İNSAN AYNA GİBİDİR; ALDIĞINI YANSITIR/THE HUMAN JUST MIRORS. HOW CAN YOU UPGRADE YOUR POSITIVE VITALITY IN 5 STEPS?

 

5 ADIMDA HAYATINIZI GÜZELLEŞTİRİN, MAKE YOUR LIFE MORE BEAUTIFUL IN 5 STESPS

carefree-y.jpgİNSAN AYNA GİBİDİR; ALDIĞINI YANSITIR.

THE HUMAN IS NO MORE THAN A MIROR, HE JUST MIRORS !

5 Adımda pozitif hayat sevincimizi yükseltebiliriz.

  1. Mümkün olduğunca doğanın içinde bulunarak onun bitmek tükenmek bilmeyen yüksek enerjisinden faydalanınız. Denizin sesini, pınarların şırıltısını, dağların ihtişamını büyük bir hayranlıkla izleyiniz. Sizi çepeçevre saran atmosferin hayat veren gücünü, yerkürenin manyetik enerjisini hissederek enerjinizi yükseltiniz. Her fırsatta kendinizi doğanın kucağına bırakınız. Irmak kenarı, dağ, park ve bahçeler gibi doğal ortamların içinde bulunarak her zerrenizde bir yansıması olan o eşsiz enerjinin güvenini hissediniz.
  2. Üzüm üzüme baka baka kararır. Size huzur ve mutluluk veren, birlikte eğlenebileceğiniz insanlarla birlikte olunuz. Düşük enerjili insanlar, sizin de enerjinizi düşürür.
  3. İstenmeyen aş, ya karın ağrıtır ya baş. Sizi eğlendirecek, güldürecek sporlar yapınız. Sporu yarış olarak değil, eğlence olarak yapınız.
  4. Önce içinizi, sonra düşüncelerinizi ve en son olarak da hayatınızı karartırlar; olumsuz medya kanallarından ve sosyal ortamlardan uzak durunuz.
  5. Aldırma gönül aldırma… Moralinizi bozacak hiçbir şeyi benimsemeyiniz; onu hiçbir şekilde yargılamadan sadece izleyici olunuz “dudak büküp” geçiniz:).Bunu yapamıyorsanız, mutlaka bir olumlu yönü vardır, onu ön plana çıkarınız. O da yoksa “Hayırlısı” deyip geçiniz 

 

THE HUMAN JUST MIRRORS;  ONE JUST REFLECTS IN HIS MIND.

THE HUMAN IS NOT MORE THAN A MIROR, HE JUST MIRORS!

In 5 steps we can raise our positive life vitality

1.Make use of its endless high energy by being in nature as far as possible. Watch the sound of the sea, the splendor of the fountains, the magnificence of the mountains. Raise your energy by feeling the life-giving power of the atmosphere that surrounds you,  the magnetic energy of the earth. At every opportunity, leave yourself in the lap of nature. Feel the confidence of this unique energy, which is a reflection of each and every one of you in natural environments such as the riverside, mountains, parks and gardens.
2 if you lie down with dogs you will rise up with fleas Be with people that give you peace and happiness and have fun together. People with low energy will also lower your energy.

3. Unwanted lunch makes headache or toothache, Make sports that will entertain you and make you laugh. Do not sport as competition but but as an entertainment.

4. First they darken you, then your thoughts and finally your life; stay away from negative media channels and social media.
5. Take it easy and the more. be a spectator without judging  in any way. Be just displeased. If you cannot do it, khow that always there is a positive aspect, bring this concept to the forefront. If there was nothing to this end, just say “let’s hope for the best” 🙂

MİDEDE ASİT REFLÜSÜ VE AĞIZ KOKUSUNUN NEDENLERİ :  STOMACH REFLUX AND HELITOSIS/ MALODOR /BAD BREATH/BREATH ODOR.

MİDEDE ASİT REFLÜSÜ VE AĞIZ KOKUSUNUN NEDENLERİ VE ÇARESİ:  STOMACH REFLUX AND HELITOSIS/BAD BREATH REASONS AND TREATMENT

Ağız kokusu, diş sağlığındaki bozulmalar, kötü diş bakım alışkanlıkları veya başka sağlık sorunlarından kaynaklanabilir. Tüketilen gıdaların cinsi veya sağlıksız bir hayat tarzı da ağız kokusunun nedenleri olabilir.

Yenen yiyeceklerin sebep olduğu ağız kokusu:

Yiyeceklerin sindirimi ağızda başlar. Yiyecekler sindirildikçe ve sonrasında kana karıştıkça, yiyeceklerin kokusu, kan dolaşımı ile akciğerlere ulaşır ve oradan da alıp verdiğimiz nefese yansır.  Soğan ve sarımsak gibi gıdaların kokusu, fırçalama veya gargara ile geçici olarak gitse de, esas itibariyle bu kokular, bu gıdalar sindirilerek metabolizmadan geçmedikçe devam eder.

Kötü alışkanlıkların neden olduğu ağız kokusu:

Dişlerin günlük olarak fırçalanmaması, yiyecek artıklarının dişlerin çevresinde diş ve diş eti arasında ve dil üzerinde kalarak bakteri gelişimi için uygun bir ortam yaratmasında ve netice olarak kokuşmasına ve dolayısıyla ağız kokusuna neden olabilir. Anti bakteriyel ağız gargaraları bu tür bir ağız kokusunu önleyebilir. Bununla birlikte ağızda koku yapan bakteriler ve yiyecek artıklarının kendisi da ağızda istenmeyen bir koku yaratabilir.

Sağlık sorunlarının neden olduğu ağız kokusu:

Sürekli ağız kokusu veya ağızda kötü tat duygusu, bir diş hastalığı neticesi ortaya çıkabilir. Ağız kokusuna sebep olan diş eti rahatsızlığı, diş etinin yumuşak dokusundaki bir rahatsızlıktan (gingivitis) veya alt diş etinin dokusunda veya dişi tutan kemikte bir hasardan (periodontisis) meydana gelebilir.

Diş eti rahatsızlıklarının nedenleri arasında, aileden gelen yatkınlık, dişlerin temiz tutulmaması, tütün ürünlerinin tüketimi,  bağışıklık sistemini zayıflatan şeker, lösemi,  aids,  stres veya sağlıksız beslenme sayılabilir. Sürekli olan ağız kokularının nedeni genellikle diş kemiklerine kadar uzanan doku ve kemiklerde görülen bozukluklardır. Diş diplerindeki plak ve tartarların sürekli temizlenmesi bu tip bir ağız kokusunun önlenmesi açısından önemlidir.

Takma damak ve dişler de ağız kokusuna sebep olabilir.

Ağızdaki bakterilerden oluşan koku kükürt kokusuna benzer.

Antibioyotikler, şeker hastalığı, zayıf bağışıklık sistemi, solunan corticosteroids ağız kokusunu ve özellikle pamukçuk veya mantar mayasının (yeast) sebep olduğu ağız kokusunu arttırabilir.

Siyah tüylü gibi görünen dil, antibioyotik kullanımından, sigara içmekten, ağız sağlığının zayıflığından, çok çay ve kahve içmekten ve ağız kuruluğuna neden olan az tükürük üretiminden dolayı meydana gelen bakteri birikimleri ağız kokusuna yol açabilir.

Uyurken burun açıcı bir sprey alıp, ağızdan değil burundan nefes alınması ağız kuruluğundan doğan ağız kokusunu önlemede yardımcı olur.

Diş üzerinde bulunan çukurcuklar ve diş diplerinde bulunan aralıklarda oluşan plaklar, bakterilerin, karbonhidrat (şeker ve nişasta) içeren gıda artıklarının bakteriler tarafından sindirilmesi sonucu ortaya çıkan asit,  gıda artığı ve burada bulunan bakteriler diş plağı dediğimiz diş taşlarını oluşturur.

Diş dibinde kalan yiyecek artığının koklanması, ağız kokusunun ağızdan mı kaynaklandığını bulma açısından bir yöntemdir.

Ağız kokularının %80’i ağız bölgesinden kaynaklanan sorunlardan meydana gelmektedir.

Bademcikler, diş oyukları ve diş eti rahatsızlıkları birer ağızdan kaynaklanan koku kaynağıdır.

Şeker hastalığı, karaciğer rahatsızlığı, solunum yolu enfeksiyonları, kronik bronşit,  genellikle mide üst kısmı ile mide kapakçığının diyafram kasının üstünde çıkması ile ortaya çıkan ve mide yanması/ekşimesi şeklinde kendini belli eden asit reflüsü (hiatal hernia), koyu renkli, kötü kokulu geniz akıntısı da vücudumuzdaki bir rahatsızlıktan dolayı ortaya çıkan ağız kokusunun başlıca nedenleri arasında sayılmaktadır.

Asit reflüsüne neden olan olaylar: 

-Yiyeceklerin en az 40 defadan az çiğnenmesi, yemek yedikten hemen sonra yatılması

-Aşırı kilolu veya obez bir yapıya sahip olunması

-Ağır yiyecekler yenmesi ve sırt üstü yatılması, karının üzerine eğilerek oturulması

-Yatma vaktinden önce çerez cinsi bir şeyler atıştırma

-Çay, kahve ve karbonatlı içecekler içilmesi, alkol alınması,

-Sigara içme,

-Gebelik

-Aspirin, ibuprofen, kas gevşeticiler ve tansiyon ilaçlarının içilmesi

Meyve kokusu şeklindeki ağız kokusu şeker hastalığının habercisidir.

Geniz akıntısının katı ve kötü kokusu bakteri enfeksiyonun  habercisidir.

Leş kokusu veya çürümüş, bozulmuş gıda kokusu şeklindeki ağız kokusu alkoldendir.

Yemeklerden sonra kürdan kullanılması ağız kaynaklı ağız kokuları için önemlidir.

Antiseptik ve anti bakteriyel ürünlerle ağızların çalkalanması ağız kokularının önlenmesi açısından önemlidir.

Aşırı aç kalma veya karbonhidrat düzeyi düşük diyetler ağız kokusunu arttırır.

Soğan, sarımsak ve baharatlı yiyeceklerin aşırı tüketilmesi ağız kokusunu arttırır.

Şekersiz ancak doğal tatlandırıcılar (Xlytol) ile tatlılandırılmış sakız çiğnenmesi, tükürük bezlerini çalıştırarak ağız kokusunu önler, diş çukurlarının azalmasına yardımcı olur.

Şekerli içecekler ağız kokusunu arttırır.

Tütün mamulleri ağız kokusunu arttırır.

Bol bol su içilmesi ve yatmadan önce süt içilmesi ağız kokusunu azaltır.

Kahve yerine yeşil çay başta olmak üzere bitki çaylarının içilmesi ağız kokusunu azaltır.

Çiğ havuç, kereviz ve elma yenmesi ağız kokusunu azaltır.

Tükürük bezlerindeki rahatsızlık ağız kokusunu artırır.

Bol sıvı alınmaması veya burun yerine ağızdan nefes alıp vererek teneffüs edilmesi kuru ağıza neden olur. Bu da ağızda bakteri faaliyetini ve dolayısıyla ağız kokusunu arttırır.

Her yemekten sonra dişlerin fırçalanarak bir antiseptik ve antibakteriel sıvı ile ağızın çalkalanması ağız kokusunu azaltır.

Pasta kabartma tozu ağız hijyeni sağlar ve ağız kokusunun önlenmesine yardımcı olur

Bol klorofil ihtiva eden yeşil sebzeler ve özellikle pırasa ağız kokusunu önlemeye yardımcı olur.

Bad breath can be caused by disorders in dental health, poor dental care habits, or other health problems. The type of foods consumed or unhealthy lifestyle may also be the causes of bad breath.

Bad breath caused by eaten foods:

Digestion begins in the mouth. As food is digested and then mixed into the blood, the smell of food reaches the lungs through circulation and is reflected in the breath we take from it.  Although the smell of foods such as onions and garlic may go temporarily with brushing or mouthwash, it is mainly these odors continue to be digested and not metabolized.

Bad habits caused by bad breath:

Failure to brush your teeth daily, food particles between teeth and on the tongue the gums and around the teeth to create an environment suitable for the development of bacteria adhering, and as a result, humming, and hence can contribute to bad breath. Anti bacterial mouthwashes can prevent this type of mouth odor. However, bacteria that smell in the mouth and food residues itself can also create an unwanted odor in the mouth.

Bad breath caused by health problems:

A toothache can be caused by a persistent bad breath or a bad taste in the mouth, as a result of a dental disease. A toothache can be caused by an infection in the soft tissue of the tooth (gingivitis) or a damage to the tissue of the lower gum or the bone that holds the tooth (periodontitis).

Among the causes of gum disease, susceptibility from the family, keeping teeth clean, consumption of tobacco products, weakened immune system sugar, leukemia, aids, stress or unhealthy diet can be counted. The reason for the continuous smell of the mouth usually extends up to the teeth bones and bones are seen in the disorders. It is important to clean the plaque and tartar at the bottom of the teeth continuously to prevent this type of bad breath.

Dentures and teeth can also cause bad breath.

The smell of bacteria in the mouth is similar to the smell of sulfur.

Antibacterial, diabetes, weak immune system, breathable corticosteroids can increase the smell of the mouth and, especially, the smell of the mouth caused by yeast (yeasts) or thrush.

The bacteria that cause the accumulation of bacteria in the mouth due to the use of black-haired language, antibiootic use, smoking, poor oral health, drinking more tea and coffee, and producing less saliva, which causes dry mouth can cause the smell of the mouth.

Breathing through the nose and mouth while you are sleeping helps to prevent the smell of dry mouth.

The bacteria that cause tooth decay are called plaque, which is a sticky, colorless film that forms on the surface of the teeth.

The smell of food residue left at the bottom of the mouth is a method to find out whether the smell of the mouth is caused by the mouth.

80% of oral odors are caused by problems originating from the mouth area.

Tonsils, cavities and gum diseases is the source of the smell from a mouth.

The most common cause of bad breath is the acid reflux (hiatal hernia), which is usually caused by the upper part of the stomach and the valve of the stomach above the diaphragm, and the acid reflux (hiatal hernia), which manifests itself as burning/sour, and a dark, bad smelling nasal discharge, which is caused by a disturbance in our body.

Events that cause acid reflux disease:

-Food should be chewed less than 40 times, bed immediately after eating

-Having a structure that is overweight or obese.

– Heavy eating and lying on the back, sitting on the stomach

-Snacks before bedtime.

– Drinking tea, coffee and carbonated drinks, drinking alcohol,

-Smoke,

-Pregnancy

– Aspirin, ibuprofen, muscle relaxants and blood pressure medications

The mouth odor in the form of fruit odor is the precursor of the disease.

The solid and bad smell of the nasal discharge is the precursor of bacterial infection.

The smell of caries or rotten, spoiled food is alcohol.

The use of toothpastes after meals is important for oral odors originating from the mouth.

Mouth rinsing with antiseptic and anti-bacterial products is important to prevent bad breath.

Over-eating or low-carbohydrate diets increase the smell of the mouth.

Excessive consumption of onion, garlic and spicy foods increases the smell of the mouth.

Chewing sugary but sweetened gum with natural sweeteners (Xlytol) prevents the smell of the mouth by running saliva glands, helping to reduce tooth pits.

Sugary drinks increase the smell of the mouth.

Tobacco products increase the smell of the mouth.

Drinking plenty of water and milk before going to bed reduces the smell of mouth.

Drinking herbal tea, especially green tea instead of coffee, reduces the smell of mouth.

Eating raw carrots, celery and apples reduces mouth odor.

The discomfort in the salivary glands increases the smell of the mouth.

If you do not take plenty of fluids or breathing by mouth instead of nose, it causes dry mouth to breathe. This is also the activity of bacteria in the mouth and, therefore, increases the smell of the mouth.

After each meal, brushing the teeth with an antiseptic and antibacterial liquid and mouth rinsing reduces the smell of the mouth.

Baking soda provides mouth hygiene and helps prevent mouth odor

Green vegetables containing plenty of chlorophyll and especially leeks help prevent mouth odor.

MİKROELEKTRİKLE BESLENME, OBEZİTEYE ÇARE OLABİLİR Mİ? CAN NUTRITIONAL MICROELECTRIC PREVENT OBESITY?

thththt

MİKROELEKTRİKLE BESLENME, OBEZİTEYE ÇARE OLABİLİR Mİ?
CAN NUTRITIONAL SUPPORT BY MICROELECTRIC PREVENT OBESITY?
Hücrede üretilen temel enerji birimi ATP’dir. Kullandıkğımız enerji yani ATP, temel olarak karbonhidrat ve oksijen olduğunda üretilir. Vücütta çok düşük düzeyde karbonhidrat, yağ veya protein olduğu durumlarda enerji düzeyimizi nasıl yükseltebiliriz? Bu durumda mikro akımlar kullanılarak hücrede üretilen enerji düzeyini yani ATP miktarını % 500 arttırabilirsiniz. Böylece gıda yerine kısmen mikroelektrik alarak ihtiyaç duyacağımız enerjiyi elde edebiliriz. Böylece vücutta aşırı enerji alımı sonucu birikecek yağlardan ve enerji kullanımı sonucu vücutta biriken küllerden! kısmen kurtulabiliriz. Vücudumuz bu yüklerden kurtulurken aynı zamanda kilo sorunlarına köklü bir çözüm geliştirebiliriz.
Eskiden enerjiyi karbon (kömür, petrol, odun gibi) ve oksijen kullanarak elde ederken bugün elektrik enerjisi ile elde edebiliyoruz. Başlangıçta elektriği sadece aydınlatmada kullanırken bügün ilk günkü kullanımından çok farklı alanlarda kullanabiliyoruz. Buradan hareketle, Enerji ihtiyacımız yanında giderek vitamin, mineral madde ve diğer tüm ihtiyaçlarımızı da dışarıdan elektrik ve/veya ışık veya başkaca enerji kaynakları kullanarak karşılayabileceğiz. Bunun yapılabilirliği teorik olarak bugün mümkün; atom veya moloküllerin yapısını çeşitli enerjilerle kontrol ederek yönetmek yeterli görünmektedir.

BAZI PROTEİNLER/AMİNOASİTLER KRONİK BÖBREK YETMEZLİĞİNE SEBEP OLABİLİR/ SOME PROTEINS/AMINO ACIDS MAY CAUSE CHRONIC KIDNEY FAILURE

Bazı protein/aminoasit cinsleri yag asitleri kronik böbrek etmezligine neden olabilmektedir. Bunların önde gelenleri d-serine ve palmitate olarak tespit edilmiştir. D-serin proteini susam yağında bulunurken, palmitate yag asidi Hindistan cevizi yagıda yüksek oranda bulunur.

Specific types of amino acids (d-serine) or fatty acids (palmitate) are reported to be closely associated with CKD progression.

SÜT FAYDALI MI ZARARLI MI? IS MILK GOOD OR BAD FOR THE HEALTH

 

SÜT KEMİK ERİMESİNE NEDEN OLUR MU?

IS THE MILK CAUSES OSTEOPOROSİS?KEMİKERİMESİ

 

Şimdi batı diyetinde en çok tartışmaya konu olmuş ve yanlış anlaşılmış kısma geldik.

 

Doğulular ve Afrikalılar geleneksel olarak, müshil amaçlı kullanımı hariç sütten uzak durmuşlardır. Ama batı dünyasında insanlara hayatları boyunca her gün süt içmeleri söylenir.

 

Doğaya baktığımızda, yavruların diğer yiyeceklerle sütten kesildiği zamana kadar yalnızca sütle beslendiğini görürüz. Sütün sindirimini sağlayan laktaz enziminin, ergenliğe geçişle birlikte insan sisteminden kendiliğinden yok olması; yetişkin insanların süte besin olarak kaplanlardan ya da şempanzelerden daha fazla ihtiyacı olmadığını gösteriyor.

 

Süt, çiğ olarak tüketildiğinde tam protein besin olmasına rağmen yağ da içerdiği için kendinden başka bir besinle zor karışır. Buna rağmen günümüzde yetişkinler diğer yiyecekleri devamlı soğuk sütle “yıkarlar”. Süt mideye girdiğinde hemen kesilir ve mevcut başka bir yiyecek varsa kesilmiş süt tanecikleri diğer yiyecek taneciklerinin etrafında pıhtılaşır, onları mide özsularından yalıtırak sindirimi geciktirir, çürüme başlangıcına ortam sağlar. Bu yüzden süt tüketimi ile ilgili ilk ve en önemli kural şudur: “Ya tek başına iç, ya da içme.”

 

Bugün süt, içindeki doğal enzimleri yok eden ve nâzik proteinleri değiştiren pastörizasyonun her yerde uygulanması yüzünden, daha da sindirilemez hâle gelmiştir.

 

Çiğ süt, sütün sindirimini sağlayan laktaz ve lipaz aktif enzimlerine sahiptir. Canlılığını yitirmiş laktazı ve diğer aktif enzimleri içeren pastörize süt, yetişkin mideler tarafından gerektiği gibi sindirilemez.

 

Şişeyle beslenen bebeklerin yaşadığı karın ağrısı, pişik, solunum rahatsızlıkları, gaz ve diğer rahatsızlıkların da gösterdiği gibi çocuklar bile bu konuda sıkıntı çeker. Enzimlerin eksikliğinin ve hayâtî proteinlerin değişmesinin, sütteki kalsiyumu ve mineral elementleri erittiği de kuşku götürmez.

 

1930’larda Dr. Francis M. Pottenger, pastörize ve çiğ sütle beslenmenin 900 kedi üzerindeki etkilerine ilişkin 10 yıllık bir çalışma yürüttü. Bir grup yalnızca çiğ süt alırken, diğer grup aynı kaynaktan alınan pastörize sütle beslendi.

 

Çiğ süt içen grup kuvvet bularak büyüdü, hayatı boyunca sağlıklı, aktif ve canlı kaldı ama pastörize sütle beslenen grup kısa süre sonra durgun, sersem ve normalde insanlarla ilişkilendirilen kalp krizi, böbrek yetmezliği, tiroid bozukluğu, solunum rahatsızlıkları, diş kaybı, kemik zayıflığı, karaciğer iltihabı gibi kronik yozlaştırıcı rahatsızlıklara karşı savunmasız hâle geldi.

 

Ama Dr. Pottenger’in en çok dikkatini çeken ikinci ve üçüncü nesillere olanlardı.

 

Pastörize sütle beslenen grubun yavrularının hepsi pastörize sütten kalsiyum emiliminin olmadığını gösteren zayıf ve küçük dişler, kalsiyum eksikliğinin açık ifadesi olan güçsüz kemiklerle doğdular. Çiğ sütle beslenen grubun yavruları ebeveynleri gibi sağlıklı kaldı. Pastörize sütle beslenen grubun üçüncü kuşak yavrularının birçoğu ölü doğarken, kurtulanlar ise kısırdılar ve üreyemiyorlardı. Çiğ sütle beslenen grup soyunu sürdürürken, pastörize sütle beslenen grupta dördüncü nesil olmadığı için deney bitmek durumunda kaldı.

 

Eğer bunlar pastörize sütün zararlı etkilerinin yeterli kanıtı değilse, ticârî süt endüstrisinin kabul etmekten tiksindiği, kendi annelerinden alınan pastörize sütle beslenen buzağıların genellikle 6 hafta* içinde öldüğü gerçeğini dikkate alın.

 

Çiğ sütün lehinde, pastörize sütün aleyinde bulunan bu gibi bilimsel kanıtlara ve yirminci yüzyılın başlarına kadar insan türünün çiğ sütle beslendiği gerçeğine rağmen bugün Amerika’da birkaç eyalet hariç çiğ süt satmak yasal değildir.

 

Doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış süt, insan ömrünü uzatmada hiçbir fayda göstermezken; sütü pastörize etmek raf ömrünü uzattığından süt endüstrisi için daha kârlıdır. Dahası, pastörizasyon hepsini olmasa da bazı tehlikeli mikropları öldürerek sıhhî olmayan mandıralardaki hasta ineklerden alınan sütü göreceli olarak “zararsız” hâle getirir ve bu da süt endüstrisinin mâliyetlerini azaltır.

 

Dr. Pottenger’in pastörize sütle beslenmiş kedilerinin kısırlaşması ve gücünü yitirmesi için yalnızca üç kuşak geçmesi yeterli olmuştur. Amerikalıların ve Avrupalıların neredeyse aynı sayıdaki kuşağı pastörize sütle beslenmiştir. Bugün, kısırlık Amerikan çiftleri için başta gelen sorunlardan biriyken; kalsiyum eksikliği de öyle yayılmıştır ki, Amerikalı çocukların yüzde doksanı kronik diş çürümesi sorunuyla karşı karşıyadır.

 

Işin daha kötüsü, şimdilerde kaymağının ayrılmasını önlemek için süt “homojenize” ediliyor. Bu, yağ moleküllerinin sütün geri kalanından ayrılmayacağı noktaya kadar mayalanmasını ve öğütülmesini gerektiriyor. Ama aynı zamanda bu durum, süt yağının küçük parçacıklarının ince bağırsağın duvarından kolayca geçmesine izin vererek, doğal niteliğini kaybetmiş yağ ve kolestrolün vücut tarafından emilme miktarını büyük oranda arttırıyor.

 

Aslında homojenize sütten, saf kremadan aldığınızdan daha fazla süt yağı alırsınız!

 

Kemik erimesi rahatsızlığı olan kadınların pastörize süt ürünleri ile ilgili gerçekleri dikkate almaları gerekir. Doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış bu süt, bu durumu önlemek için yeterince kalsiyum sağlamaz. Büyük miktarlarda pastörize süt ürünleri tüketen Amerikalı kadınlar, dünyanın en yüksek sayıdaki kemik erimesi vakalarından muzdariptirler.

 

Örneğin, çiğ lahana; herhangi bir miktar pastörize süt, yoğurt, çiftlik peyniri veya doğal niteliği bozulmuş diğer süt ürünlerinden daha fazla kalsiyum sağlar.

 

Kuzey Dakota’nın Grand Folks şehrindeki Insan Araştırma Merkezi’nde yapılan yeni çalışmalar gösteriyor ki, boron elementi kalsiyumun besinlerden emilmesinde ve kemik yapımında kullanılmasında temel bir role sahiptir.

 

Daha da dikkate değer bir nokta şudur: Yeterli miktarda boron verildiğinde kadınların kanındaki östrojen seviyesi, Batı’da kemik erimesine karşı genel bir geçici önlem olan östrojen yenileme terapisine duyulan ihtiyacı ortadan kaldırarak, iki katından daha fazla arttı. Boronu nereden bulabiliriz?

 

Özellikle elma, armut, üzüm, fındık, lahana ve diğer lifli sebzeler gibi kasiyumu da bulduğumuz taze meyve ve sebzelerden. Doğa zaten ihtiyacımız olan hayâtî besin kaynaklarının tümünü birbirini tamamlayan şekilde bolca sağlamıştır ama insan onları öldürene kadar pişirmekte ve işlemekte ısrar eder ve sonra diyetinin neden “işe yaramadığını” düşünür durur.

 

Yetişkinler harika bir besin olan çiğ sütü temin edemedikleri sürece, günlük diyetlerinde yer alan sütü yeniden gözden geçirmelidirler.

 

Çocukları “güçlü ve sağlıklı” büyüsünler diye pastörize sütle tıka basa doldurmak düpedüz deliliktir, çünkü en basitinden, onlar içindeki besinleri ayrıştıramazlar.

 

Aslında, doğal niteliğini yitirmiş süt ürünleri, bağırsakları tabaka tabaka balçık gibi çamurla tıkayarak organik besinlerin emilimine engel olduğundan; erkekler, kadınlar ve çocuklar diyetlerindeki tüm pastörize süt ürünlerini çıkarmalıdırlar.

 

Inek sütü buzağılar içindir ve bebekler de sütten kesilene kadar anne sütüyle beslenmelidir. Doğa her iki tip sütü ve sindirim sistemini buna göre tasarlamıştır.

 

Anne ineğin pastörize sütü ile beslenen buzağıların genellikle 6 hafta içinde öldüğü bilimsel olarak belgelenmiştir ki, bu da pastörize inek sütünün buzağı için olduğu gibi, insan için de sağlığa yararlı ve hayat veren bir besin olmadığını gösterir. Buna rağmen, yetişkin insanlar doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış bu salgıyı hem bebeklerine içirirler hem de kendileri tüketirler.

 

Inek sütü, insan sütünün 4 katı protein ve sadece yarısı kadar karbonhidrat içerir. Pastörizasyon, inek sütünün içinde bulunan yoğun proteinin sindirilmesini sağlayan doğal enzimi yok eder. Böylece; bu fazla süt proteini, bağırsakları çamurla tıkayarak, insanın sindirim yolunda çürür.

 

Bu çamurun bir kısmı kana sızar. Süt ürünlerinin günlük tüketimleriyle bu kokuşmuş çamur biriktikçe, vücut çamurun bir kısmını deriden (sivilce, leke ile) ve ciğerlerden (nezle ile) dışarı atarken kalanı içeride iltihaplanır, enfeksiyonlara sebep olan mukoz oluşturur, alerjik tepkilere yol açar, eklemleri kalsiyum tortularıyla sertleştirir.

 

Kronik astım, alerji, kulak enfeksiyonları ve sivilcenin birçok çeşidi süt ürünlerini diyetten çıkarmakla kolayca iyileştirilebilir.Inek sütü ürünleri özellikle kadınlar için zararlıdır. Süt kadınların vücudundan dışarı akmalıdır, içeri değil.

 

Pastörize inek sütünün kadınları güçten düşüren etkileri, süt üretimini arttırmak için ineklere enjekte edilen sentetik hormonlarla daha da şiddetlenir. Bu kimyasallar titizlikle dengelenmiş dişi endokrin sistemine çok zarar verir. Besin ve Iyileşme (Food and Healing) adlı kitabında besin terapisti Anne Marie Colbin süt ürünlerinin kadınlar için yarattığı felaketi şöyle açıklar: “Süt, peynir, yoğurt ve dondurma gibi süt ürünlerinin tüketimiyle; yumurtalık tümörünü ve kistlerini, vajinal akıntıları ve enfeksiyonları da kapsayan dişi üreme sistemindeki çeşitli hastalıklar kuvvetle bağlantılıdır. Bu bağlantının, süt ürünlerinin tüketimine son verdiklerinde problemlerin azaldığını veya yok olduğunu bildiren tanıdığım sayısız kadın tarafından defalarca doğrulandığını görüyorum. Lifli tümörlerin geçtiğini veya dağıldığını, rahim kanserinin durduğunu, adet düzensizliklerinin düzeldiğini duyuyorum. Kısırlık bile bu >yaklaşımla birkaç örnekte ortadan kalkmış görünüyor.”

 

Birçok kadın ve erkek, doktorları iyi bir kalsiyum kaynağı olduğunu söylediği için süt ürünleri tüketiyor. Bu bâtıl bir tavsiyedir.

 

Doğrudur, 100 gramında 33 gram kalsiyum bulunan insan sütü ile karşılaştırıldığında, inek sütü her 100 gramında 118 mg kalsiyum içerir.

 

Ama ayrıca, inek sütü 100 gramında insan sütünde 18 mg bulunan fosfordan 97 mg içerir. Fosfor, sindirim yolunda kalsiyum ile birleşir ve aslında kalsiyumun emilimini önler.

 

New York Devlet Üniversitesi tıp merkezinin pediatri bölüm başkanı Dr. Frank Oski şöyle diyor: “Yalnızca Kalsiyum-Fosfor oranı 2-1 olan besinler temel kalsiyum kaynağı olarak kullanılmalıdır. Insan sütünün oranı 2.35’e 1, inek sütününki yalnızca 1.27’ye 1. Inek sütü ayrıca 100 gramında 16 mg sodyum içeren insan sütü ile karşılaştırıldığında 50 mg sodyum içerir, yani süt ürünleri muhtemelen modern batı dünyası diyetinin en yaygın aşırı sodyum kaynaklarından biridir.”

 

Bununla beraber, inek sütü daha iyi sindirilen ve sağlığa yararlı olan diğer besinler kadar iyi bir kalsiyum deposu değildir. 100 gramında 118 mg kalsiyum bulunan inek sütünü diğer besinlerin 100 gramı ile karşılaştırın:

Badem (254 mg), brokoli (130 mg), kıvırcık lahana (187 mg), susam tohumu (1,160 mg), bir tür su yosunu olan kelp (1,093 mg) ve sardalya balığı (400 >mg).

 

Kemik erimesine gelirsek, bunun daha çok beslenmedeki kalsiyum eksikliğinden değil, özelikle şeker gibi kemiklerden ve dişlerden kalsiyumu süzen beslenme etkenlerinden kaynaklandığını görürüz.

 

Şeker, et, rafine nişasta ve alkolün tümü, kanda sürekli bir asit ortamı yaratır ve asidik kanın kemiklerden kalsiyumu çözdüğü bilinir. Osteoporozu düzeltmek için en iyi yol, yukarıda belirtilen süt ürünü haricindeki kalsiyumca zengin besinleri tüketirken aynı zamanda kemiklerden kalsiyum çalan asit arttırıcıları diyetten çıkarmaktır. 3 mg boron minerali takviyesinin de kemiklerin kalsiyumu emmesine ve tutmasına yardım ettiği görülür.

 

Geleneksel Çin tıbbı açısından bakarsak, süt bir çeşit “cinsel öz”dür. Insan türünün başka bir türün cinsel özünü içmesi özellikle kadınlar için sadece hastalığa yol açar, çünkü içerdiği hormonlar insanın endokrin sisteminin hassas dengesini bozar.

 

Eğer süt ürünleri içmekte ısrarlıysanız, en iyi tercihiniz insan sütünün besinsel karışımına ve dengesine yaklaşan keçi sütü olmalıdır.

 

Inek sütünden yapılmış yegane tehlikesiz ürünler sindirilebilen bir yağ olan taze tereyağı, laktobakteri tarafından sizin için önceden sindirilmiş taze mayalanmış yoğurttur. Ama bunlar bile mâkul ölçülerde ve mümkünse çiğ, pastörize olmayan sütten yapılmış olmalıdır.

 

Kaynak:

http://www.hps-online.com –> Food & dieting –> The science of food combining –>

Milk and dairy

http://www.hps-online.com –> Food & dieting –> Food profiles –> Dairy

>

Çeviren:

Hakan Arabacýoğlu

iletisim@arabacioglu.com

>

Tavsiye edilen linkler:

http://www.notmilk.com

>

Dosyanın orijinaline http://www.arabacioglu.com/arsiv/sut.doc adresinden de

ulaşabilirsiniz.

KARACİĞER SAĞLIĞI VE KARACİĞERDE DETOX SÜREÇLERİ-LIVER HEALTH AND DETOXIFICATION IN LIVER

LİVER

KARACİĞER SAĞLIĞI VE DET0X SÜRECİ/LIVER HEALTH AND DETOX PROCESS

KARACİĞERDE DETOX SÜRECİ

Bağırsak toplardamarlarından emilen gıda ve toksinler portal toplar damar ile karaciğere gelir. Kanda bulunan antijen-antikor sentezleri, bağırsaklardan emilerek gelen bakteri ve bakterilerin çıkardıkları toksinler ve diğer toksik maddeler karaciğerde filtre edilir. Bunlar karaciğerde bir dizi işlemden geçerler. Bu süreçte birçok zararlı hormon ve mikrop ya pasif hale getirilir veya parçalanarak dışarı atılacak duruma getirilir. Yine bu süreçte aldığımız gıdalar vitamin ve mineral olarak depolanır, sentezlenir, karonhidrat, yağ ve proteinler metebolize edilir, ilaçlar ve zararlı maddeler detox edilir.

Birçok madde yağda eridiği için vücut bunları normal süreçlerle dışarı atamaz. Bunların 2 ayrı fazda enzimlerle nötralize edilerek suda eriyebilir hale getirimesi gerekir. Karaciğerde işlenen bütün bu toksinler  2 ana fazda işlem görerek ya redüksiyon yoluyla veya detox yoluyla etkisiz hale getirilir. Bu iki olaya redox denmektedir. Sağlıklı bir karaciğerdeki redox süreci, % 99 oranında ilk fazda gerçekleşir.  Sağlıksız bir karaciğerde ise bunların çoğu karaciğer Faz 2’de işlem görmek üzere beklerler.

Karaciğerdeki detox sürecinde önemli bir konu da günlük, doğal metebolik süreçler sonucu veya başkaca sebeplerle vücuda giren veya vücutta ortaya çıkan serbest radikallerdir. Serbest radikaller elektron eksiği bulunan moloküllerdir. Bu eksikliklerini gidermek için hücrenin DNA’sı dahil, zarından, iç yapısındaki atomlardan, moloküllerden elektron çalarak bunların yapısını dengesiz hale getirirken, diğer yandan kendileri oksitlenmiş-paslanmış toksik oluşumlar oluştururlar. Kronik hastalıkların ve yaşlanma sürecinin en büyük sebebi bu olarak görülmektedir.

Vücudumuzun eczanesi ve laboratuvarı olan ve ağır bir yük altında çalışan karaciğerin önemli bir görevi bu serbest radikalleri redüksiyon sonucu etkisiz hale getirimektedir.

Karaciğer hem redüksiyon-indirgeme (reduction) hem de detox sürecini birlikte yürütmektedir; buna redox denmektedir. Aşağıda açıklandığı üzere karaciğerin hem serbest rakikalleri etkisiz hale getirme (redüksiyon) hem de toksik maddeleri vücuttan atma (detox) sürecinde önemli desteklere ihtiyacı bulunmaktadır. İki sürece aynı zamanda destek veren Glutatyon bu süreçte en önemli aktör olarak görünmektedir. Bu süreç içerisinde glutatyon;

  1. Serbest radikallerin elektron ihtiycını karşılayarak onları avlayıp, etkisiz hale getiriyor ve diğer moloküllerin yapılarının bozulmasını önlemektedir.
  2. Metebolik süreçte enerji üretimini desteklemektedir.
  3. Kurşun, civa, kadmiyum ve bakır gibi toksik ürünleri vücuttan temizleyerek detox görevi görür.
  4. Katı ve sıvı gıdalarla, hayvansal ve bitkisel ürünlerle, temizlik ajanları dahil çeşitli yollarla aldığımız kimyasal atıkları ve bulaşıkları, hormonları, antibiyotikleri etkisiz hale getirir.
  5. Sigara dumanı dahil çevresel kirlilikle aldığımız toksinleri temizler.
  6. Avakado, kuşkonmaz, portakal, domates ve hodan yağı desteğinde, ciltte melanin düzeyini düşürerek cildin beyazlaştırarak, parlak bir görünüm kazanmasını sağlar.

Karaciğerde toksik madde temizliği 2 fazda yapılmaktadır. 1. Faz detox sürecinde aşırı serbest radikal üretilir. Bu serbest radikaller bir şekilde dengelenerek ortadan kaldırılmadıkça, 2 faz detox süreci için çok büyük bir tehlike arz ederler. Bu durum, 2 faz detox faaliyetlerini sekteye uğratır. Bunun üzerine bir de 2. Faz detox sürecinde gerekli enzim faaliyetlerinde yavaşlama veya duraksama şeklinde aksaklıklar olursa bu kişiler çevreden gelen kirliliğe karşı aşırı duyarılı olurlar. Bunlara patolojik detox gereksinimi olan kişiler denir. Bunlar, ya kısa sürede aşırı toksik madde almışlardır veya düşük dozda ama uzun süre toksik madde almışlardır. Bunlar, 2. Faz detox enzimleri tükenme noktasında geldikten sonra durum ciddileşir. Ara ürün olarak ortaya çıkan serbest radikaller karaciğeri tıkanma noktasına getirir. Bu kişiler, durum patolojik görüntü arz edinceye kadar, durumlarından habersiz olarak yaşarlar.

Alınan ilaçlar size etki etmiyorsa, aşırı etki ediyorsa veya ters etki ediyorsa, ilaç değiştirerek vücutta başkaca rahatsızlıklara meydan vermemek çok önemlidir. Bunun için karaciğer enzimlerinizle birlikte, karaciğerde gerçekleşecek 8 aşamalı detox süreci için gerekli olan vitamin, mineral madde, aminoasit ve enzimlerin vücuttaki durumu dikkate alınmalıdır.

DETOX SÜRECİNDE GENEL OLARAK İHTİYAÇ DUYULAN GIDA VE GIDA DESTEKLERİ

Sağlığı sarsılan karaciğer birçok nedenle hızla yağlanmaya başlar. Karaciğerde yağlanmaya neden olan başlıca etmenler; aşırı alkol, yanlış beslenme tarzı, toksik madde ve ilaçlara karşı ters reaksiyon, hareketsiz bir yaşam, stres ve hepatit virüsü olarak sayılabilir. Bu durumda detox sürecini suratle kontrol altına almak gerekir. Bu süreçte en çok ihtiyaç duyulan vitamin ve mineral takviyeleri yapılmalıdır. Bunlar arasında öne çıkan vitminler olarak;

  1. B vitamin kompleksleri birçok enzimin oluşması için hayati öneme haizdir. Vitamin B2 (riboflavin) bir yandan ilaç ve diğer vucuda yabancı maddelerin metabolizmasında, yağ metebolizmasında rol alırken diğer yandan anti oksidan etkisi ile glutatyonun geri kazanımında rol oynar. Vitamin B3’ün doz aşımında karaciğer enzimleri artar. Vitamin B5, CoA’nın yapısı taşı olup, onun aktif halidir. CoA’nın glutatyon üretiminde önemli bir rolü vardır. Vitamin B5, karaciğerde glutatyon sentezi ve Co-enzim A (CoA), Co-Enzim1 ve Co-enzim Q 10 sentezi için önemlidir. Gulutatyonun yapı taşlarından biri olan sistein ve magnezyum, CoA’nın sentezinde kullanılır.
  2. Vitamin C, serbest radikal oluşumunu engelleyerek, detox sürecinin en iyi şekilde işlemesine katkı sağlar. Eksikliği süreci aksatır. C vitamini glutatyon peroksidaz, superoksit dismutaz, katalaz gibi antioksidan enzimlerin oluşumunda rol oynar. Oksitlenmiş E vitaminini onararak antioksidan etkisini arttırır. Vücutta glutatyon sentezinde genetik bozulmalar sonucu eksiklik olduğunda lökosit, eritrosit ve sinir hücreleri zarar görür. C vitamini, kanser hastalarında önemli bir gösterge olan glutatyon seviyesindeki düşüklüğü yüksetlme açısından glutatyon ve NAC (n-acetyl cysteın) gibi çok pahalı desteklerle kıyaslandığında daha maliyet etkin olduğu araştırmalarla bulunmuştur. Sağlıklı insanlarda c vitaminin yüksek dozlarında pro oksidan (oksitleyen) etki görülmediği halde,  hastalık durumundaki kısıtlı yararın  tersine, NAC’ın yüksek dozlarının pro-oksidan etki yaptığı ve hücresel stresi %83 oranında arttırdığı gözlenmiştir. Kanser hastalarında intervenöz uygulamanın sınırlı etkisine rağmen, günlük 3 gr oral glutatyon takviyesin plazmada eksilen  glutatyon, sistein ve glutamin düzeylerinde önemli bir fark yaratmamaktadır. Buna karşılık, sağlıklı insanlarda günlük 500 mg c vitamini glutatyon seviyesini optimal dozaj olarak arttırmakta ve sürdürebilmektedir. Bu sebeple glutatyon desteği yerine C vitamini desteği tercih edilebilir.
  3. Vitamin E ve selenyum güçlü bir antioksidan olmaları yanında glutatyon peroxidaz enzim oluşumu için gereklidir.
  4. Genel olarak C, A, E, B (B6, B9 ve B12) ve Minerallerden Ca ve iz elementler detox sürecinde önemlidir. Lipotropik formüllü destekler, kolin, betain, metionin, vitamin B6, B9, B12 yağların karaciğerden atılmasında ve safranın karaciğerdeki süreçlerinde önemlidir. Hepatit, siroz ve toksik karaciğer için lipotrofik formüllü destekler karaciğerde glutatyon ve metionin seviyelerini yükseltebilirler.
  5. Karaciğer sağlığından lesithinin önemli bir yeri vardır. Her öğünden önce 1200 mg alınması (kollestrolün düşürülmesi, yağların eritilmesi, yağda eriyen vitaminlerin emiliminin arttırılması, enerjinin yükseltilmesi, karaciğer fonksiyonlarının iyileştirilmesi, hücre zarı sağlığının yükseltilmesi, beyin koruyucu zarının, adalelerin ve sinir hücrelerinin güçlendirilmesi için ve genel olarak karaciğer fonksiyonlarının güçlendirilmesi açısından önemli görülmektedir. Lipoic asidin glutatyon ile birlikte E vitaminini tekrar kazanarak hücre zarlarını koruma ve güçlendirmesinde c vitamini gereklidir.
  6. Karaciğerde detox süreci için önemli gıdalar arasında aynı zamanda içerdikleri indol-3-karbinol sayesinde güçlü bir anti-ükanser besin olan lahanagillerden lahana, brüksel lahanası ve brokoli başta gelmektedir. Portakal ve mandalina içlerinde bulunan limonen enzimi ile karaciğer 1 ve 2 faz enzimlerinin detox kabiliyetlerini yükseltirler. Bunlar aynı zamanda kanser önleyici/tedavi edici enzimlerdir.
  7. Karaciğerdeki redox sürecinde bir diğer önemli destek ise deve dikeni (sillymarine-milk thistle) ekstresidir. Deve dikeni ekstresinin detox sürecine ve karaciğer sağlığına olan etkileri bilimsel çalışmalarda gösterilmiştir. Deve dikeni ekstresi;
  8. Önemi bir antioksidan olarak çoğu kez vitamin C ve E’den daha güçlüdür.
  9. Antioksidan etkisiyle karaciğerde doku hasarını tedavisinde ve glutatyon sentezinin artmasında önemli bir destektir.
  10. Karaciğeri, aminata toxin, galaktosamin, karbon tetraklorid, galactosamine ve and praseodymium nitrate toksinlerine karşı korur.
  11. Karaciğeri siroz, yağlanma ve hepatite karşı korur, safra yolu iltihaplanmalarını önler.
  12. Karaciğerde redox süreçleri sonucu glutatyon yapısındaki bozulmaları önler v azalan glutatyon düzeyini % 35 civarında yükseltir.
  13. Karaciğerdeki redox sürecinde asidik gıdalar süreci yavaşlatır. Alkali gıdalar ise normalleştirmeye yardımcı olur. Karaciğer sağlığı için, karaciğer rengine uygun olarak, koyu yeşil,kahverengi ve siyah besinleri tercih etmek gerekir. Yapıları, içerdikleri hormon, mineral madde ve vitaminlerle karaciğer sağlığına önemli destek veren gıdaların başında;
  14. Enginar ekstresi (50 mg., günde 1 adet )
  15. Kereviz
  16. Kırmızı pancar
  17. Lahanagiller
  18. Co-enzim A içermeleri nedeniyle; mantar, peynir, kırmızı elma, kırmızı şarap, avakado
  19. Haftada veya 10 günde 1 kez kuzu karaciğeri yenmesi.
  20. Isırgan otu ekstresi (100 mg, günde 1 adet),
  21. Yoğurt, kefir
  22. Muz,
  23. Keten tohumu yağı
  24. Siyah turp
  25. Brewer’s yeast,
  26. Siyah erik,
  27. Siyah üzüm,
  28. Yulaf ezmesi
  29. Su teresi
  30. Maydanoz
  31. Karaciğer yağlanmasını önlemek ve troid fonksiyonunu göçlendirmek için (karaciğerde T4’ün, T3’e çevrilmesini sağlamak için) önemli etmenler:
  32. Düşük karbonhidrat ve düşük yağlı yiyeceklerin alımı, kaliteli protein alımı
  33. Beyaz ekmek, beyaz şeker ve katı yağlardan, hazır yiyeceklerden uzak durulması
  34. Yulaf ekmeği eşliğinde bol posalı bir diyet takip edilmesi porsiyonların küçültülerek karaciğer yükünün azalatılması.
  35. Kereviz, ananas, enginar, dereotu özellikle yenmeli.
  36. Yoğurt ve kefirin fırsat buldukça diyete dahil edilmesi

KARACİĞER SAĞLIĞI BOZULMUŞ KİŞİLERİN İLK 2 AY İÇERİSİNDE AĞIRLIKLI OLARAK ALMASI GEREKEN GIDALAR

  1. Kereviz, brokoli, karnabahar, brüksel lahanası, su teresi, tatlı patates, limon, maydanoz (günde 2 bağ),  avakaso, ceviz, kabak çekirdeği, badem, zeytin, chia tohumu ve çekilmemiş keten tohumu, elma, bütün sarımsak ve soğan (hafif pişmiş olabilirler), ıspanak, kara lahana, kıvırcık lahana, pazı, roman marulu, roka, kale (kıvırcık lahana), alfaalfa, karahindiba, çilekgiller (frambuaz böğürtlen, çilek, mantar, kabak çekirdeği (günde 1 avuç geçmeyecek), brezilya fıstığı (brazıl nuts), dut vb), deniz yosunu, rezene, küncü, ananas (bromolaın için), kıyılmış aleovera yaprağı, papaya (pataın enzimi), reyhan, zerdeçal, kırmızı biber, kimyon, biberiye, zaman zaman çok az olmak kaydıyla ateşte çok hafif öldürülmüş domates veya domates salçası (likopen), yulaf ezmesi, badem sütü, sarı, kırmızı, yeşil renkli kalifornia çan biberi (californıa bell pepper), kivi, bal kabağı, ay çiçeği çekirdeği, yaban mersini, tatlı patates, buğday özü (wheat germ)),çam fıstığı, erik, siyah erik, nar,kantalup, kudret narı, dere otu, kırmızı soğan. Bu listede yer almayan gıdaları bunlarla birlikte yemeni z gerekebilir. Bu durumda bu gıdalardan alkali olanlarını yemelisiniz. Bunların arasında salatalık, kuşkonmaz, pırasa, biber, patates, tüm sebze filizleri, domates, turp, turp yaprakları sayılabilir.
  2. Balzamik elma veya limon sirkesi
  3. Şeker yerine az miktarda stevia yapraklarını, akça ağaç şurubu
  4. Yiyeceklerin üzerine buğday kepeği, yulaf kepeği ve buğday özü serpilmesi
  5. Meyve ve sebze suyu yerine meyve ve sebzeleri tüketilmesi.
  6. 2 çay kaşığı balzamik elma sirkesini 1 kaşık bal, yarım çay kaşığı arı poleni veya bir kaşık akça ağaç şurubu ile karıştırıp bunun bir bardak suda eriterek diyet kokteyl yapılması
  7. Yenmesi gerekenler hakkında özel durumlar
  8. Verilen liste dışında kalan meyve, sebze, tahıllardan sadece alkali olanlar yenecek
  9. Fındık, fıstık, cevizgünde toplam 15 adedi geçmeyecek şekilde yenirken, günde yarım bardak badem, 1 bardak kabak çekirdeği yenecek.
  10. Her öğün 1 dilim kızarmış tam tahıllı yulaf ekmeği
  11. Sabah kalkınca bir bardak organik apple cider vinegar, öğle yemeğinden ve akşam yemeğinden 1 saat önce birer bardak içilecek. İçerisine bir miktar organik akça ağaç şurubu veya organik polenli bal konabilir. Gün içerisinde 1,5 bardak posalı havuç suyununun içerisine 1 çay kaşığı keten tohumu yağı konarak içilecek
  12. Not: çiğ yiyeceklerin ilk önce gaz yaparak rahatsızlık vermesi, vücudun asidik olduğunu gösterir. Alkali oldukça bu geçer
  13. İçilecek su ve çaylar;
  14. Yeşil çay, sıvı klorofil, deve dikeni (milk thıstle) çayı, rezene çayı, zencefril çayı, ekinazya çayı, 1 bardağı geçmeyecek şekilde  meyan kökü şerbeti. Poşet çaylar sıcak suda 1-2 dk. Arasında tutulduktan sonra bardaktan çıkarılmalı, ılıdıktan sonra içilmesi
  15. Alınmaması daha uygun olmakla birlikte, günde en fazla 1 bardak siyah çay, günde en fazla 1 fincan türk kahvesi,
  16. Günde 25 kg. ağırlık başına 1 litre sıvı/doğal su tüketilmesi az 3 litre doğal temiz su içilmesi gelmektedir.
  17. Karaciğer sağlığında protein desteği olarak esansiyel amino asitler yüksek biyo yararlanıma sahiptir. Bu aminoasitlerin ihtiyaç çerçevesinde destek olarak kullanılması karaciğer sağlığı açısından önemlidir. Bunlar parçalandıklarında karaciğerde ve böbreklerde baskı yapmazlar.
  18. Karaciğer sağlığında karbonhidratler da önemlidir. Çok fazla kabonhidrat alındığında karaciğer ve kaslarda depolanır. Glikoz fazlası yağ hücrelerinde trigliserit olarak depolanır. Bu durum karaciğere hantallık kazandırarak, sağlığını olumsuz etkiler.

 

KARACİĞER SAĞLIĞINI BOZAN GENEL KONULAR

  1. AKTİVİTE EKSİKLİĞİ

Aşırı kilo, düşük aktivite yanında karaciğer sağlığını bozan etmenlerin başında ruhsal ve bedensel toksik ortamlardan uzak durulması, zihinsel ve duygusal stres düzeyinin bilinçli bir şekilde yönetilmesi gelir. Her gün yaşadığımız stres, besin maddelerinin emilimini bozmada olan etkileri ile vücudumuzdaki toksik madde miktarını arttırarak karaciğer sağlığını olumsuz etkiler.

Her gün 3 km. gidiş, 3 km. geliş olmak üzere 6 km tempolu yürüyüş yapılması, yürürken zaman zaman hafif hızda koşma ataklarının yapılması, günde iki kez iç organları ve özellikle karaciğeri ve dalağı hissedecek şekilde kasların gerilmesi ve karın kaslarını geliştirici hareketlerin yapılması, yoga ve yüzme gibi sporlara, futbol, veleybol veya başka takım oyunlarına iştirak edilmesi bu anlamda faydalı olacaktır.

  1. VÜCUTTA OKSİJEN EKSİKLİĞİ

Günde ortalama 20 dk. Doğrudan güneş ışığı alınması, günde 3 defa temiz havada 5 dakikalık derin nefes egzersizi yapılması karaciğer sağlığını destekleyecektir.

  1. KARACİĞER SAĞLIĞI İÇİN ZARARLI OLABİLECEK GIDALAR VE GIDALARIN ALIM TARZI

Yemeklerde veya içeceklerde durumu kötüleştiren bir gıda türünlerinden uzak durulması gerekecektir Bazı gıdalar genel olarak allerjik etiketli olup, size olabilecek allerjik etkilerini takip ederek hayatınız boyunca dikkatle kullanmanız gerekebilir.  Bu gıdalar arasında çiftlik ve kümes ürünleri, dip deniz (kabuklu) balıkları, narenciye, (limon hariç), kavun, çilek, brüksel lahanası, kereviz, patlıcan, baklagiller, soğan, patates, ıspanak, domates, fındık, ceviz, çikolata, keten tohumu yağı (günde bir yemek kaşığından fazla), tuz ve baharatlar sayılabilir.

Serbest radikal üreten yiyeceklerin yenmemesi (aşırı ısınmış yağda üretilen yiyecekler, ızgarada yanmış yiyecekler, katı yağlar, her türlü hazır yiyecekler gibi)

Başlıca zararlı gıdalar:

  1. Şeker ve şekerli ürünler,
  2. Her türlü katı yağ,
  3. Kahve, çay, alkol,
  4. Çiftlik, deniz ve kümes ürünleri (et, balık, yumurt vb)
  5. Beyaz ekmek, pastane ürünleri dahil, beyaz undan yapılan her şey,
  6. Yuksek protinli yiyecekler,
  7. Soda dahil tüm gazlı içecekler
  8. Greyfurt suyu karaciğer 1. Faz enzim faaliyetlerini engelleyen naringenin ihtiva etmesi nedeniyle enzim faaliyetini yavaşlatır. Bu durum özellikle ilaçların metebolize süresini uzatarak etkilerini artırabilir ve toksik bir etki oluşmasına neden olabilir. Bu sebeple dikkatli kullanılmalıdır.

 

  1. GIDALARIN ALINMA TARZI

 

Gıdaların alınma tarzı karaciğer sağlığını yakından ilgilendirmektedir. Her zaman sofradan tam olarak doymadan kalkılması. Gıdaların ağızda iyice ve yeterli sürede çiğnenmesi, Yemek esnasında katı yiyeceklerle birlikte yarım bardaktan fazla ılık su alınmamaması. Yemeklerden 1 saat sonra ve önce ılık su içebilir. Soğuk su içilmemesi, yemeklerin ılık yenmesi sindirim sistemi sağlığı ve bunu etkileyen karaciğer sağlığı için önemlidir.

 

Karaciğer sağlığı için gıdaları birlikte alırken içerdikleri vitamin ve mineral maddelerin birbirine olan etkilerini dikkate almak gerekir.Gıda çeşitliliği yaratılırken faydalı olanların birlikte alınması, birlikte alındıklarında toksik oluşumlara veya gıda kayıplarına neden olan gıdaların ise ayrı ayrı alınması önemlidir.

 

  1. ÖDEM

Vücutta aşırı ödem oluşması, doku arası sıvıların artmasına neden olduğundan karaciğere baskı yaparak gücünü düşürür; faaliyetini yavaşlatır. Ödem arttırcı gıda ve hayat tarzından uzak bir yaşam gerekmektedir.

  1. İLAÇLAR

Karaciğer sağlığını etkileyen ilaçların aşırı tüketimi, tüketiminde dikkate alınması gereken konulara özen gösterilmemesi ve aşırı ilaç kullanımı karaciğer sağlığını olumsuz etkilemektedir.

    

KARACİĞER 1. FAZ DETOX SÜRECİ

Karaciğer 1 faz detox sürecinde, tembel yani az çalışarak-enzim aktivasyonu düşükse, sağlıklı çalışmıyor demektir. Bu durumda kafeine ve kimyasallara karşı rahatsızlık gelişir; kahve içen kimsenin uykusu bir türlü gelmez. Karaciğerin bir şeyi metebolize etmesi demek onu suda eriyebilir hale getirerek, böbreklerden atılmasını sağlamaktır. Bu durumda karaciğer kafeini metebolize (detox) etmekte zorlanmaktadır.  Yavaşlayan 1. Faza bir başka örnek de parfümdür; parfüm kokusu sizi hasta eder.

Karaciğer 1. Fazda aşırı çalışıyorsa kişi kahveye karşı duyarlılığını kaybeder. Örneğin kahve içmek uykusunu etkilemez. Karaciğeri 1. Detox fazında aşırı çalıştıran unsurların başında

  1. Tarım ve böcek ilaçları,
  2. Kafein,
  3. Antibiyotikler (Sulfamidler),
  4. Boya kokuları,
  5. Egzos dumanları ve
  6. Antihistaminikler

gelir.

Bunlar Cytochrome P 450 enzim sistemini aşırı uyararak serbest radikal üretimini hızlandırırlar. Serbest radikallerin artması, karaciğer 2. Fazda bunların çabucak nötralize edilmesini sağlar. Ancak bunun için 2. Fazda detox sürecinin sağlıklı olması gerekir. Aksi halde 2. Fazda da ortaya çıkan serbest radikaller dolayısiyle daha büyük bir serbest radikalli toksik yapı ile karşılaşılır.

Karaciğer 1. Fazda her metebolize edilen toksik moloküle karşı 1 adet serbest radikal üretilir. Bu süreçte serbest radikallere karşı anti-oksidan savunma olmazsa- serbest radikaller karaciğere zarar vermeye devam eder. Bu süreçte en önemi anti oksidan glutatyondur. Aşırı toksik durumda glutatyon stoğu bu fazda tükenirse, karaciğer 2. Faz glutatyon detoxuna yeteri kadar glutatyon kalmabilir ve bu durumda oxidatif stres oluşur bu da karaciğere zarar vererek zaafiyetine yol açar.

Karaciğer, akciğer ve böbrekler toksik yük altında oldukları için glutatyon depolarlar ve aşırı miktarda glutatyon tüketirler. Vücutta magnezyum eksikliğinde glutatyon görev yapamaz. Glutatyon sentezi için gama glutamil sisteyin (γ-glutamyl cysteine), glycine, ATP, and magnesium ionları lazımdır.

Karaciğer 1. Faz detox sürecinde mümkün olan en fazla detox temin edilerek 2. Faz detox sürecinin yükü hafifletilmelidir. Karaciğer 2. Faz detox süreci yavaş ise, 1. Faz detox süreci bundan negatif olarak etkilenir ve toksitisesi yükselir.

Karaciğer 1. Faz detoxunda özellikle cytochrome P 450 (CYP 450) enzimleri kullanılır.

CYP 450 enzimleri dalga boyu 450 nm olan bir grup enzimin genel adıdır. Bunlar, karaciğerde toksik maddelerin temizlenmesinde önemli bir enzim grubudur. Bu enzimler en çok karaciğerde bulunur. Bu enzimler ilaç metebolizmasında önemlidir. Aşırı aktif olmaları durumunda ilaçlar çabucak metebolize olur ve kişiler ilaçlardan bir fayda göremediğini ifade ederler. Yeteri kadar aktif olmadıklarında ise ilaç uzun süre metebolize olmayarak kişiyi aşırı etkiler. CYP 450 enzimlerinin aktivasyon dereceleri bu enzimlerin genetik değişime uğrayıp uğramadıkları ve alınan ilaçların bu enzimler üzerine olan etkileri ve alınan gıda cinsi ile yakından ilgilidir. Örneğin greyfurt meyvesi bu enzimlerin aktivasyon düzeyini düşürerek enzim faaliyetini yavaşlatır. Bu durumda biz ilaçların etkilerini daha ağır hissederiz. Lahanagiller, örneğin brokoli, ise bu enzimlerin aşırı aktif ederler. Bu durumda biz ilaçların etkilerini pek hissetmeyiz. Çünkü çabucak metebolize (suda eriyebilir hale getirilerek vücuttan atılma durumu) edilirler. Bu sebeple lahanagillerin yeterli tüketimi ile göğüs, prostat, akciğer, karaciğer, endometrium, yumurtalık ve kolan kanseri risklerineki düşüş arasında % 70 bir ilişki bulunmuştur.

Cytochrome P 450 enzimlerinin aktive olması için magnezyum, çinko, bakır ile vitamin A ve C gereklidir. Toksinler vücuttan atılabilmesi için öncelikle parçalanır. CYP 450 enzimleri, vücuda yabancı maddeleri detox eder,  gıdaların ve esansiyel yağ asitleri, bitkisel besinler, steroid hormonlar ve A ve D vitaminleri gibi içeride üretilen moloküllerin metebolize edilmesine yardımcı olur.

İlaçlar ve çevresel toksinler P 450 enzimlerinin faaliyetini hızlandırırlar. Bu hızlanma neticesinde karaciğerde ortaya çıkan serbest radikal oranı ve oksidatif stres düzeyi de yükselir.

CYP 450 enzimleri ile, NADH (nicotinamine adenosine dinucleotide) eş etken olarak kullanılmak suretiyle, toksinlerin metebolize edilmesinin 3 amacı vardır.

  1. Parçalanma ile toksinler böbreklerden atılmak üzere oksitlenerek, indirgenerek veya hidrolize edilerek suda eriyebilir hale getirililir.
  2. Parçalamanın diğer amacı toksinleri karaciğer 2. Faz detoxunda atılabilecek şekilde kimyasal olarak aktif hale getirmektir.
  3. Toksinleri daha az zararlı hale getirmektir.

Karaciğer 1. Fazda bağlanan toksinler:

kafein, alleri ilaçları (histaminler), hormonlar, barbükü edilmiş etteki benzopyren, sarı gıda boyaları, ibuprofen, lidocain, codein, diazepam, alkol, cortisone, testosterone, warfarin, reçetesiz satılan birçok ağrı kesici ilaç ile reçeteli satılan bazı ilaçlar, bazı grip ilaçları, yanmış gıdalarla alınan benzopyrene, gıdalara sarı renk vermek için katılan oniline, carbon tetrachloride, böcek ilaçları (aldrin, heptachlor, arachidonic acid) ve sakinleştirici ilaçlar (barbiturants)

KARACİĞER 1. FAZ DETOX SÜRECİNİ AKTİFLEŞTİREN DESTEKLER

Bu toksinlerin etkili bir şekilde temizlenebilmesi için süreci aktifleştiren,  glutatyon başta olmak üzere, etkili destekler:

  1. Lahanagiller familyasından sebzeler (lahana, brokoli,brüksel lahanası)
  2. Deve dikeni
  3. Zerdeçal
  4. Resveretrol
  5. Yeşil Çay
  6. Vitamin B zengini gıdalar (maya ve tam tahıllar)
  7. Vitamin C zengini gıdalar
  8. Greyfurt dışında narenciye grubu meyveler
  9. Cytocrome P 450 enzimler
  10. İlaçlar: alkol, nikotin, phenobarbital, antibiyotikler-sulfonamides, steroidler
  11. Gıdalar: lahana, brokoli, brüksel lahanası,
  12. Mangalda pişirilen etlerde bulunan benzopren,
  13. Yüksek protein diyeti,
  14. portakal ve mandalin
  15. Besin maddeleri: Vitamin B1, B3 ve C
  16. Bitkiler : Kimyon ve dere otu
  17. Çevresel toksinler: Karbon tetrachlorit; egzos dumanı, poya kokkuları, bitki ve böcek ilaçları
  18. Köri ve zerdeçal- sigara dumanının kansorejen etkisine karşı etkilidir.

Olarak sayılabilir.

KARACİĞER 1. FAZ DETOX SÜRECİNİ YAVAŞLATAN/ENGELLEYEN FAKTÖRLER

Aşağıdaki maddeler karaciğer 1. Faz P 450 enzim faaliyetini yavaşlatarak toksinlerin daha uzun süre karaciğerde kalmalarına neden olarak karaciğere zarar vermektedir.

  1. Hareketsizlik ve ve yaşlılık
  2. İlaçlar: benzodiazepinler, antihistamikler, cimetidin ve diğer mide asidi baskılayıcılar, ketoconazol, sulfafenaz.
  3. Gıdalar: Greyfurt suyu, zerdeçal, kapsisin (acı biberin etken maddesi) curcumin from turmeric; eugenol (karanfil yağı), quersetin (soğan)
  4. Botanik bitkiler: Zerdeçal, kırmızı acı biber (kapsaisin), aynı sefa bitkisi (klendula)
  5. Diğer: Bağırsaklarda üretilen zararı bakteriler ve yaşlılık.

 

KARACİĞER 2. FAZ DETOX SÜRECİ

Bu fazda karaciğer hücreleri toksik maddeleri, böbreklerden atılmak üzere, suda eriyebilir hale getirmek üzere onları sistein, glisin veya sülfür molokülleri gibi başka maddelerle bağlarlar.

Karaciğer 1. Faz detox süreci sonucu ortaya çıkan ürünler, karaciğere gelen toksinlerden bazıları daha fazla serbest radikal durumunda oldukları için daha toksik bir durum arz ederler. Bu sebeple bu kansorejen maddelerin karaciğer 2. Fazdaki süreçlerde hızla nötrleştirilmeleri gerekir. Aksi halde vücutta kanserojen birikimler başlar.

Karaciğer 2. Faz detox sürecinde hayati öneme sahip amino asitler glisin, sistein, glutamin, methionin, taurin, glutamik asit ve aspartik asittir.

Karaciğerde detox faaliyeti yer yer birbirini tamamlaycak şekilde 8 süreçte tamamlanır.

1       KARACİĞER 2. FAZ GLUTATYON (GLUTATHIONE CONGUTATION) DETOX SÜRECİ

GLUTATYONUN ROLÜ

 

Glutatyon vücudun paslanmasına neden olan serbest radikallerin avlanarak etkisiz hale getirilmesinde baş aktördür. Vücudun hastalıklardan korunmasında, toksinlerin vucuttan atılmasında, vücudun pozitif canlılıkla güçlendirilmesinde mekezi konumdadır.

Glutatyon sisteyin, glutamik asit ve glisinden oluşan bir 3’lü aminoasittir.  Karaciğerde yapılır. Glisin et, tavuk ve balıkta bulunur. Sisteyin sağan ve sarmısakta bulunur.

Hücre içinde glutatyon seviyesini yükselten etmenler :

  1. C vitamini,
  2. peynir altı suyu
  3. alfa lipoik asit (ALA)
  4. Glutatyon öncü molokülleri olarak S-Adonosylmethionine (SAMe) ve N-Acetylsisteine (NAC)
  5. Sillymarine- Deve dikeni ekstresi
  6. Yumurta (özellikle döllenmiş yumurta)

glutatyonun hücre içi seviyelerini yükseltmekte kullanılır.

Glutatyon hücre içi redox (indirgeme ve oksitleme) yaparak tampon görevi görür. Hücre içindeki toksinleri temizlemede en önemli rolü oynar. Protein olmayan bir tiyoludur. Glutatyon süreci sağlıklı değilse vücutta toksik yorgunluk işaretleri görünür; vücut canlılığını kaybeder. Bağışıklık sistemi düşer, erken yaşlanma gözlemlenir.

Karaciğer detoxunun % 60 civarındaki süreçleri glutatyon sürecine aittir. Bu süreçte toksinler suda eriyebilir hale gelir. Çok önemli bir antioksidandır. 1. Fazda ortaya çıkan serbest radikalleri elekron vererek oksitler.  Serbest radikalleri yok etmek için elektronlarını onlara vererek etkisini kaybeden glutatyonu C vitamini, Çinko, Coenzim Q 10 ve selenyum gibi antioksidanlar, kaybettiği elektronu ona tekrar kazandırarak, ona tekrar devreye sokarlar.

Glutatyon, magnezyum desteği ile çalışmaktadır. Bu bakımdan vücutta yeterli magnezyum stoklarını olması önelidir. Diğer taraftan metionin, sistein ve glutatyon sentezi için gereklidir.

Glutatyon ya gıdalarla veya dışarıdan destek olarak alınır. Taze meyve, sebze, pişmiş balık ve ette bulunan glutatyon kolayca emilirken destekler için bunu söylemek zordur.

Sentetik glutatyonun hücreler tarafından doğrudan emilmesi çok zordur. Bunun yerine indirenmiş formları olan S-Acetyl Glutatation (S-GSH) veye L- Glutatyon (L-GSH) formu kullanılır.

Glutatyon veya S-GSH veya L-GSH vücut için çok önemli bir anti-oksidandır. Eksikliğinde diyabetten parkinsona ve astımdan böbrek rahatsızlıklarına kadar bir dizi hastalık görülebilir.

Glutatyon yaşlanma sürecini yavaşlatan çok etkili bir antioksidan olmak yanında, glutatyon vücuda aşağıdaki durumlarda destek verir:

  1. Böbreklerde, karaciğerde ve beyinde biriken kurşun, kadmiyum ve civa başta olmak üzere, bunları hücre içi proteinlere bağlayarak, ağır metal detoxu yapar; Civa, selenyum içeren enzimlerin sentezini engelleyerek kansorejen bir sürece yol açabilir.
  2. Peroxitleri vücuttan temizler.
  3. Glutatyon lenfoma hücrelerinde programlı hücre ölümlerini aktive ederek lenf kanserinin tedavisine katkı sağlar;
  4. Metabolik süreçlerde, sinyal üretiminde, gen ifadesinde (expresyonunda) rol alır;
  5. HIV virüsü dahil, latent (uykuda olan) veya aktif Virüslere karşı korur;
  6. Akciğer ve bağırsak yüzeylerindeki sıvıyı toksinlerden arındırı; mukoza sağlığı için önemlidir;
  7. Normal hücrelerde tersini yaparken, kanser hücrelerinde glutatyon düzeyini düşürerek kanserle mücadeleyi kolaylaştırır;
  8. DNA tamirinde rol alır;
  9. Bağışıklık hücrelerini güçlendirir;
  10. Hücrelerin antioksidan kapasitesini arttırır;
  11. İki yönlü denge sağlar (redox); bir yandan redüksion (indirgeme) yaparak toksik maddeleri suda eriyebilir hale getirir, diğer taraftan, bunların böbreklerden atılımın sağlar (detox)
  12. Nicotin, böcek ilaçları (organophosphates); Solventler (solvents), parasetamol, acetaminophen, antibiotikler ve kanserojenler (epoxides) redoxu yapar.
  13. Vitamin C ve E’nin geri dönüşümünü destekler;
  14. Makrofajları aktive eder;
  15. Kronik kilo kaybı ve ilaç toksiditesini önler.
  16. Uykuyu düzenler, odaklanmayı arttırır, stresin etkilerini azaltır.

 

Depresyon, otizm, kronik yorgunluk sendromu, oto-immün rahatsızlıklar ve kronik romatizmal/iltihaplı hastalıklar başta olmak üzere bir dizi rahatsızlık vücutta glutatyon seviyesinin düşüklüğünden kaynaklanabilir.

 

Vitamin C, N acetil sistein (NAC), glisin, metionin glutatyon sentezini arttırır. Günlük 500 mg. Vitamin C, kırmızı kan hücrelerindeki glutatyon düzeyini %50 arttırır.

GLUTATİYON DETOX SÜRECİNİ AKTİVE EDEN ÖNEMLİ DESTEKLER

  1. Glutathione ve öncü enzimleri- glutatyon precursers (Cysteine, Glycine, Glutamic Acid).
    1. Glisin; fasülye, bira mayası, esmer prinç kepeği, deniz ve çiftlik ürünleri (ancak süt değil yoğurt ve kefir), yumurta, baklagiller, tohum kuruyemişler, şeker kamışı, peynir altı suyu ve tam buğday.
    2. -sistein; soğan ve sarmısak, et, yumurta, kırmızı biber ve brokoli.
    3. -Glutamin; tüm baklagiller, maydanoz, pancar, lahana, kıvırcık lahana (kale), ıspanak gibi sebzelerle, buğday ve buğday çimi..
  2. Selenyum,
  3. Vitamin B2 ve B6,
  4. Çinko,
  5. Lahanagiller,
  6. limonen ihtiva eden gıdalar (naranciye ve mandalin kabukları),
  7. Dere otu ve kimyon tohumu yağı,
  8. Esansiyel yağ asitleri (siyah üzüm çekirdeği yağı, keten tohumu yağı, EPA)
  9. Paratiroid dokusu,
  10. Sistein; soğan ve sarımsakta bulunur.

GLUTATYON DETOX SÜRECİNİ YAVAŞLATARAK ETKİSİZLEŞTİREN ÖNEMLİ FAKTÖRLER

Fazla alkol tüketimi ve viral hastalıklar karaciğerin yapısını bozarak karaciğerde glutatyon üretimini düşürürler.

Tahıllarda bulunan gluten ve sütte bulunan kazein sistein sentezini engelledikleri için, glutatyon seviyesini de düşürürler ve süreci yavaşlatırlar. Şizofren, depresyon, otizm, kronik yorgunluk, kas rahatsızlıkları, kronik iltihaplanma ve kronik oto-immün (bağışıklık sistemi) rahatsızlıkları olan kimselerin süt ve glutenli ürünler kullanması rahatsızlıklarını tetikler. Süt mamülleri olarak sadece az yağlı yoğurt ve kefir yenebilir. Bu rahatsızlıkları bulunanlar, süt ve buğday ununu kullanırlarsa karaciğerdeki detox süreci bundan olumsuz etkilenir. Bu hastalıkların iyileşme süreci bundan negatif olarak etkilenir.

Bunlar dışında süreci yavaşlatan etmenler:

  1. Selenium eksikliği,
  2. Vitamin B2 eksikliği,
  3. Glutathione ve çinko eksikliğidir.

 

2. KARACİĞER 2. FAZ AMİNO ASİT (AMİNOACİD CONGUTATION) DETOX SÜRECİ

Bu süreç sağlıklı değilse vücutta Hepatit, alcolik karaciğer, cilt kanserleri (carcinomas),

Kronik artrit (chronic arthritis), hipotroid (hypothyroidism), hamilelik kan zehirlenmesi (pregnancy toxaemia) görülür.

Bu süreçte bağlanan toksinler : Gıda koruyucuları (Benzoate) ve aspirin

AMİNO ASİT DETOX SÜRECİ SAĞLIĞI İÇİN ÖNEMLİ DESTEKLER

  1. Düşük proteinli gıda rejimi,
  2. Glicin (glicyne) – en çok ihtiyaç duyulan amino asit.
  3. Taurin (taurine),
  4. Glutamin (glutamine),
  5. Arginin ve
  6. Arithin

AMİNOASİT DETOX SÜRECİNİ YAVAŞLATARAK ZAYIFLATAN FAKTÖRLER

Düşük hayvansal ve bitkisel protein diyeti aminoasit sürecini yavaşlatır.

 

  1. KARACİĞER 2. FAZ METİLASYON (METHYLATION) DETOX SÜRECİ

Vücutta 150-200 civarında metil transferaz enzimi vardır. Karaciğerdeki methylasyon süreci düzgün bir gen ifadesi, protein fonksiyonu ve RNA metebolizması düzenlemesi için önemlidir. Metilasyon latent durumdaki virüsleri ve doğuştan gelen kanserojen virüslerle birlikte baskılar. Ağır metal detoxu yapar.

Menepoz sonrası sendromlar (Post menepose syndrom-PMS), aşırı östrojen üretimi (örneğin: cholestasis), Kansızlık, dikkat eksikliği ve hiperaktivite, doğum anomalileri (spina bifida) ve nöropatiler karaciğer 2. Faz metlilasyon sürecinin önemini daha da arttırmaktadır. Bunların önemli sebeplerinden biri B9 vitamini eksikliği ve buna bağlı olarak metilfolat eksikliği olarak gösterilmektedir.

Vücudumuzda çok önemli görevleri olan B6, B9 ve B12 vitaminleri kanda normal veya yüksek çıkabilir.  Karaciğerdeki glutatyon ve metilasyon detox süreci için bu önemli değildir; çünkü bu süreçlerde aldığımız gıdalarla karaciğere gelen glutation ve metilatın karaciğerdeki glutatyon ve metilasyon detox/redox sürecinde kullanılabilmesi için B6,  B9 ve B12 vitaminlerinin aktif formda olmaları gerekir.

Metioninin bir meteboliti olan homosistein metilasyon sürecinde ortaya çıkar. Homosistein düzeyindeki aşırı artış karaciğerde metionin düzeyini düşürerek kalp damar rahatsızlıklarına ve bunamaya sebep olabilir.

Karaciğerdeki homosistein metilasyon sonucu tekrar metionine mi yoksa  glutatyonu oluşturmak üzere sisteine mi dönüştürülmesi vücudun ihtiyacına göre karaciğerde belirlenir. Denge çok hassastır. Bir yanda karaciğerde metilasyon sürecinin desteklediği gen expresyonu sağlığı diğer yanda ise glutatyon sürecinin desteklediği redox sürecinin sağlıkı işlemesi söz konusudur; örneğin glutatyon, selenyum içeren enzimleri engellediği civa detoxu için önemlidir.

Bu dengenin kurulabilmesi ve karaciğerdeki detox/redox sürecinin sağlıklı işleyebilmesi için B 12 vitaminin aktif formu olan (adenosylB12 and methylB12) ve folatın aktif formu olan metil folat (methylfolate) ile B6 vitaminin aktif formu olan Vitamin B6 (pyridoxal-5-phosphate veya P5P) desteği önemlidir. Örneğin otistik çocuklarda B6 vitaminin aktif formu eksiktir.

Karaciğerdeki glutatyon retox süreci için glutation ve metilasyon detox süreci için metilat alınan gıdalarla karşılansa da, bunların detox sürecine girmesi B6, B9 ve B12 vitaminlerinin aktif halleri ile mümkündür. B12 ve B9 vitaminleri bağırsaktan geçtiklerinde aktif hale gelirler. Bunun için bağırsak sağlığı son derece önemlidir. Bunun dışında glutationun bir formu olan gultationilkobalamin (glutathionylcobalamin) bu vitaminlerin aktif hale gelmesinde katalizör görevi görür.

B12 vitaminin aktif formu olan adenosilB12, hücrelerin aküsü olan mitokondria sağlığı için önemlidir; hücre içi metilmalonil CoA mutaz (methylmalonyl CoA) fazında rol alır. MetilB12 ise metionin sintaz (methionine synthase) enzimi için önemlidir. Karaciğerde glutatyon ve metilasyon detox/redox süreçlerinde görevlerini tamamlayan aktif B vitaminleri tekrar B9 ve B12 formlarına dönerek vücudun diğer bölgelerinde ihtiyaç duyulan yerlerde kullanırlar.

B vitaminin aktif formu olan adenosilB12 hücrelerin aküsü olan mitokondria sağlığı için önemlidir; hücre içi metilmalonil CoA mutaz (methylmalonyl CoA) fazında rol alır. MetilB12 ise metionin sintaz (methionine synthase) enzimi için önemlidir. Karaciğerde glutatyon ve metilasyon detox/redox süreçlerinde görevlerini tamamlayan aktif B vitaminleri tekrar B9 ve B12 formlarına dönerek vücudun diğer bölgelerinde ihtiyaç duyulan yerlerde kullanırlar.

Yapılan testler sonucu vücutta B12 düzeyi normal veya yüksek çıkabilir. Önemli olan bunun vücut tarafından kullanılma durumudur. B12 vitaminin vücut tarafından kullanılabilme durumu idrarda metilmolanikasit testi sonucu belirlenmelidir. Metilmolanikasit düzeyi yüksek çıkmışsa, kanda yeterli miktarda B vitamini olmasına rağmen karaciğerde aktif B vitaminine dönüşemedikleri için karaciğer tarafından kullanılamamaktadır. Bu önemi bir konu olup, teşhis ve tedavilerin planlamasında mutlaka göz önüne alınmalıdır.

Bu fazda bağlanan toksinler: Dopamin (nörotransmiter), epinefrin (adrenal hormonu), thioracil (canser ilacı), östrojen, adrenal hormone, histamine.

METİLASYON DETOX SÜRECİ SAĞLIĞI İÇİN ÖNEMLİ DESTEKLER

  1. adenosylB12 and methylB12) ve folatın aktif formu olan metil folat (methylfolate)
  2. S-adenosyl-methionine (SAMe); metionin amino asidinin metil veren aktif formu olup depresyon tedavisinde önemlidir. Oksitlenme sonucu yeterli metionin olmazsa SAMe düzeyi de düşebilir.
  3. Lipotropik gıdalar metionin, kolin ve betainin (choline, methionine betaine) metilasyon sürecinde SAM seviyelerini yükselttiğine dair çalışmalar vardır.

METİLASYON DETOX SÜRECİNİ YAVAŞLATAN FAKTÖRLER

Vitamin B9 ve B12 eksikliği metilasyon sürecini yavaşlatır.

  1. KARACİĞER 2. FAZ SULFASYON (SULFATION) DETOX SÜRECİ

Bu fazda sağlıklı çalışmayan bir karaciğerin belirtileri nörolojik rahatsızlıklardır.

Bu fazda bağlanan-metebolize edilen- toksinler: amin grubu nörotransmiterler (amine neurotransmitters), steroid hormonlar (steroid hormones), estrojen (oestrogen), troid hormonları (thyroid hormones) coumarin ve varfarin gibi kan incelticiler, paracetamol, acetaminophen, fenolik maddeler (phenolic compounds), metyhl dopa (Parkinson hastalığı için kullanılan ilaç, sulfonamidler (antibiotikler), mescaline ve suni gıda renklendiriciler-oniline boyaları (artificial food colourings). Non-steroidal anti enflamatuar ilaçlar (Romatizmal ilaçlar -NASİAD- aspirin), sarı renkli gıda boyaları (tetrazine), sülfürlü gıda katkı maddeleri

SULFASYON DETOX SÜRECİ SAĞLIĞI İÇİN ÖNEMLİ DESTEKLER

  1. Glycine,
  2. Cysteine,
  3. Methionine,
  4. Molibden,
  5. Acetyl-CoA,
  6. Vitamin B2, B5 ve B 9,
  7. Vitamin C

SULFASYON DETOX SÜRECİNİ YAVAŞLATAN ÖNEMLİ FAKTÖRLER

  1. NSIAD (non-steroidal anti-inflammatory drugs) grubu ilaçlar (aspirin),
  2. Tartrazin (gıdalara sarı renk veren gıda boyası),
  3. Molybden eksikliği.

 

5. KARACİĞER 2 FAZ ASETİLASYON DETOX SÜRECİ (ACETYLATION)

Bu süreçte Acetyl Co enzim A tarafından atılan başlıca toksinler: Sulfonamidler (antibiotikler) ve mescalindir.

ASETİLASYON DETOX SÜRECİNİ DESTEKLEYEN ÖNEMLİ DESTEKLER:

  1. Vitamin B5
  2. N-acetylcysteine.
  3. Thiamine,
  4. Pantothenic asid, ve
  5. vitamin C.
  6. Acetyl-CoA,
  7. Molybden,
  8. Iron,
  9. Niacinamide, Vitamin B-2

ASETİLASYON DETOX SÜRECİNİ ENGELLEYEN ÖNEMLİ FAKTÖRLER

  1. Vitamin B2, B5 eksikliği
  2. Vitamin C eksikliği

6. GLUKURONIDASİYON (GLUCURONIDATION) DETOX SÜRECİ

Bu fazda bağlanan toksinler:

  1. menthol,
  2. vanillin (sentetik vanilya),
  3. Guda katkı maddeleri : benzoates, ve bazı hormonlar,
  4. Calcium d-glucurate,
  5. Sigara dumanı,
  6. Doğum kontrol ilaçları (estrogens),
  7. Phenobarbital,
  8. Asprin,
  9. Probenesit,
  10. İlaçlar (steroids, morphine, diazepam, salicylates, paracetemol and NSAIDS),
  11. Acetaminophen,
  12. Morphine, d
  13. Diazepam( sakinleştirici, kas gevşetici) ve

GLUCURONİDASYON  DETOX SÜRECİ SAĞLIĞI İÇİN ÖNEMLİ DESTEKLER

  1. Balık yağı,
  2. limonen ihtiva eden gıdalar,
  3. Taurin,
  4. Glucuronik asit,
  5. Sigara dumanı
  6. Doğum kontrol hapları.

GLUCURONİDASYON  DETOX SÜRECİNİ ENGELLEYEN FAKÖRLER

  1. Aspirin,

 

7. KARACİĞER 2. FAZ SULFOXIDASYON DETOX SÜRECİ (SULPHOXIDATION)

Bu süreçte bağlanan toksinler: Sulfitler ve sarımsak bileşenleri

Sulfoxidasyon süreci sağlıksız kişiler kuşkonmaz yediklerinde idrarlarında yoğun bir kükürt kokusu hissederler. Bu kokuyu hissetmeyenlerin (Çinliler gibi) karaciğerleri genetik değişime uğramamıştır.

Bu süreçte bağlanan toksinler kuru gıdalara sarı ve taze görünüm vermek için kükürtlemede kullanılan sulfür bileşikleri ile sülfür ihtiva eden ilaçlardır. Bu sürecin sağlıksız olması halinde bu gıdaları alan kişilerde özellikle astım krizleri görülebilir.

SULFOXIDASYON DETOX SÜRECİNDE ÖNEMLİ GIDA DESTEKLERİ

  1. Cystein, methionine, taurine
  2. Molibden eksikliğinin giderilmesi
  3. Acetyl-CoA
  4. Vitamin B2, B5 ve Vitamin C eksikliğinin giderilmesi
  5. KARACİĞER 2. FAZ GLİSİNASYON DETOX SÜRECİ (GLYCINATION)

Bu fazda bağlanan toksinler: salisilik ve benzoik asitlerdir (salicylic and benzoic acids).

Benzoat bir gıda koruyucusudur.

8. GLİSİNASYON DETOX SÜRECİ (GLYCINATION) İÇİN ÖNEMLİ GIDA DESTEĞİ

  1. Glisin (glycine)
  2. Arginase
  3. Gly Co-factors (Folic Acid, Manganese, B-2, B-6/P-5-P)LİVER

ENSEFALITE HOMEOPATİK ÇARE/ HOMEOPATHIC REMEDY FOR ENCEPHILITIS

 

JAPON ENSEFALİT HASTALIĞI İÇİN HOMEOPATİK REMEDİ ÜZERİNDE YAPILAN BİLİMSEL ÇALIŞMALAR SONUCU HASTANELERDE UYGULANMAYA BAŞLANDI

encephalitis-1-768x574Japon Ensafalit rahatsızlığı beyinde ensefalon bölgesine yerleşen bir virüsün sebep olduğu bir rahatsızlıktır.  Yılda 10.000 kişinin ölümüne sebep olmaktadır. Beyinde yangılanma yarataratarak beynin büyümesi ile belirginleşir. Bilişsel rahatsızlıklara, vücutta koordinasyon rahatsızlığına, zihinsel rahatsızlıklara ve inmelere neden olmaktadır. Tam olarak tedavisi mümkün değilken, ABD’de, Japonya’da ve Hindistan’da yapılan bilimsel çalışmalarda, ilaç katagorisinde olmayan ancak aşı gibi çalışan“belledona” isimli homepatik remedi’nin hastalığın iyileştirilmesinde etkin olduğu gösterildi. Homeopatik tedaviler hastalığın KİŞİYE ÖZGÜ olan tüm seyrini dikkate alarak yapılmaktadır.