyi…:)))

lale

Konuşacaksan öyle bir konuş ki, inanayım.
Ağlatacaksan öyle bir ağlat ki, susmayayım.
Gideceksen öyle bir git ki, ölümüne unutamayayım.
“Ama seveceksen öyle bir sev ki;
konuşsanda, gitsende, ağlatsanda seni yüreğimde yaşatayım”…

 

Can Yücel

Bahçenin birinde güneşe sevdalı bir Gündöndü yaşarmış
Onun dibinde de gündöndüye sevdalı bir Sarmaşık .
gündöndü nün gövdesine sımsıkı sarılır.yüzünü ona dönsün onu sevsin diye umutla beklermiş
Gündöndü ise her sabah güneş doğduğunda yüzünü sevda ile göğe çevirip hayran hayran güneşe seyredermiş.
Sarmaşıkcık çaresiz daha bir sıkı sarılırmış gündöndüye.
Ama nafile ,gündöndünün aklı güneşte.
Akşam olup da güneş battığında ,sevdiğini yitiren gündöndü boynunu büker içine kapanır kalırmış üzüntüden
Sarmaşık daha sıkı daha sıkı yapışırmış o zaman
Gel gelelim sabah olduğunda gündöndünün yüzünü kendisine çevirmeyeceğini,güneşle gündöndünün arasına giremeyeceğini bir daha anlamış.

Ama bir sabah minik Sarmaşık uyanınca ne görsün
İlk defa sevgili gündöndüsünün yüzü güneşe değil kendine dönük.
Sevinçten az kalsın çığlık atacakmış ki,gündöndüsü öldüğünü anlamış .
Çünkü sarmaşık sevdiğinin yüzünü kendisine çevirmek için onun gövdesine sarıldıkça ,yavaş yavaş onu boğduğunu öldürdüğünü hiç fark etmemiş.

Gündöndü ölünce sarmaşığın sarılacağı bir şey kalmamış
Zamanla oda sararıp solmuş
Sonra çiftçinin biri gelmiş ikisini de bir kenara koparıp

fırlatmış..

kurbağa
Kendimiz için birşeyler yaptığımızı düşünürken,karşımızdakinin ne hissettiğinin farkında olamayız.Bu hikaye bunun için en güzel örnek..:))))
 

MUTLULUĞUN PRENSİPLERİ-THE PRINCIPLES OF THE HAPPINESS

MUTLUĞUN PRENSİPLERİ – THE PRINCIPLES OF THE HAPPINESS

Mutlu olma benimsenirse ve bu yolda kararlı bir tutum sürdürülürse sonuç büyük bir iç huzur ve kişisel güven ve güçtür.

Mutluluğun yakalanması kolay değildir ama zor da değildir… Ruhsal mutlulukta önemli olan olumluyu görebilmek, olumlu yorumlayabilmektir.

Mutluluğa yolculuğun şartları ve zamanı yoktur. Herkes olduğu durumda bu yolculuğa çıkabilir. Yolculuk boyunca mutluluğu kademe kademe yakalamak için irade göstermesi gerekir.

Olay Maslow’un ihtiyaçlar teorisinde bahsettiği gibi adım adım gelişen bir mutluluğu kısa, orta ve uzun dönem hedeflere göre  tamamlama gayretidir; insan  fiziki güvenliğini sağlayınca mutlu olur, sonra karnı doyunca mutlu olur, sonra sevince mutlu olur, sonra sevilince mutlu olur, sonra liderliği yakalayınca mutlu olur. Ama bu da kafi gelmez; bu sefer de kendini aşmaya çalışarak mutlu olur.

Demek ki mutluluk bir süreç. Bir başlangıcı ve sonu olmayan bir yolculuk. Ne zaman mutlu olurum diye beklememek lazım. Bulunduğumuz andan intibaren mutluluğu adım adım yakalamaya gayret etmeliyiz.

Mutlu yaşama çağınızı ertelemeyiniz. Mutluluk bir gün mutlu olurum diyerek ertelenmemeli, mutluluk mutlu olmaya karar vermekle başlamalı ve mutluluğun prensipleri denebilecek konuları hayatınıza yansıtarak mutluluk yolculuğunuzu devam ettirmelisiniz.  Peki, nedir bu prensipler:

  1. NASIL MUTLU OLACAKSANIZ O HAYATI YAŞAMAYA GAYRET EDİN – HAYATINIZDA SÖZ SAHİBİ OLUN

Lütfen hayatınıza dönüp bir bakın, bu sizin yaşamak istediğiniz hayat mı? Eğer iradenizi ortaya koyup yaşamak istediğiniz hayatı yaşamaya gayret etmezseniz, bir zaman gelir, hayat seni nasıl harcadım demek durumunda kalırsınız… Hayatta olmanın temel amacı mutlu olmaktır…  Diğer amaçlar ancak böyle bir amacın etrafında çiçek açabilir.  Gayret ederseniz, yaşamak istediğiniz, sizi mutlu edecek olan  kendi hayatınızı yaşamanın bir yolunu bulursunuz. Yemek için yaşamamak, yaşamak için yemek gerektiği gibi…

  1. HAYATINIZIN AMACINI BELİRLEYİN – DENGELİ YAŞAYIN

Hayatınızın amacı zengin olmak mı? Zengin olunca mutlu olabilecek misiniz? Yoksa bir amaca ulaşınca birçok şeyi kaybetmiş mi olacaksınız? Örneğin çok çalışarak zengin olur ancak sağlığınızı kaybederseniz, bu sonuç sizi mutlu eder mi? 35 yaşına kadar sağlığınızı kaybederek para kazanın, 35 inden sonra kazandıklarınızı harcayarak sağlınızı geri kazanmaya çalışın, mutlu bir hayat bu mu sizce?  Bir gün gelecek çok çalışarak çok paranız olacak ama birlikte vakit geçireceğiniz anılarınızı paylaşacağınız yeterli dostunuz olmayacak, hayatınız mekanikleşmiş, kültürel ve sosyal hayattan kopmuş yalnız bir insan olacaksınız…  Öyleyse kendinize ve dostlarınıza ayıracak her zaman bir vaktiniz olmalı…

  1. ETRAFINIZA BİR SEVGİ ÇEMBERİ ÖRÜN – DÜŞMAN DEĞİL DOST KAZANIN

İnsan kendisiyle ne kadar eğlenebilir, ne kadar çeşitlilik yaratabilir ki; farklı kültürlerin bir ulusun zenginliği olduğu gibi, farklı kesimlerden dostlar edinmek de mutlu bir yaşamın zenginliğidir. Gülümseyerek yaklaşın insanlara, doğaya, canlıya cansıza ve dost olmayı kafaya koyun, gerisi gelir…

  1. HAYATIN HER ANINI FARKLI YAŞAYIN – GÜN BİTMEDEN GÜNÜ DEĞERLENDİRİN.

Her gün yeni bir doğuş ve ölümdür. Öyle de yaşarız. Uyanır yeni bir hayata, pardon güne başlarız, uyur bu dünyadan ayrılır başka bir aleme geçeriz… Dönüş yolculuğundan emin olmayarak. Öyleyse bir günü hem bugün, hem yarın, hem ahiret için yaşamalıyız. Akşam gözlerimizi kapamadan önce, çalıştık mı? eğlendik mi? İnançlarımız doğrultusunda ne yaptık gibi bizi mutlu edecek kriterler çerçevesinde günlük hayatın çok kısa bir muhasebesini yaptığımız zaman gözlerimizde bir mutluluk belirmeli. Bu mutluluk bakışlarını yaşadığımız günler yaşayacağımız günlerin yarısından fazla ise doğru yoldayız demektir.

  1. HERKESİN MUTLULUK ANLAYIŞI FARKLIDIR – SİZİ GERÇEKTEN MUTLU EDECEK ŞEYİN PEŞİNDE OLUN

Hayatta mutlu olmak için yanlış hedef peşinde koşmak kadar insanı yıpratan hiç bir şey yoktur. Siz siz olun her zaman iç dünyanızı dinleyin, bunu zaman zaman yapın, mutluluk anlayışınız zamanla değişebilir. Buna göre yön belirleyin… Sizi neyin mutlu edeceği konusunda bilinçli olursanız, o yolda inançla çalışırsınız.  Bir mutluluk hedefi belirlerken, asla unutmamak lazım ki; mutlu bir hayat tek başına yaşanmaz…

  1. NE OLURSA OLSUN FARKETMEZ DEYİN – HER ŞEYDE HAYIR VARDIR ANLAYIŞINI BENİMSEYİN – DİRENMEK YERİNE DOĞAL KARŞILAYIN

Bir olay karşısında ne kadar çok koruyucu kural koyarsanız koyun, netice olarak o olay bir şekilde neticelenecektir. Olayların bir şekilde neticelenişini siz ve diğer iç ve dış dinamikler şekillendirebilir. Nihai durumun sizin kontrolünüzde veya dışında beklenen veya beklenmeyen bir gerçeği yansıtacağını önceden kabul ediniz. Olaylara, davranışlara, duygulara “Tevekkül-tedbirleri alarak Allah’ın takdirine teslim olma” gösterirseniz mutluluğunuz  sizi üzebilecek bir olayın neticelerinden etkilenmemiş olur, çünkü netice ne olursa olsun nihayetinde bir yüce “takdir” sonucu ortaya çıkmıştır.  Bu prensip anlayışla mutlu yaşantınız devam eder.

Mutluluğa odaklanmış kimseler olayların neticelerine ne kadar bağımlı oldukları, bu neticelerden ne kadar etkilenecekleri ile değil, olayların neticelerini nasıl mutlulukları yolunda kullanacakları ile ilgilidirler.  Bu bağlamda olaylara, düşüncelere ve hislere direnmek yerine, onları doğal karşılayarak kabullenme yönünde prensip sahibi olurlar.

Olaylar ne şekilde gelişirse gelişsin siz “bana göre fark etmez”  anlayışını sürdürebildiğiniz ölçüde olumsuz gelişmelerden etkilenirsiniz.  Televizyonda hava tahmin raporlarını sunan hanımefendinin dediği gibi “Havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız güzel olsun” deyimini kendinize göre değiştirin ve deyin ki; “Havalar ne kadar kötü olursa olsun, benim havam her zaman güzeldir”.  Bu prensip anlayış ile, eğer bir olayın sizi etkilemeyeceğinden çok eminseniz bir zorluğu etkilenmeden atlatan kişi olmanın huzurunu ve mutluluğunu da yaşarsınız.   Olaylar karşısında hazırlıklı olunuz ve soğukkanlılığınızı koruyunuz. İstemediğiniz bir olay bugün için sizin canınızı sıkabilir ama unutmayınız ki olayın neticeleri zamanla daha iyi ortaya çıkar ve belki bugün canınızı sıkan bir olay, ileride “iyi ki böyle gerçekleşmiş” diyebileceğiniz sizi koruyan bir olay olarak neticelenmiş olabilir.

Dikkatli bir analizle göreceğiz ki; bizi esas mutsuz eden şey olayın kendisi değil bunu kabul edemeyişimizdir. Öyleyse direnmek yerine doğal karşılarsak olayın gerçek etkisini en hafif bir şekilde bertaraf ederiz. İngilizler ve Amerikalılar bu tavırlarını “That is ok for me”, Almanlar “Egaaal für mich” ifadeleri ile belirtirler.

  1. STRES SINIRINIZI YÜKSEK TUTUNUZ – HEMEN PANİK YAPMAYINIZ

Korku, endişe panik gibi normal davranışlarımızı bozan bir ruh haline girerek mutlu yaşantımızı bozmamak için olaylara hemen teslim olmamak lazım. Olayı korkuyla beklemek dahi bu durumu tetikler.  Ruh halimizi bozan endişe sınırımızı yüksek tutmak için yeterli nedenleri her zaman bulabiliriz.

Araştırmalar göstermiştir ki; panik ve endişe eşikleri düşük olan kimseler bu gibi ruhsal çöküntülere çabuk girmekte ve çocuklukta yaşadıkları çöküntüleri yaşamaktadır.  Buradan hareketle, korku ve endişe eşiğini yükseltmek için çocuklukta yaşanan olayların etkisini ortadan kaldıracak bir ruhsal tedavi almak önemli görünmektedir. Çocukluk çağları duygusal ve davranışsal bozuklularla dolu ruhsal çöküntülerden uzak geçen insanların korku, endişe ve panik eşikleri yüksek olmakta ve bunlar kolay kolay mutluluk trendlerini sarsacak fırtınalara yakalanmamaktadır.

  1. RUHSAL VE DAVRANIŞSAL ÇÖKÜNTÜLERDEN KORKMAYINIZ – MUTSUZLUĞA KARŞI DİRENÇ KAZANIN

Ruhsal ve davranışsal eşiğiniz düşük ve siz olaylardan, düşüncelerden, duygulardan fazlaca etkilenip hemen üzülüyorsanız fazla da endişelenmenize gerek yok.  Bu durum sizin mutsuzluğa karşı aşılanmanız demektir. Ruhsal ve davranışsal bozukluklara karşı direnç geliştirmeniz, korku ve endişe eşiğinizi yükseltmeniz, doğal tedavi sürecini yaşamış olmanız demektir.

Kötü olayların içerisine girerek yaşadığınız kaosu  “sular bulanmayınca durulmaz” diyerek sevinçle olmasa da sükûnetle karşılayınız. Böyle bir olay hayatınızdaki belirsizlikleri ortadan kaldırma şansı doğurabilir ve sizi daha sonraki hayatınızda rahatlatacak bir gelişmenin yolunu açabilir.  Bu tecrübeyi yaşamakla kendinize olan güveni arttırabilir, daha mutlu bir hayat seyri yakalayabilirsiniz. Ve netice olarak, eski “siz” gider, yerine eskiden sizin beğenmediğiniz özellikleri de yaşayarak, Mevlana Hazretlerinin dediği gibi  “yanmış, pişmiş” istenmeyen olaylara, duygu ve davranışlara karşı daha dirençli yeni bir “siz” gelir.

  1. KENDİNİZİ HEMEN SUÇLAMAYIN – SEBEBİ ARAŞTIRIN

Yaşadığınız olumsuz olay, duygu ve düşünceler sizin eserinizdir ve iç dünyanızdan kopup gelen, çocukluğunuzda benzer durumlarda yaşadığınız tarzda yaşadığınız bir reflekstir.  O zaman bunları analiz dahi edemeden yaşadınız. Ama şimdi bunlara bunların nereden kaynaklandığına bakacak kadar olgunsunuz …

Bir kötü olay sebebi ile çocukluk reflekslerinizde olduğu gibi hemen dönüp kendinizi suçlamayın. Olayın seyrinde rolünüzün ne olduğuna bakın. Bu olay belki sizin kontrolünüz dışında ortaya çıkmış olabilir. Siz sadece bir “Günah Keçisi” olabilirsiniz. Bu durumda kendinizi suçlamanıza gerek yok çünkü olayın ortaya çıkışında bir rolünüz de olmamıştır. Eğer olay bilinçli veya bilinç altında bir dürtü ile sizin eseriniz olarak ortaya çıkmış ise, bu durumda bu olaydan duyulan üzüntüyü törpüleyecek yeterli nedeniniz de vardır; çocukluk refleksi veya “haketti”  gibi, bunu düşünerek rahatlayabilirsiniz.

  1. BİLİNÇLİ HAREKET EDİNİZ – KENDİNİZİ SALIVERMEYİNİZ

Hepimizin dikkat etmediğimiz kötü alışkanlıklarımız olabilir. Sigara içmek, sağlığımızı bozacak şekilde kötü beslenmek, alkol almak, asosyal olmak gibi kötü alışkanlıklarımıza aldırmaz devam ettirirsek neticede mutsuz bir insan olma ihtimalimiz yüksektir.

Bu iç dürtülerimize karşı aldırmaz tutumumuzu zaman içinde birer birer değiştirmeye gayret ederek kötü olayların, ruhsal rahatsızlıkların, duygusal çöküntülerin etkisinden kurtulabilir, mutlu bir hayat sürebilme imkânını yakalayabiliriz. “Heey dur bakalım benim gittiğim yol yol değil” deme cesaretini gösterirseniz, bir gün gelir rotanızı mutluluğa çevirmiş olursunuz. Unutmayalım ki; biz değişmez isek hayatımızdaki hiçbir şey değişmez.

  1. OLAYLARA ŞAHİTLİK EDİNİZ – İYİ BİR GÖZLEMCİ OLUNUZ

İster bilinçli ister bilinçsiz olarak bir kötü olayın, davranışın, duygusal rahatsızlığın içine düşün, bu durumların içinde sürüklenmeden, bu durumu olduğundan fazla büyütmeden, bir seyirci gibi, bir kenara geçin ve kendinizi olayın içinde gözlemleyin. Kendinizin ne hale düştüğünü dışarıdan bir gözle izleyin. “Ne ekersen O’nu biçersin”  veya “Yaşa da gör işte” diyerek kendinizi bir değerlendirin.  Bu durum sizi olgunlaştıracaktır. Kendinize çeki düzen verme şansını yakalamış olduğunuzun farkına vararak rahatlayacaksınız.

  1. GENELLEMELERİNİZİ GÖZDEN GEÇİRİNİZ – DEĞERLERİNİZ DEĞİŞİME AÇIK OLSUN

Çocukluk çağınızdan başlayarak bazı şeylerin kötü bazı şeylerin de iyi olduğuna dair genellemeleriniz vardır. Bu genellemelerinizi zaman zaman sorgulayarak neyin hangi şartta doğru, neyin hangi şartta yanlış olduğunu zaman zaman tahlil ederek, zamanına uygun doğrular ve yanlışları bulmaya çalışın.

Geçmişte kötü bildiğiniz bir olay, davranış, duygusal reaksiyon, belli olaylar ve şartlar karşısında övülecek bir durumda olabilir. Bunun tersi de doğru olabilir. Doğru bir değerlendirme ile içinizdeki huzursuzluğu yenebilir ve sizin mutlu olmanızı sağlayacak şekilde olaya gerçek değerini verebilirsiniz.

  1. KÂİNATI İYİ KÖTÜ DİYE AYIRMAYINIZ – HER ŞEYE TARAFSIZ BİR GÖZLE BAKMAYI ÖĞRENİNİZ

İyi ve kötü karşısında tarafsız bir dünyada yaşıyoruz.  Kainattaki hiçbir şey iyi –kötü diye başlangıçta katagorize edilmemiştir. İyi veya kötü yapan bizim zihnimizdeki onlar için belirlediğimiz yerdir.

İyi bakmayı öğrenmedikçe asla bu dünyada iyilerin de olduğunu göremeyiz. Kainat mükemmel yaratılmıştır. Her şeyin iyi bir yaratılış sebebi vardır. Sebepsiz yaratılış yoktur. Mutlu olmak isteyen insan bir olayın, duygunun, düşüncenin, duygunun, varlığın, diğer insanların yaratılış sebebine bakmayı bildiği zaman genellemelerinden kurtularak mutluluğun ilk merdivenine adım atar.

  1.  İNANÇ DÜNYANIZI ZENGİNLEŞTİRİN – ASLA KARAMSAR OLMAYIN

Her şeyden daha güçlü, her şeyden daha affedici, her şeyden daha kadir,  her şeyden daha yardımcı ve koruyucu bir yaratıcının varlığına inandığınız zaman, kendinizi asla güçsüz ve çaresiz hissetmezsiniz.

Her ne zor durumda olursanız olun, sizi seven bir Allah’ın  halinizi bildiğini bilmek ve ona sığınarak bu  hali atlatacağınızı ümit etmek güzel bir duygudur.

Bu inançla mucizeleri bekleyebilir, panik yapmaz ve teslimiyetçi ruhunuzla kendinizi daha rahat hissedersiniz.  Unutmayınız ki; mutluluğu ne kadar çok isterseniz, o kadar çabuk sahip olursunuz.