GENETİK RAHATSIZLIK DİYEBİLMEK İÇİN NE KADAR BİLGİLİYİZ? DO WE HAVE ENOUGH KNOWLEDGE TO DIAGNOSE A DISORDER AS GENETIC?

GENETİK GENETİK.. GENETİĞİN SAĞLIĞIMIZA ETKİSİ HAKKINDA NE KADAR ŞEY BİLİYORUZ?
Bugünlerde birçok rahatsızlığı genetik deyip bir kazığa bağlıyoruz. Bir rahatsızlığa genetik diyebilmek için tıp bilimi genetik bilimi konusunda ne kadar ilerleme kaydetti? Doktorlar olarak bir rahatsızlığa genetik diyebilecek kadar genetik konusunda ne kadar bilgiliyiz? Okuyunca hayret edeceksiniz…
Genome insanın gen haritasıdır. Önünüzde bir harita düşünün. Sadece bir harita. Bu haritada hangi genler nerededir göreceksiniz. Yani bir harita üzerinde gösterilen şehirler gibi kromozomlar üzerindeki genler birbirinden ayırt edilerek yer tespiti yapılmıştır. Peki bu şehirler neleri ile meşhurdur? Bu sorunun cevabını da genler üzerindeki DNA’ların miktar ve diziliş farklılıkları  vermektedir. Yani bir genin insan hayatı üzerindeki etkisini, üzerindeki DNA’ların sayısı ve diziliş farklılıkları belirler.
Bazı genler birkaç yüz DNA’dan  oluşurken, bazıları 2 milyona kadar çıkar. Her insan her konuda biri anneden biri de babadan olmak üzere 2 gen taşır. Bir insanda 20 000 ile 25 000 arasında gen olduğu tahmin edilmektedir. Bu genlerin % 99’u her insanda aynıdır; sadece %1’i kişiden kişiye değişir. Bu değişiklik gendeki DNA’nın diziliş farkındandır. Bu farklılık insanları birbirinden ayıran özelliklerdir.
DNA’lar genetik kodlardır. Bunlar da protein kodlayan ve kodlamayan olarak ikiye ayrılırlar. Protein kodlayan DNA’lar, genetik koda göre sentezlenecek protein için gerekli bilgileri taşırlar. Böylece meydana gelecek proteinler molokülleri oluştururlar. Protein kodlamayan DNA’lar hücre içinde regülatör görevi üstlenirler. Bu görev kapsamında bazı genleri çalıştırır, bazılarını çalıştırmazlar veya bazılarını hızlandırır, bazılarını yavaşlatabilirler.
Protein kodlamayan DNA’ların bir başka görevi ise, RNA moloküllerini oluşturmalarıdır. Bunlara örnek olarak bilgi taşıyıcı RNA’lar (trRNA) ve ribozomal RNA’lardır (rRNA). rRNA’lar amino asitlerden protein zincirlerinin oluşmasını sağlarlar. Mikro RNA’lar (MikRNA) protein oluşumunu engeller. Uzun RNA’lar (LncRNA), protein üretimine izin veren RNA’lardır.
Protein kodlama bilgisi bulundurmayan DNA’ların yukarıda açıklanan örnek faaliyetleri henüz tam olarak ortaya konulamamıştır.
Yukarıdaki bilgiler ışığında bir rahatsızlığa genetik teşhisi koymanın zorluğu ortada iken, bir başka zorluk ise genetik kodlamanın yani DNA cins ve dizilimlerinin ne anlam ifade ettiğinin tam anlaşılamamış olmasıdır.
Alfabenin harflerini A-Z arasında nasıl biliyorsak, bilinen şey  genetik alfabenin harfleridir. Bunu anlayabilmemiz için yan yana gelen harflerin, yani farklı DNA dizilimlerinin ne anlama geldiğini tam olarak bilmemiz gerekir. O yetmez; her kelimeyi tam olarak okuyabilmemiz gerekir. O yetmez; kelimeleri cümle içinde ruhu ve lafzı ile değerlendirmemiz gerekir. O yetmez; bu kelimelerle oluşan cümleleri ruhu ve lafzı ile iyi anlamamız gerekir. O da yetmez; cümleyi okurken ses tonumuzu da ayarlayarak gerçek mesajın ne olduğunu karşıya iletmemiz gerekir.
Genetik rahatsızlıkları yorumlamada henüz harfleri öğrendik, okuma aşamasındayız. Daha katedecek çok yolumuz var. Bir hücrenin içinde çözümü bekleyen 4 terabaytlık bilgi var. Bunun çözümü için genetik okur yazarlığımız, hitabet sanatımız yok denecek kadar az.
Müzikte 7 nota var. Bunları biliyoruz. Ama vuruş zamanı ve enstrüman çeşidi işin içine girince milyonlarca farklı müzik yapabiliyoruz. Bu da yetmez; her müziğin farklı yorumları, farklı neticeler vermekte, farklı duygular uyandırmaktadır.
Genetikte durum bundan da öte, bir insanda 7 nota yerine 20 000 ile 25 000 gen var. Bu genler arasında etkileşimler var. Bu kadar genin her birinin üzerinde, bu geni özgün bir gen yapan, 200 ile 2 milyon arasında DNA var. Bu kadar DNA’nın sıralamasında veya miktarında en ufak bir değişiklikle ortaya çıkacak genetik durumların araştırılması gerekmektedir. Bu işin fizyolojik yönüdür. Sonuçları sadece fizyolojik olaylar belirlememektedir.  Fizyolojik süreç bir sonuçtur. Başlangıç fizyolojik süreci şekillendiren zihinsel, duygusal ve ruhsal durumdaki değişikliklerdir. Zor birşey mi? değil… İşin sırrı, sistemin parça parça değil, bütününü anlamaya yönelik çalışmalardan geçmektedir. Bu da Sistem/Sibernetik Tıptır.

BEYNİNİZ KADAR GENÇSİNİZ-YOU ARE SO YOUNG AS FAR AS YOUR BRAIN

 

Beyniniz kadar gençsiniz !

Hücre ömürlerinin uzatılması, ölüm günümüzü belirleyen telomer boylarının kısalmasının önüne geçilmesi ve bölünmeyi durdurduğu halde kendisini öldüremeyen ve bu sebeple de vücudumuzda biriken senesens hücrelerinin yok edilmesine yönelik çalışmalar bilim dünyasında devam etmektedir. Ancak hedefimiz ölümsüzlük değil, iyi bir şekilde yaşlanmak… Yaşlanmanın sıkıntılarını yaşamadan veya en azından hafifleterek yaşlanmak…

Bütün bu çalışmalar iyi güzel de, Yesiva Universitesi Albert Einstein Tıp Fakültesi araştırmacılarına göre yaşlanma sürecini kontrol eden organımız beyindir. Geri kalanın ismi bile söz konusu değildir.

İhtiyarlamadan yaşlanmak istiyorsanız yaşam sevincinizi kaybetmeyiniz. Yaşlandım diyerek yaşamaya başlıyorsanız, Beyin bunu algılıyor ve bedene buna göre yön veriyor. Beden de buna uymak durumunda kalıyor.

Kayak yaparken önce beyninizde denge hissi sarsılır, sonra beden düşer. Öyle bir şey bu…
Daha önce yazdığım bir şiiri burada sizinle tekrar paylaşarak ne demek istediğimi daha güzel anlatır diye düşündüm. İzininizle 🙂

HER GÜN YENİDEN BAŞLAMAK LAZIM HAYATA

Her gün yeniden başlamak lazım hayata;
Kanından, canından birini bekler gibi beklemek,
sevgiyle kucaklamak, sonra durup bir bakmak,
bir daha, bir daha kucaklamak lazım her günü…

Gönüllerde yer açmak,
Yelken açmak lazım her gün yeni dostluklara…
Doğusu batısı, güneyi kuzeyi yok,
Nerede bir çığlık varsa,
Orada yeniden doğmak lazım her gün…

Her gün yeniden başlamak lazım hayata;
İnançla, sevgiyle, bilgiyle, tecrübeyle yoğrulup,
Aydınlatırken tükenen bir mum gibi,
Gecenin karanlığı çökmeden tükenmek, sıyrılmak lazım tüm yüklerden
Her gün yeniden başlamak lazım hayata…

Dr. Şahin Kesikminare 18 Ocak 2017

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar, oturan insanlar, okyanus, açık hava ve su
Görüntünün olası içeriği: 6 kişi, gülümseyen insanlar, açık hava ve yakın çekim

POZİTİF HAYAT SEVİNCİ KANSERİ ÖNLEYEBİLİR – POSITIVE VITALITY CAN PREVENT CANCER

 

POZİTİF HAYAT SEVİNCİ GENLERDE MUTASYONU ÖNLEYEREK KANSERİN ÖNÜNÜ KESER…

Stephan Hawkins’in ALS hastalığında olduğu gibi, çağımızın birçok rahatsızlığının temelinde gen mutasyonları yatmaktadır. Yani genlerin bilgi bütünlüğünün bozularak, vücutta yanlış protein sentezleri yapmasıdır.
Bunun en önemli sebeplerinin başında, pozitif hayat sevincinin kaybedilmesi, yani artık her fırsatta şöyle doya doya, gülebilmeyi unutmuş olmamızdır. toksik/asidik vücut yapısıdır. İkisi de ne kadar ucuz değil mi? Birisinde bardağın dolu tarafını göreceksin, öbüründe pahalı değil, ucuz fakat kaliteli şeylerle besleneceksin…

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi
Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, gökyüzü, doğa ve açık hava

SAĞLIKLI YAŞAM NEDİR? NEDEN ETKİLENİR? WHAT IS A HEALTHY WAY OF LIVING? WHAT EFFECTS IT THE MOST?

RUH SAĞLIKLI YAŞAMIN BAŞ YÖNETİCİSİDİR…  THE SOUL IS THE HEAD ACTOR OF THE HEALTHY LIVING…

Sağlıklı Yaşam Nedir?
Bir bilgisayar düşünelim. Bilgisayar kasası ve içindeki elektronik devreler insanın fiziki varlığını temsil edebilir. Ama bu haliyle bir bilgisayar çalışamaz. İşletim ve uygulama programlarını yüklememiz lazım. İşletim programını biz göremeyiz. O arka planda çalışır. İşletim programını bilinç altımızda olan ve bizi etkileyen olaylar ve bilgiler ile kalp atışlarımız gibi bilinç dışı yaşadığımız bedensel fonksiyonlara benzetebiliriz. Uygulama programları ise bilinçli olarak planladığımız faaliyetler gibidir. Uygulama programlarının çalışabilmesi için, fiziksel donanımın ve işletim sisteminin amaca uygun tasarlanmış olması ve düzgün çalışması gerekir.

Bizim de sağlıklı olabilmemiz için fiziksel sağlığımızın, bilinç altı durumumuz ile bilinçli uygulama planlarımızın normal olması sağlıklı yaşamın ilk şartıdır. Ama sağlıklı yaşam için yeterli değildir. Çünkü bu haliyle ne bir bilgisayar kendi başına çalışabilir, ne de bir insan fonksiyonel olabilir. Nasıl bilgisayar için bilinçli bir kullanıcı lazımsa, insan sistemini de idare edecek bir yönetici gerekir. Peki insandaki bu yönetici kimdir? Beyin midir? hayır.. Beyin fiziksel bir organdır. Ruh ile vücut arasında bir arayüzdür. Vücut sistemini yöneten, ona emirler veren ruhumuzdur…

Kur’an’da ve hemen hemen bütün dinler ve inançlarda ruhun varlığı teyit edilmektedir.

Ruh, beynimizde değildir; bütün vücudumuz kaplamaktadır. Gözlerinizi kapatın… ve zihninizde bir araba canlandırın. sonra gözleriniz kapalı halde iken, arabının tamponunun bulunduğu yeri elinizle işaret etmeyi deneyin. İşaret ettiğiniz yere baktığınızda arabanın tamponunun zihninizde olmadığını göreceksiniz:) Arabanın tamponunu alnımız olarak değil, göbeğimiz olarak işaretleriz:) Ruh bütün vücudu kapladığından yaşadığımız her şey o anki ruh halimize göre çalışır. Ruh halimiz, fiziksel,duygusal ve zihinsel olarak iç ve dış faktörlerin etkisi altına şekillense de kontrolümüz dışında değildir ve olmaması gerekir. Sağlıklı yaşamın baş aktörü olan ruhumuzu eğiterek, sağlığımızı her yönüyle kontrol altına alabileceğimiz zaman, hayatımız, sağlığımız, teşhis ve tedaviler bugünkünden çok daha farklı olacaktır.

Harward Üniversitesinde yapılan bir araştırmaya göre yalnızlık şeker hastalığı riskini 2 kat arttırıyor, bağışıklık sistemini zayıflatıyor, yaşlılıkta bunamayı tetikliyor ve daha birçok hastalığı davet ediyor. Harward üniversitesi şiddetle öneriyor: Sosyalleşin… Yalnızlık ile ruhsal durum arasındaki ilişki ruhun vücudu nasıl etkilediğine bir başka örnek…

Soru şu? Modern tıp nedir ve bugün itibariyle vücudumuzu tanıma ve onu kendi gücümüzle kontrol etme ve yönetme etme açısından tıbbın neresindeyiz?
Bilmem anlatabildim mi:)?

Otomatik alternatif metin yok.
Görüntünün olası içeriği: gökyüzü

SİBERNETİK TIP MÜHENDİSLİĞİNDE EVREN-YAŞAM VE İNSAN-THE UNIVERSE, LIFE AND HUMAN IN CYBERNETIC MEDICAL ENGINEERING

SİBERNETİK TIP MÜHENDİSLİĞİ İLERİ ARAŞTIRMA ALANLARI

Elektromanyetik bilgi ağırlıklı sağlık

Hayat kişiye özgü değil; evrensel bir elektromanyetik ritimdir; bozmadan anlamak gerekir. Her şey birbiri ile derin ve mükemmel bir iletişim ve etkileşim içerisinde yaşar; insan ve evrendeki tüm varlıklar… yıldızlar… kara delikler… Evren her zerresinden yararlanarak mutluluğumuzu ve sağlığımızı koruyacağımız elektromanyetik bilgidir… 

İlaç ve gıda formatlarında devrim- Revolution in food and drug formats

Her ne kadar uzay ziyaretçilerimizin barışçı oldukları söyleniyorsa da, biz her cins tehdide hazırlıklı olmalıyız. Beslenme ve enerji formatlarımızı değiştirmek zorundayız. Açlık başta olmak üzere, karşılaşılacak bir içten ve dıştan tehdide karşı ne kadar dünya enerjisine ihtiyacımız olacak, ne kadar yıldız tüketeceğiz.

Evren, bizi etkileyen her şeyi, içinde bilgi barındıran, enformatik, bir elektromanyetik dalga olarak sunmaktadır. Gerek gıda ve gerekse enerji olarak bu bilgi en kapsamlı hazinemizdir; gülün kokusu nasıl ilaç olarak kullanılabiliyorsa, güzelliği de kullanılabilir. Güneş ışını nasıl termal enerji olarak kullanılıyorsa, gıda olarak da kullanılabilir.

Enformatik gıda çağına hoş geldiniz:)- Enformatic Era in nutrition sector
Daha ileriye bakalım… Enerji alış formatımızı değiştirmek zorunda kalacağız… İleride insanları nasıl yaşatıp, nasıl doyuracağız? Mevcut teknoloji buna yeter mi? Dünyadaki enerjinin kaç katı enerjiye ve ne kadar yıldıza ihtiyacımız var?
Bugünkü tadı verir mi bilemem ama:), ileride evimizde veya bir restoranda yemek yeme alışkanlığımız değişecek gibi:); karnımızı içeriği vücudumuzun ihtiyacına göre frekans boyutunda hazırlanıp sunulan yiyeceklerle doyuracağız. Tabi ki; çatal kaşık tarihe karışmış olacak; istersek koklayarak, istersek seyrederek, istersek işiterek, istersek dokunarak ve istersek uzaktan – blu tutla- yiyeceğiz:)

Frekans odaklı yaşama merhaba

Evren enerji olarak yaratılmıştır. Daha sonra, bazen hem madde hem de enerji özellikleri göstermesine rağmen, evrensel denge durumuna göre, genellikle madde ve enerji arasında gidip gelir…

Ve yeni bir teori olarak diyorum ki; Madde ile enerji arasındaki bu dönüşüm, bugün uzayda bir yerlerde sahip olunduğunu düşündüğüm enformatik bilim ve teknoloji ile gerçekleşecektir. Buna göre; maddeden enerjiye geçiş veya enerjiden maddeye geçiş ile bunlar arasındaki her düzeydeki varoluş, sahip olunan enformatik frekansın bulunulan ortamdaki kaynakları metarilize etmesiyle gerçekleşecektir. Uzay yolculukları maddesel değil, enformatik frekanslarla gerçekleşecek, yolculuk esnasında veya yolculuk sonunda varılan yıldızlarda karşılaşılan duruma göre istenildiği anda madde, istenildiği anda enerji ve istenildiği anda bilgi/frekans boyutuna geçilecektir. Bu her iki durumda da sağlığın frekans/enerji/bilgi ağırlıklı olarak kontrolü ve yönetilmesi gerekecektir.

Atmosferik enerjiyle beslenip, bilinçle seyahate merhaba-  Nutrition and travel in atmospheric energy

Evrende boşluk yoktur; boşluk olarak bilinen her şey maddenin bilgi ve enerji gibi değişik formlarıdır.

Frekans kontrol ve yönetimi ile atmosferde ve daha da ilerisi evrenin atmosfersiz çeşitli ortamlarında, mevcut enerji tüm formlarıyla yaşama dahil edilebilir. Bu enerji tek başına gıda ihtiyaçlarımız dahil yaşama kaynağımız ve ortamımız olabilir. Bugün frekans değişimlerini kontrol ederek kısmen de olsa yönetebildiğimiz bilincimizle bedenimizden ayrılarak atmosferde sağlıklı bir hayat sürebilmemiz ve seyahat etmemiz mümkün olabilir. Uçmak için yer çekimini yenmemize gerek kalmıyor… 

Biz ve içinde bulunduğumuz evren, enerjinin ışık formlarıyız- We and space which we are in are forms of the light

Evren, ışık enerjisinden doğmuştur; ışığın kaynağı bilgidir. Maddenin kaynağı enerji ve bilgi, enerjinin kaynağı madde ve ışıktır. Karanlıkta hiçbirşey göremeyiz. birşeyi görebilmemiz için onun ışığını görmemiz gerekir. Bu aslında onu görmemiz demektir. Biz dahil, içinde bulunduğumuz evren aslında ışığın yani bilginin değişik yansımalarıdır.  Işık, bir enerjinin çeşitli frekans boyutlarında yansımasıdır. Öyleyse ışık ve onun kaynağı bilgi, her türlü maddeyi oluşturup, yansıtabilecek şekilde sonsuz enerji formatındadır.

Evrenin 4 temel yasası vardır; Matematik, enerji, madde ve yaratılış… Işık ve onun kaynağı olan bilgi bu temel 4 özelliği bünyesinde taşıyan tek varlıktır; tıpkı evreni birebir yansıtırcasına, ışığın/bilginin başı ve sonu yoktur; süreklidir,  zamana bağlı değildir. Yaratılmıştır… 

Işık tüm kainatın özelliğini üzerinde taşıyan tek nesne, tek enerji ve hem enerji hem nesne formatında bulunmasıyla, kendimizi ve içinde bulunduğumuz evreni anlamamızda bugüne kadar hakettiği ilgiyi çekememiştir. Işığın her şeyin temeli olması münasebetiyle sağlığımızla ilgili alanlarda daha çok araştırma konusu olacaktır. Örnek olarak, hücrelerimizin sağlık düzeyi ile yansıttıkları renkler arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır; cildimize yansıyan sarıdan kırmızı renge doğru bir değişiklik, sağlık düzeyimizde bir yükseliş eğilimini gösterir.

Eter Enerjiler Çağı- Etheric energies in the future 

eter

Evreni ve sırlarını sönen bir yıldızın akibetini henüz bilmeden hiç bir zaman anlayamayız. İddia edildiği gibi evren bir kaosa doğru gitmiyor; o “bir hoş seda” olarak ilerliyor. Manevi kulağımızı gök yüzü kadar açalım ve O’nun bir ışık hüzmesi içerisine gizlediği bilimi, teknolojiyi görmeye çalışalım… Kaos merkezili Rölativite Teorisinden daha çok, eter enerjileri hissetmeye anlamaya ve kullanmaya çalışalım ki; her şeyi tahrip ederek, tüketerek tıkanıp kaldığımız yerden, senfonik enerjilerin gücüyle çıkalım.

ÖLÜMSÜZLÜK YOLCULUGU-WAY TO IMMORTALITY

bodymind
YAŞLANMAYI NASIL DURDURABİLİRİZ?
Yaslanmayi durduracak bizi bekleyen 7 basari:
1.Neticede kansere neden olan, hucre cekirdegindeki DNA’da olusabilecek mutasyonlarin onlenmesi.
2. Hücrenin yaşlanarak bölünebilme yeteneğini kaybetmesinin önüne geçilmesi ve yaşlanan zararlı proteinleri gizleyerek beslemesinin önlenmesi.
3. Hücre içi sıvıda oluşan kirliliğin önlenmesi.
4. Hücreler arası sıvıdaki kirliliğin önlenmesi.
5. Bazı hücreler ölünce yenileri oluşmamakta veya çok az oluşmamaktadır. Hücre yenilenmede sürekliliğin sağlanması.
6. Hücreler arası sıvıda istenmeyen bağlantıların ( extra cellular cross links) önüne geçilmesi.
7. Hücre enerji merkezinde (mitakondri) DNA mutasyonlarının önlenmesi.

ÖLÜM GERÇEK MİDİR? – IS DEATH A REALITY?

Prof. Dr. Süleyman Uludağ

Uludağ Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

tarafından yazılmıştır. Konu ile ilgili olduğu için burada sizlerle paylaşıyorum.

Northwestern University ve University of Tucson’dan bir ekibin, dini konularda yanıt veren kişi sayısı ve bu kişilerin dini yaklaşımlarının ardında yatan sosyal gerekçeler arasındaki korelasyonu işleyen matematiksel bir modelle yürüttüğü araştırma neticesinde, incelenen tüm ülkelerde dini aidiyet duygusunun eninde sonunda yok olacağı öngörülmekte. Okumaya devam et