STRES HÜCRELERİMİZE NASIL GİRER? HOW DOES THE STRESS ENTER TO OUR CELLS

 

TEHDİT VE MÜCADELE STRESİNİN GENETİK SAĞLIKLA İLİŞKİSİ- THREAT AND FIGHT STRESS AND GENETIC HEALTH

 

positive stress

 

STRES HÜCRELERİMİZE NASIL GİRER?

HOW DOES THE STRESS GET INTO OUR CELLS?

Tehdit stresi damarları büzerek vücuda daha az kan ve oksijen akışına neden olurken, mücadele stresi damarları genişleterek vücuda daha fazla kan ve oksijen akımına sebep olur.
Tehdit stresi genetik yıkımlara sebep olurken, Mücadele stresi, genetik sağlığı korur. Kalifornia San Fransisko Hastanesinde yapılan araştırmalar bu neticeleri doğrulamaktadır.

KRONİK TEHDİT VEYA KORKU ALTINDA YAŞANAN STRESİN NETİCELERİ?

Algılanan tehdit tepkisi insanı kapanmaya ve acıya dayanmaya hazırlar. Korku veya tehdit altında vagus siniri devre dışı kalır. Vagus siniri , iç organlarımıza emniyet duygusu vererek onların sakin kalmalarını sağlayan beyinden doğrudan kalp, akciğer ve böbrek gibi iç organlara doğrudan erişim sağlayan sinirdir. Kendimizi sürekli bir tehdit altında hissettiğimiz zaman, genetik yapımız olan DNA bütünlüğümüzü koruyan kromozonların uçlarındaki telomer boyları kısalır. Bunun sonucu olarak hücrelerimizdeki DNA bütünlüğü bozulmaya başlar. Hücreler programlandığı gibi görevlerini yerine getiremezler ve hastalık riski yükselir. Kronik stres altında karşılaşacağımız önemli risklerin bazıları aşağıda açıklanmıştır:

1.KALP VE BEYİN DAMAR HASTALIKLARI İLE KRONİK BÖBREK YETMEZLİĞİ RİSKİ: Korku veya tehdit altında kan damarlarımız daralır. Çünkü tehdit bize zarar verdiği zaman vücuttan fazla kan akmaması lazımdır. Bunun sonucu olarak, tansiyonumuz yükselir, kalp atışlarımız artar. Beynimize akan kan miktarı azalır. Kalp, beyin ve damar hücreleri yeteri kadar beslenemez. Buradaki hücrelerin kromozom uçlarındaki telomerler kısalmaya başlar ve zaman içerisinde genetik yapı bozukluklarına sebep olur. Hücre yapıları bozulur; kalp, beyin ve damar rahatsızlıkları riski artar.

  1. KRONİK BÖBREK YETMEZLİĞİ RİSKİ: Böbrekler seçmeli süzgeç görevi gören özel hücreleri ile kanı süzerler. Böbrekler çok ince kılcal damarlara sahiptirler. Süreli yüksek tansiyon neticesinde bu damarlar ve hücrelerde genetik kırılmalar ortaya çıkar ve böbrek kandan dışarı atılması gereken toksik atıkları süzemediği gibi vücudun ihtiyacına göre bir denge içerisinde yürüteceği süzme görevini de yerine getiremezler. Diyalize girme riski artar.
  2. AKCİĞER RAHATSIZLIKLARI RİSKİ: Korku veya tehdit altında vagus siniri devre dışı kaldığı için, ihtiyaç duyulan aşırı oksijen nedeniyle nefes sıklığımız artar. Artan nefes sıklığı, vücuda daha çok oksijen vermesi gerekirken, sığ nefes almalar sonucu akciğer tabanında daha fazla karbondioksit yatağı oluşur. Vücudun artan ihtiyacına karşılık yeterli oksijen temin edilemez. Zaman içerisinde akciğer hücreleri başta olmak üzere, tüm hücrelerde oksijen eksikliğinden doğan genetik kırılmalar ortaya çıkar. Vücutta giderek kronikleşen kan ve oksijen miktarındaki düşüş, genetik kırılmaları daha da yükselterek kanser riskini artırır.
  3. KARACİĞER ve PANKREAS RAHATSIZLIĞI RİSKİ: Böbrek üstü bezlerimiz kortizol salgılar. Kortizol tehdit altında ihtiyaç duyduğumuz aşırı enerji için kanda glikoz (şeker) miktarını yükseltir. Hissedilen tehdit veya korku süresi, şiddeti düşse de, uzun zaman devam ederse karaciğerimiz yağ bağlamaya başlar, pankreasımız yağlanır ve insülin üretim kapasitesi düşer. Şeker hastalığı riski artar.
  4. RUHSAL, DUYGUSAL VE ZİHİNSEL RAHATSIZLIKLAR RİSKİ: Kronik stres altında beyinin yeteri kadar kan ve oksijen ile beslenememesi ve toksik maddelerin beyinden atılamaması sonucu beyin hücrelerinde de aynı şekilde genetik kırılmalar ortaya çıkar. Beynin temel görevlerinden olan ruhsal, duygusal ve zihinsel sağlıkta bozulma riski artar.

MÜCADELE TEPKİSİNİN YARATTIĞI STRES

Bir olaya karşı mücadele etmeye karar verildiğinde, vücuttaki tüm güçler bir araya getirilmeye çalışılır. Yine kalp atışımız hızlanır ancak tehdit tepkisinin aksine kan damarları genişler ve vücuda daha fazla oksijen pompalanmaya başlar.

SONUÇ: Olayları değerlendirirken veya düşüncelerimize yön verirken, korku dolu bir yaklaşım bizi genellikle başarısızlığa götürür. Sürekli korku altında yaşamak ise genetik yapımızda geri dönülmez hasarlara yol açabilir. Korku ağırlıklı yaklaşımlar yerine kazanma ağırlıklı yaklaşımlar ise bizi başarıya ve genetik sağlığın sürekliliğine götürür.

Bazen iki duygu bir arada yaşanabilir. Bu durumda korku ağırlıklı yaklaşımın mücadele ağırlıklı yaklaşıma galip gelmesine izin verilmeden, olayın gerektirdiği tedbirleri de alarak mücadele ağırlıklı bir yaklaşımla yönümüzü tayin etmemiz gerekir.

NEDEN ERKEN YAŞLANIRIZ? YAŞLANMANIN SEBEBİ NEDİR? /WHY DO WE GET OLDER UNTIMELY? WHAT IS THE CAUSE OF GETTING OLDER?

NEDEN ERKEN YAŞLANIRIZ ?
YAŞLANMANIN BAŞLICA NEDENİ NEDİR ?
OLDER
 
Telomerler genetik bütünlüğümüzü koruyan kromozomların başlıklarıdır. Kromozomlar DNA taşıyıcı yapılarıdır. Başta kanser olmak üzere, bağışıklık sistemi rahatsızlıklarının, kalp-damar rahatsızlıklarının ve şeker hastalığının kökeninde genellikle hasara uğrayarak kısalmış telomerlerin sebep olduğu kronik iltihaplanma yatar. İltihap, telomerlerin kısalmasına neden olur; saçlar erkenden ağarır.  Kısalmış telomerler:
 
1. Vücuda sürekli iltihap mesajları gönderir,
2. Hücre yaşlanmasına sebep olur; ciltte kırışık ve buruşukluklar görülür, 
2. Yaşlanan hücrelerin ölümlerini uzatarak vücudu tıkar,
 
Yaşlı hücreler, daha fazla iltihaplanmaya neden olur.
 
kronik iltihaplanma, hayatın hastalıklarla geçen süresinin başlıca sebepleri arasındadır.

HÜCRELER ARASI HABERLEŞME VE SİSTEMİK İLTİHAP SÜRECİ VE KANSERE GİDEN YOL. KANSER NASIL BAŞLIYOR? / SYSTEMIC INFLAMATION PROCESS, CELL CYEBERNETICS AND THE WAY TO CANCER. HOW DOES THE CANCER START UP?

KANSER NASIL BAŞLAR? HOW THE CANCER START UP?

Genlerimizin bütünlüğünün yani DNA Bütünlüğünün bozulması kansere giden yolun da başlangıcıdır. DNA bütünlüğünü koruyan en önemli yapı, kromozomların uçlarındaki telomerlerdir. Telomerler aşındıkça boyları kısalır ve kromozomların yapıları korumasız kalmaya başlar. Kromozomlar üzerinde bulunan DNA yapıları da bütünlüğünü kaybetmeye başlar.

Böyle bir durumda, hücre diğer hücrelerden yardım almak üzere Yaşlılığa Bağlı Salgı Fenotipi (YBSF) ismi verilen haberci proteinler salgılar.

Hücre hasarı bir yaralanma veya benzeri bir durumdan ortaya çıkmış ise, bu yardım çağrısı onarıcı veya bağışıklık hücrelerine ulaşır ve süreç hücrenin hasarının giderilmesi ile tamamlanır.

Hücre hasarı telomer hasarı dolayısıyla DNA hasarı şeklinde ise, durum değişir. Bu yardım sinyallerine cevap veren hücreler telomerin, kendini korumak amacıyla, direnmesi sonucu asla hücreye yardımcı olamazlar. Ancak hasarlı hücre tarafından sürekli salınan YBSF haberci molokülleri iltihaplanmaya yol açan (stokin benzeri) kimyasallar içerdiğinden vücutta sistematik iltihaplanma süreci başlar. Dışardan yardım alamayan hasarlı hücrede mevcut DNA hasarından dolayı normal fonksiyonlar kesintiye uğrar. Hücre yaşam programı bozulur. Hücrede kontrol edilemeyen çürümeler oluşur. Bu çürümeler, komşu hücrelere doğru yayılır ve zaman içerisinde kanserleşme süreci başlar.

Bu sürecin başlamasını veya başlamışsa kesintiye uğramasını sağlayabilecek 5 tavsiye, bilinen tıbbın değişmez kuralı olarak, geçerliliğini sürdürmektedir. Bunlar:

  1. Bol oksijenli temiz hava
  2. Temiz su
  3. Temiz Gıda
  4. Temiz Düşünce
  5. Spor ve müzik

SAĞLIKLI, YAKIŞIKLI VEYA GÜZEL GÖRÜNMENİN SIRRI ÖMÜR, SAĞLIKLI YAŞAM VE HASTALIKLI YAŞAMIN TOPLAMIDIR. SAĞLIKLI YAŞAM SÜREMİZİ NASIL ARTTIRABİLİRİZ?/WHAT IS THE SECRET OF POSITIVE VITALITY, BEAUTY AND YOUNGNESS, HOW CAN WE EXTEND OUR HEALTY PERIOD OF LIFE?

KMROMOSAĞLIKLI, YAKIŞIKLI VEYA GÜZEL GÖRÜNMENİN SIRRI
ÖMÜR, SAĞLIKLI YAŞAM VE HASTALIKLI YAŞAMIN TOPLAMIDIR. SAĞLIKLI YAŞAM SÜREMİZİ NASIL ARTTIRABİLİRİZ?

Kanser hücreleri hariç, her sağlıklı hücre bölünerek ama giderek azalan bir hızda çoğalır. Neticede her hücre belli bir süre sonunda artık yaşlanarak bölünemez ve ölür. Bu ömre Hayflick limiti denir. Ancak, Her hücrenin ömrü sınırlı değildir. Kalp damar, akciğer, karaciğer, pankreas, cilt, saç, bağırsak, kemik ve bağışıklık hücreleri yenilenebilir hücreler arasındadır. Hücrelerimiz sağlıklı bir şekilde yenilendikçe, organlarımız da yenilenir ve cildimiz parlar, genç ve güzel/yakışıklı görünürüz. Vücutta ne kadar çok yaşlı hücre varsa, hücreler arası haberleşme o kadar kötüdür ve bunun neticesi olarak o kadar hastalığa yatkınlık, cilte bozulmalar ve yaşlı bir görünüm vardır. 



Sağlıklı, yakışıklı veya güzel görünmenin sırrı, hücre sağlığında ve hücrelerin ömrünü uzatmakta yatmaktadır. Hücre ömrü, stres başta olmak üzere, genetik yatkınlık-“açtırma kutuyu söyletme kötüyü”!, çevresel şartlar, beslenme gibi çok şeyden etkilenir. Bunlar hücre DNA’larının uçlarında bulunan Telomerlerin boylarının kısalma hızını belirler. Çünkü telomer boyları sıfırlanınca hücre de ölmektedir. Telomeraz enzimi ise telomer boylarını arttırarak hücrenin ömrünü uzatmaktadır. Hücre içerisinde bulunan Telomeraz enzimi miktarı azaldıkça telomer boyları kısaldığından, hücre ömrü de kısalmaktadır. Sağlıklı kök hücreler, her organa dönüşebilen anahtar hücrelerdir; ana organlarımızın sürekli sağlıklı kalmasını sağlarlar. Bu hücrelerin içinde ömrümüzün sonuna kadar yetecek telomeraz enzimi bulunduğundan, kök hücreler en uzun sağlıklı yaşayan hücrelerimizdir. Sağlık, güzellik/yakışıklılık ve uzun ömrün sırrı hücre sağlığından geçmektedir. Hücre sağlığını etkileyen en önemli faktör hücreler arası haberleşmenin sağlığıdır.Hücre ömrünü arttırmanın ve hücre sağlığını korumanın yolları ileTelomeraz enzimini arttıran fakörler ayrı ayrı yazıların konusu olacaktır.

KANSER TEDAVİSİNDE EN SON YENİLİK, KEMOTERAPİNİN SONU GELİYOR/THE LATEST IN CANCER THERAPY, END OF CHEMOTERAPY

KANSERDE SAĞLIKLI HÜCRELERİ DE ÖLDÜREN KEMOTERAPİNİN SONU GELİYOR!
YAPILAN BİR BULUŞ İLE, HÜCRE RNA’SINA YÜKLENEN BİR MOLOKÜL SAYESİNDE, SADECE KANSERLİ HÜCRELER DOĞAL YOLDAN ÖLMEYE BAŞLADI…
Hücreler bizim en küçük canlı birimimizdir. Biz yaşamaya devam ederken bunlar bir yandan ölür, diğer yandan doğarlar… Her dakika vücudumuzda doğal bir süreç olarak, 300 milyon hücre doğar, 300 milyon hücre ölür.Böylece görevlerini yerine getiremeyen veya hastalıklı hücreler doğal bir şekilde vücuttan atılır.
Kanser hücreleri ise, bağışıklık sisteminin “intihar edin” emrine uymayarak ölmedikleri gibi, aşırı bir şekilde çoğalmaya devam ederler.Normal hücrelerde RNA ve mRNa’lar bu görevi yerine getirirken, kanserli hücrelerde bu görev yerine getirilememektedir. Amerika’da North Western Üniversitesinde bir grup araştırmacı, kanserli hücrelerin çoğalmasını durdurarak ölmelerini sağlayan küçük bir RNA molokülü buldular. Kanserli hücrelere bu emri vermek üzere, bunların RNA ve mRNA’larına, küçük karıştırıcılar (small interfering) yüklü RNA’larla (siRNA) komut yüklediler. Böylece kemoterapinin toksik etkisi ile ölebilen kanser hücreleri, yaşam programlarına yapılan böyle bir müdahale ile doğal yoldan ölmeye başladılar. Bulunan siRNA molokülü kanserli hücrenin hayatını devam ettirdiği birkaç geni yok ederek kanserli hücreleri öldürmüştü.Yapılan buluş 4 insan ve 4 fare üzerinde başarılı şekilde denendi.Yapılan buluşun yıllar içinde kanser tedavisinde kemoterapinin yerine kullanılması beklenmektedir. Kaynak: ZME Science, 23 kasım 2018

HAYALLERİMİZE NASIL KAVUŞABİLİRİZ? MUTLULUK, SAĞLIK VE BAŞARININ ANAHTARI/ HOW CAN WE REACH OUR DREAMS? THE KEY TO HAPPINESS, HEALTH VE SUCCESS

 

MUTLULUK, SAĞLIK VE BAŞARININ ANAHTARI/ THE KEY TO HAPPINESS, HEALTH AND SUCCESS
 
Sağlığınız duygu ve düşüncelerinizin bir göstergesidir. Ne hissediyorsanız onu yaşarsınız.
 
Mutlu, sağlıklı ve başarılı olmak istiyorsanız, onlardan aldığınız derslere sayarak, önce kendinizi sonra da her şeyi ve herkesi affederek başlayın… Bilinç altınıza yerleşmiş olarak, mutluluğunuzu, sağlığınızı ve başarınızı frenleyen bu “takozları” öyle affedin ki; düşünce ve davranışlarınıza, bir bilgisayarın işletim sistemi gibi, siz farkında olmadan artık onlar yön vermesinler.
 
Zihninizi, duygularınızı ve ruhunuzu bilinçli bir şekilde olmasını arzu ettiğiniz, sizi mutlu edecek şeylere yoğunlaştırın, onları olmuş gibi hayal edin… Bu hayal ile mutlu, heyecanlı ve coşkulu hissediyor muzunuz? Tüm bedeninizi bir huzur kaplıyor mu? İşte bundan sonra onu yapma yönünde güçlü bir irade sahibi olacaksınız. O yönde hareket edeceksiniz ve böylece o hayalin gerçek sahibi olacaksınız. KANSERİN PANZEHİRİ YÜKSEK BİR MUTLULUK HİSSİDİR. Sizi mutlu edecek şeylerden daha etkili bir tedavi aracı bulamazsınız… Unutmayın ki; neye odaklanırsanız onu büyütürsünüz.

KANSER VE GENETİK HASTALIKLAR İÇİN YENİ YAKLAŞIMLAR- NEW TREATMENT APPROACHES FOR CANCER AND GENETIC MUTATIONS

 

KANSERE VE GENETİK HASTALIKLARA ÇARE BULUNMA YÖNÜNDE YENİ GELİŞMELER
Uygulamakta olduğumuz tedaviler, moleküler ve hücresel tedavilerdir. Oysa, insan sisteminde moleküllerden ve hücrelerden önce atom ve atom altı parçacıklar vardır. Atom ve atom altı parçacıklara hakim olmadan, molekül ve hücrelere hakim olmak çok zordur. Hastalıkların tedavisinde moleküler yapıyı değiştirerek tedavi etmek çok zorken, atom ve atom altı parçacıkların enerji düzeylerini etkileyerek yeni tedavi modülleri geliştirmek çok daha kolaydır. Çünkü moleküler yapı, atomik yapıdan çok daha karmaşıktır.
Kuantum fiziği ve kimya kanunları çerçevesinde, atom altı parçacıların enerji düzeyini yönetebilmek, insan sağlığını kontrol etme ve yönetmede en önemli temel olacaktır. Çünkü birçok hastalığın temelinde bozulan atomik denge yatmaktadır.
Bu konuyla ilişkili bilimsel çalışmalar başlamıştır. Fosfat grubu içinde, fosfota bağlanmış bir oksijenin atom altı parçacıklarına ait enerji fotonuna bir teröpatik enerji gönderdiğimizde kanserin tüm çeşitlerine ve genetik hastalıkların çoğuna çare bulunabileceğine dair hipotezler vardır.
Modern tıp, binlerce hastalığa karşı onbinlerce tedavi yöntemi önererek, teşhis ve tedavide giderek zor bir yaklaşımla ilerlemektedir.  Buna hiç de gerek yoktur. Bugün artık atom ve atom altı parçacıklarının enerji düzeyi değiştirilebilmektedir. Atom ve atom atlı parçacıkların enerji düzeylerini yine bir enerji ile etkileyerek tek kalemde 100’lerce cins kanseri tedavi edebiliriz. Böylece hastalıklara daha kolay ve doğrudan çareler bulmak mümkündür.  Burada tabi ki sorunlar vardır ama en önemli sorun şudur; tedavi sırasında ne için ne kadar enerji kullanılması lazım ve bu enerji hedef atoma nasıl yönlendirilebilecektir. Bu konuda çalışmalara ihtiyaç vardır.
Bu çalışmaları desteklemek ve geliştirmek için önümüzdeki yüzyılda bugünkü modern tıp bilimlerine atom ve atomaltı genetiği, atom ve atom altı biyolojisi, atom ve atom altı fizyolojisi gibi yeni bilimlerin eklendiğini göreceğiz.
Sibernetik tıp alanında hücrelerin frekans düzeyleri yönetilerek teşhis ve tedavide bu yaklaşıma benzer önemli gelişmeler kaydedilmiş olup, kısmen pratiğe de aktarılmıştır.