HEM GÜLDÜREN HEM DÜŞÜNDÜREN HİKMET DOLU SÖZLER- WORDS OF WISDOM

Yaşam…

 

Yaşam aldığımız nefes sayısı ile değil… Nefesimizi kesen anların saysı ile ölçülür…

İnsan olmak için…

 Mayıs böceği daima pislik taşır durur. Bu yüzden de gül suyundan bayılır. Onun ilacı yine pis kokulu şeylerdir. Çünkü ona alışmıştır, onunla bir bütün olmuştur. Nasîhatçiler de, kasvetli kişiyi, kendisine bir kapı açılması, iyileşmesi ve şifa bulması için hikmetli güzel sözlerle, amberle, gülsuyu ile tedavî etmek isterler. Kime öğüdün güzel kokusu fayda vermezse, muhakkak o, kötü kokulara alışmıştır. Sen de nurdan, öğütten, iyilik ve güzellikten nasîbini al! .. Burnunu pisliğe sokma da, mayıs böceği olma! …’ Mevlana-(Beyit: 278-281)

 

Sen ne dedikoduyu ne baska seyleri dinle …. Söyliyenler söylesin ama sen öyle yaşa ki kimse onlara inanmasin…

 

Aşk senin bakısında saklı…

 

Aşk senin bakısında saklı.. Sen güzel bakarsan güzel görürsün… Güzel görürsen güzel hissedersin… sonra insanları, hayvanları, bitkileri ve bütün evreni sevmeye baslarsın…

Her rüzgarda…

 

Her rüzgarda otlar gibi eğilip bükülürsen, dağlar kadar olsan bile, bir ota değmezsin… -Mevlana

Tecrübe…

 

Yaşlanarak değil yaşayarak tecrübe kazanılır, zaman insanları değil armutları olgunlaştırır. -Peyami Safa

 

Her rüzgar savuracak bir toz bulur… Her hayat yaşanacak bir can bulur… Her umut gerçekleşecek bir düş bulur… Bulunmayacak tek şey senin benzerindir…

 

 

AŞK üzerine…

 

İranlı şair demiş ki…;’Aşka uçma kanatların yanar…’ Mevlana demiş ki… ‘AŞKA UÇMAZSAN KANATLARIN NEYE YARAR’…..

 

 

Bir Hint masalına göre…

 

Kedi korkusundan devamlı endişe içinde yaşayan bir fare vardır . Büyücünün biri fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür. Fare, kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmaya başlar. Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürür. Kaplan olan fare, sevineceği yerde avcıdan korkmaya başlar. Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok. Onu eski haline döndürür . Ve der ki: ‘Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece bir farenin yüreği var. O yüzden ben sana yardım edemem___ Demekki Neymiş…CESARETİN BİTTİĞİ YERDE ESARET BAŞLARMIŞ…

 

 

Sanma ki…

 

SANMAKİ DERT SADECE SENDE VAR..SENDEKİ DERDİ NİMET SAYANLAR DA VAR..demek ki neymiş : derdimi dinledim, derdimden iğrendim… onun derdini gördüm, derdime imrendim…. Ömür Dediğin Üç Gündür, Dün Geldi Geçti, Yarın Meçhuldür, O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür, O Da Bugündür…

 

İrade…

 

Allah, iradesini hâkim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır… Yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için Allah’ı kullanırlar. – Giordano Bruno

 

İnsanları yargılamak hakkı…

 

Allah’ın bile insanlar hakkındaki hükmünü,ömürleri sona erdikten sonra verdiğine inanırken…Biz kim oluyoruz da insanları bir kaç kez görmek, iki-üç yazı okumak, birkaç dedikodu dinlemekle yargılama hakkına sahip olabiliyoruz.. -Dale Carnegie

 

Serçe ile Motorcu…

 

Serçenin biri bir bahargünü uçuyormuş. Bir anda farketmiş ki karşıdan motorsikletli bir adam geliyo. Her ikisi de çarpışmayı engellemek için ellerinden geleni yapmışlar… ama nafile…Serçe ‘çotaaank’ diye kaska çarpıp düşmüş. motorcu koşmuş serçenin yanına. Serçe baygın yatıyo.. kıyamamış, bırakamamış yolda; almış getirmiş eve. Eskiden kalma bi de kafesi var evde.. baygın serçeyi kafesin içine güzelce yerleştirmiş.. yanına da az biraz su, az biraz ekmek koymuş, vurmuş kafayı yatmış…. Bizim serçe bi müddet sonra ayılmaya başlamıs.. Daha tam seçemiyo ortalığı.. hafif bulanıklık var yani… Bi bakmıs ki parmaklık, ekmek, su falan var bulunduğu yerde…Birden dank etmiş vaziyet: has…..tir lan motorcuyu öldürmüşüz …!

Affetmek…

 

Affetmek ve unutmak iyi insanların intikamıdır… Affedin ve unutun.. içinizde bir poset kokmus soğanı tasımayın.. o içinizde olduğu sürece kokusu sizi rahatsız edecek.. ve sürekli huzursuz olacaksınız….

 

İstikamet üzere olmak….

 

Rüzgarla yaprak dost oldular. Artık rüzgar savurmuyordu yaprağı. – “Söyle dostum, nereye istersen oraya götüreyim seni der Yaprak düşünür taşınır, aklına hiçbir şey gelmez. Tekrar sorar rüzgar: – Hadi söyle, seni istediğin yere taşıyayım yaprak kardeş. Tekrar düşünür yaprak, aklına yine bir şey gelmez… – Bilmiyorum rüzgar kardeş, aklıma hiçbir şey gelmiyor. Sen söyle? Der. Rüzgar: – Gideceğin yeri bilmedikten sonra rüzgar dostun olsa neye yararki, savrulur gidersin! der ve bildiği gibi eser tekrar. Yaprak ; yine savrulur ordan oraya. Üstelik bu sefer savuran dostudur…….

MUTLULUĞUN PRENSİPLERİ-THE PRINCIPLES OF THE HAPPINESS

MUTLUĞUN PRENSİPLERİ – THE PRINCIPLES OF THE HAPPINESS

Mutlu olma benimsenirse ve bu yolda kararlı bir tutum sürdürülürse sonuç büyük bir iç huzur ve kişisel güven ve güçtür.

Mutluluğun yakalanması kolay değildir ama zor da değildir… Ruhsal mutlulukta önemli olan olumluyu görebilmek, olumlu yorumlayabilmektir.

Mutluluğa yolculuğun şartları ve zamanı yoktur. Herkes olduğu durumda bu yolculuğa çıkabilir. Yolculuk boyunca mutluluğu kademe kademe yakalamak için irade göstermesi gerekir.

Olay Maslow’un ihtiyaçlar teorisinde bahsettiği gibi adım adım gelişen bir mutluluğu kısa, orta ve uzun dönem hedeflere göre  tamamlama gayretidir; insan  fiziki güvenliğini sağlayınca mutlu olur, sonra karnı doyunca mutlu olur, sonra sevince mutlu olur, sonra sevilince mutlu olur, sonra liderliği yakalayınca mutlu olur. Ama bu da kafi gelmez; bu sefer de kendini aşmaya çalışarak mutlu olur.

Demek ki mutluluk bir süreç. Bir başlangıcı ve sonu olmayan bir yolculuk. Ne zaman mutlu olurum diye beklememek lazım. Bulunduğumuz andan intibaren mutluluğu adım adım yakalamaya gayret etmeliyiz.

Mutlu yaşama çağınızı ertelemeyiniz. Mutluluk bir gün mutlu olurum diyerek ertelenmemeli, mutluluk mutlu olmaya karar vermekle başlamalı ve mutluluğun prensipleri denebilecek konuları hayatınıza yansıtarak mutluluk yolculuğunuzu devam ettirmelisiniz.  Peki, nedir bu prensipler:

  1. NASIL MUTLU OLACAKSANIZ O HAYATI YAŞAMAYA GAYRET EDİN – HAYATINIZDA SÖZ SAHİBİ OLUN

Lütfen hayatınıza dönüp bir bakın, bu sizin yaşamak istediğiniz hayat mı? Eğer iradenizi ortaya koyup yaşamak istediğiniz hayatı yaşamaya gayret etmezseniz, bir zaman gelir, hayat seni nasıl harcadım demek durumunda kalırsınız… Hayatta olmanın temel amacı mutlu olmaktır…  Diğer amaçlar ancak böyle bir amacın etrafında çiçek açabilir.  Gayret ederseniz, yaşamak istediğiniz, sizi mutlu edecek olan  kendi hayatınızı yaşamanın bir yolunu bulursunuz. Yemek için yaşamamak, yaşamak için yemek gerektiği gibi…

  1. HAYATINIZIN AMACINI BELİRLEYİN – DENGELİ YAŞAYIN

Hayatınızın amacı zengin olmak mı? Zengin olunca mutlu olabilecek misiniz? Yoksa bir amaca ulaşınca birçok şeyi kaybetmiş mi olacaksınız? Örneğin çok çalışarak zengin olur ancak sağlığınızı kaybederseniz, bu sonuç sizi mutlu eder mi? 35 yaşına kadar sağlığınızı kaybederek para kazanın, 35 inden sonra kazandıklarınızı harcayarak sağlınızı geri kazanmaya çalışın, mutlu bir hayat bu mu sizce?  Bir gün gelecek çok çalışarak çok paranız olacak ama birlikte vakit geçireceğiniz anılarınızı paylaşacağınız yeterli dostunuz olmayacak, hayatınız mekanikleşmiş, kültürel ve sosyal hayattan kopmuş yalnız bir insan olacaksınız…  Öyleyse kendinize ve dostlarınıza ayıracak her zaman bir vaktiniz olmalı…

  1. ETRAFINIZA BİR SEVGİ ÇEMBERİ ÖRÜN – DÜŞMAN DEĞİL DOST KAZANIN

İnsan kendisiyle ne kadar eğlenebilir, ne kadar çeşitlilik yaratabilir ki; farklı kültürlerin bir ulusun zenginliği olduğu gibi, farklı kesimlerden dostlar edinmek de mutlu bir yaşamın zenginliğidir. Gülümseyerek yaklaşın insanlara, doğaya, canlıya cansıza ve dost olmayı kafaya koyun, gerisi gelir…

  1. HAYATIN HER ANINI FARKLI YAŞAYIN – GÜN BİTMEDEN GÜNÜ DEĞERLENDİRİN.

Her gün yeni bir doğuş ve ölümdür. Öyle de yaşarız. Uyanır yeni bir hayata, pardon güne başlarız, uyur bu dünyadan ayrılır başka bir aleme geçeriz… Dönüş yolculuğundan emin olmayarak. Öyleyse bir günü hem bugün, hem yarın, hem ahiret için yaşamalıyız. Akşam gözlerimizi kapamadan önce, çalıştık mı? eğlendik mi? İnançlarımız doğrultusunda ne yaptık gibi bizi mutlu edecek kriterler çerçevesinde günlük hayatın çok kısa bir muhasebesini yaptığımız zaman gözlerimizde bir mutluluk belirmeli. Bu mutluluk bakışlarını yaşadığımız günler yaşayacağımız günlerin yarısından fazla ise doğru yoldayız demektir.

  1. HERKESİN MUTLULUK ANLAYIŞI FARKLIDIR – SİZİ GERÇEKTEN MUTLU EDECEK ŞEYİN PEŞİNDE OLUN

Hayatta mutlu olmak için yanlış hedef peşinde koşmak kadar insanı yıpratan hiç bir şey yoktur. Siz siz olun her zaman iç dünyanızı dinleyin, bunu zaman zaman yapın, mutluluk anlayışınız zamanla değişebilir. Buna göre yön belirleyin… Sizi neyin mutlu edeceği konusunda bilinçli olursanız, o yolda inançla çalışırsınız.  Bir mutluluk hedefi belirlerken, asla unutmamak lazım ki; mutlu bir hayat tek başına yaşanmaz…

  1. NE OLURSA OLSUN FARKETMEZ DEYİN – HER ŞEYDE HAYIR VARDIR ANLAYIŞINI BENİMSEYİN – DİRENMEK YERİNE DOĞAL KARŞILAYIN

Bir olay karşısında ne kadar çok koruyucu kural koyarsanız koyun, netice olarak o olay bir şekilde neticelenecektir. Olayların bir şekilde neticelenişini siz ve diğer iç ve dış dinamikler şekillendirebilir. Nihai durumun sizin kontrolünüzde veya dışında beklenen veya beklenmeyen bir gerçeği yansıtacağını önceden kabul ediniz. Olaylara, davranışlara, duygulara “Tevekkül-tedbirleri alarak Allah’ın takdirine teslim olma” gösterirseniz mutluluğunuz  sizi üzebilecek bir olayın neticelerinden etkilenmemiş olur, çünkü netice ne olursa olsun nihayetinde bir yüce “takdir” sonucu ortaya çıkmıştır.  Bu prensip anlayışla mutlu yaşantınız devam eder.

Mutluluğa odaklanmış kimseler olayların neticelerine ne kadar bağımlı oldukları, bu neticelerden ne kadar etkilenecekleri ile değil, olayların neticelerini nasıl mutlulukları yolunda kullanacakları ile ilgilidirler.  Bu bağlamda olaylara, düşüncelere ve hislere direnmek yerine, onları doğal karşılayarak kabullenme yönünde prensip sahibi olurlar.

Olaylar ne şekilde gelişirse gelişsin siz “bana göre fark etmez”  anlayışını sürdürebildiğiniz ölçüde olumsuz gelişmelerden etkilenirsiniz.  Televizyonda hava tahmin raporlarını sunan hanımefendinin dediği gibi “Havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız güzel olsun” deyimini kendinize göre değiştirin ve deyin ki; “Havalar ne kadar kötü olursa olsun, benim havam her zaman güzeldir”.  Bu prensip anlayış ile, eğer bir olayın sizi etkilemeyeceğinden çok eminseniz bir zorluğu etkilenmeden atlatan kişi olmanın huzurunu ve mutluluğunu da yaşarsınız.   Olaylar karşısında hazırlıklı olunuz ve soğukkanlılığınızı koruyunuz. İstemediğiniz bir olay bugün için sizin canınızı sıkabilir ama unutmayınız ki olayın neticeleri zamanla daha iyi ortaya çıkar ve belki bugün canınızı sıkan bir olay, ileride “iyi ki böyle gerçekleşmiş” diyebileceğiniz sizi koruyan bir olay olarak neticelenmiş olabilir.

Dikkatli bir analizle göreceğiz ki; bizi esas mutsuz eden şey olayın kendisi değil bunu kabul edemeyişimizdir. Öyleyse direnmek yerine doğal karşılarsak olayın gerçek etkisini en hafif bir şekilde bertaraf ederiz. İngilizler ve Amerikalılar bu tavırlarını “That is ok for me”, Almanlar “Egaaal für mich” ifadeleri ile belirtirler.

  1. STRES SINIRINIZI YÜKSEK TUTUNUZ – HEMEN PANİK YAPMAYINIZ

Korku, endişe panik gibi normal davranışlarımızı bozan bir ruh haline girerek mutlu yaşantımızı bozmamak için olaylara hemen teslim olmamak lazım. Olayı korkuyla beklemek dahi bu durumu tetikler.  Ruh halimizi bozan endişe sınırımızı yüksek tutmak için yeterli nedenleri her zaman bulabiliriz.

Araştırmalar göstermiştir ki; panik ve endişe eşikleri düşük olan kimseler bu gibi ruhsal çöküntülere çabuk girmekte ve çocuklukta yaşadıkları çöküntüleri yaşamaktadır.  Buradan hareketle, korku ve endişe eşiğini yükseltmek için çocuklukta yaşanan olayların etkisini ortadan kaldıracak bir ruhsal tedavi almak önemli görünmektedir. Çocukluk çağları duygusal ve davranışsal bozuklularla dolu ruhsal çöküntülerden uzak geçen insanların korku, endişe ve panik eşikleri yüksek olmakta ve bunlar kolay kolay mutluluk trendlerini sarsacak fırtınalara yakalanmamaktadır.

  1. RUHSAL VE DAVRANIŞSAL ÇÖKÜNTÜLERDEN KORKMAYINIZ – MUTSUZLUĞA KARŞI DİRENÇ KAZANIN

Ruhsal ve davranışsal eşiğiniz düşük ve siz olaylardan, düşüncelerden, duygulardan fazlaca etkilenip hemen üzülüyorsanız fazla da endişelenmenize gerek yok.  Bu durum sizin mutsuzluğa karşı aşılanmanız demektir. Ruhsal ve davranışsal bozukluklara karşı direnç geliştirmeniz, korku ve endişe eşiğinizi yükseltmeniz, doğal tedavi sürecini yaşamış olmanız demektir.

Kötü olayların içerisine girerek yaşadığınız kaosu  “sular bulanmayınca durulmaz” diyerek sevinçle olmasa da sükûnetle karşılayınız. Böyle bir olay hayatınızdaki belirsizlikleri ortadan kaldırma şansı doğurabilir ve sizi daha sonraki hayatınızda rahatlatacak bir gelişmenin yolunu açabilir.  Bu tecrübeyi yaşamakla kendinize olan güveni arttırabilir, daha mutlu bir hayat seyri yakalayabilirsiniz. Ve netice olarak, eski “siz” gider, yerine eskiden sizin beğenmediğiniz özellikleri de yaşayarak, Mevlana Hazretlerinin dediği gibi  “yanmış, pişmiş” istenmeyen olaylara, duygu ve davranışlara karşı daha dirençli yeni bir “siz” gelir.

  1. KENDİNİZİ HEMEN SUÇLAMAYIN – SEBEBİ ARAŞTIRIN

Yaşadığınız olumsuz olay, duygu ve düşünceler sizin eserinizdir ve iç dünyanızdan kopup gelen, çocukluğunuzda benzer durumlarda yaşadığınız tarzda yaşadığınız bir reflekstir.  O zaman bunları analiz dahi edemeden yaşadınız. Ama şimdi bunlara bunların nereden kaynaklandığına bakacak kadar olgunsunuz …

Bir kötü olay sebebi ile çocukluk reflekslerinizde olduğu gibi hemen dönüp kendinizi suçlamayın. Olayın seyrinde rolünüzün ne olduğuna bakın. Bu olay belki sizin kontrolünüz dışında ortaya çıkmış olabilir. Siz sadece bir “Günah Keçisi” olabilirsiniz. Bu durumda kendinizi suçlamanıza gerek yok çünkü olayın ortaya çıkışında bir rolünüz de olmamıştır. Eğer olay bilinçli veya bilinç altında bir dürtü ile sizin eseriniz olarak ortaya çıkmış ise, bu durumda bu olaydan duyulan üzüntüyü törpüleyecek yeterli nedeniniz de vardır; çocukluk refleksi veya “haketti”  gibi, bunu düşünerek rahatlayabilirsiniz.

  1. BİLİNÇLİ HAREKET EDİNİZ – KENDİNİZİ SALIVERMEYİNİZ

Hepimizin dikkat etmediğimiz kötü alışkanlıklarımız olabilir. Sigara içmek, sağlığımızı bozacak şekilde kötü beslenmek, alkol almak, asosyal olmak gibi kötü alışkanlıklarımıza aldırmaz devam ettirirsek neticede mutsuz bir insan olma ihtimalimiz yüksektir.

Bu iç dürtülerimize karşı aldırmaz tutumumuzu zaman içinde birer birer değiştirmeye gayret ederek kötü olayların, ruhsal rahatsızlıkların, duygusal çöküntülerin etkisinden kurtulabilir, mutlu bir hayat sürebilme imkânını yakalayabiliriz. “Heey dur bakalım benim gittiğim yol yol değil” deme cesaretini gösterirseniz, bir gün gelir rotanızı mutluluğa çevirmiş olursunuz. Unutmayalım ki; biz değişmez isek hayatımızdaki hiçbir şey değişmez.

  1. OLAYLARA ŞAHİTLİK EDİNİZ – İYİ BİR GÖZLEMCİ OLUNUZ

İster bilinçli ister bilinçsiz olarak bir kötü olayın, davranışın, duygusal rahatsızlığın içine düşün, bu durumların içinde sürüklenmeden, bu durumu olduğundan fazla büyütmeden, bir seyirci gibi, bir kenara geçin ve kendinizi olayın içinde gözlemleyin. Kendinizin ne hale düştüğünü dışarıdan bir gözle izleyin. “Ne ekersen O’nu biçersin”  veya “Yaşa da gör işte” diyerek kendinizi bir değerlendirin.  Bu durum sizi olgunlaştıracaktır. Kendinize çeki düzen verme şansını yakalamış olduğunuzun farkına vararak rahatlayacaksınız.

  1. GENELLEMELERİNİZİ GÖZDEN GEÇİRİNİZ – DEĞERLERİNİZ DEĞİŞİME AÇIK OLSUN

Çocukluk çağınızdan başlayarak bazı şeylerin kötü bazı şeylerin de iyi olduğuna dair genellemeleriniz vardır. Bu genellemelerinizi zaman zaman sorgulayarak neyin hangi şartta doğru, neyin hangi şartta yanlış olduğunu zaman zaman tahlil ederek, zamanına uygun doğrular ve yanlışları bulmaya çalışın.

Geçmişte kötü bildiğiniz bir olay, davranış, duygusal reaksiyon, belli olaylar ve şartlar karşısında övülecek bir durumda olabilir. Bunun tersi de doğru olabilir. Doğru bir değerlendirme ile içinizdeki huzursuzluğu yenebilir ve sizin mutlu olmanızı sağlayacak şekilde olaya gerçek değerini verebilirsiniz.

  1. KÂİNATI İYİ KÖTÜ DİYE AYIRMAYINIZ – HER ŞEYE TARAFSIZ BİR GÖZLE BAKMAYI ÖĞRENİNİZ

İyi ve kötü karşısında tarafsız bir dünyada yaşıyoruz.  Kainattaki hiçbir şey iyi –kötü diye başlangıçta katagorize edilmemiştir. İyi veya kötü yapan bizim zihnimizdeki onlar için belirlediğimiz yerdir.

İyi bakmayı öğrenmedikçe asla bu dünyada iyilerin de olduğunu göremeyiz. Kainat mükemmel yaratılmıştır. Her şeyin iyi bir yaratılış sebebi vardır. Sebepsiz yaratılış yoktur. Mutlu olmak isteyen insan bir olayın, duygunun, düşüncenin, duygunun, varlığın, diğer insanların yaratılış sebebine bakmayı bildiği zaman genellemelerinden kurtularak mutluluğun ilk merdivenine adım atar.

  1.  İNANÇ DÜNYANIZI ZENGİNLEŞTİRİN – ASLA KARAMSAR OLMAYIN

Her şeyden daha güçlü, her şeyden daha affedici, her şeyden daha kadir,  her şeyden daha yardımcı ve koruyucu bir yaratıcının varlığına inandığınız zaman, kendinizi asla güçsüz ve çaresiz hissetmezsiniz.

Her ne zor durumda olursanız olun, sizi seven bir Allah’ın  halinizi bildiğini bilmek ve ona sığınarak bu  hali atlatacağınızı ümit etmek güzel bir duygudur.

Bu inançla mucizeleri bekleyebilir, panik yapmaz ve teslimiyetçi ruhunuzla kendinizi daha rahat hissedersiniz.  Unutmayınız ki; mutluluğu ne kadar çok isterseniz, o kadar çabuk sahip olursunuz.

KUR’AN IN İNDİRİLİŞ NEDENİ? LEHFİ MAHFUZ VE ŞİFRE KONUSU

 

KUR’AN’IN İNDİRİLİŞ NEDENİ, LEHFİ MAHFUZ VE ŞİFRE KONUSU

 

Sevgili Okurlarım,

Fizikten metafiziğe yolculukla ilgili bir teori geliştirmek üzere, Kutsal Kitabımız Kur’an’ı derinlemesine araştırmam devam etmektedir. Bu aşamada sizlerle paylaşmak istediğim bir şey var…

Hiç şüphe yoktur ki; Kur’an Allah’ın hükümleridir.

 

BİRİNCİ BÖLÜM

KUR’AN HERKESİN ANLAYABİLECEĞİ BİR AÇIKLIKTA MIDIR?

 

KUR’AN KİM TARAFINAN NE İÇİN İNDİRİLMİŞTİR?

NİSA SURESİ 174. AYET: 

“Ey insanlar! Şüphesiz size Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size apaçık bir nur (Kur’an’ı) indirdik.”

Kur’an’ın esas indiriliş amacı, bizleri dünya ve ahiret hakkında Hz Peygamber vasıtası ile aydınlatmak, müjdelemek ve uyarmaktır.

KUR’AN ANLAMI GİZLİ BAZI AYETLER İÇERMEKTE MİDİR?

Kur’an’ın bazı hükümlerinin şifreli olduğu, bunların anlaşılamadığı, bazı ayetlerin özellikle gizli hükümler içerdiği konusu her zaman gündemde olmuştur.

Bizleri aydınlatmak amacıyla indirilen Kur’an’ın bazı ayetlerinin gizlilik içermesi veya şifreli olması Kur’an’ın indiriliş amacına ters görünmektedir.

Kur’an’ın Hay (Yaşayan Kur’an) özelliği, Kur’an hükümlerinin her zaman geçerli olması demektir. Felsefi bir bakış açısını geliştirme yeteneğimizin yeterli olmaması veya bilgi eksikliğimiz dolayısıyla bugün açıklayamadığımız, manası gizli zannedilen bir ayet, yarın bu eksikliğimizin tamamlanması ile mutlaka açıklanacaktır.  Burada sorun ayetin şifreli olduğu değil, bizim o ayeti anlayacak olgunluğa erişemememizdedir.

KUR’AN HEPİMİZİN ANLAYACAĞI AÇIKLIKTA MIDIR?

Kur’an hemen hemen her süresinde ve bu sürelerin değişik ayetleri içerisinde inanılmaz bir sıklıkta, Kur’an’ın bize şifresiz olarak indirildiği ve gayet açık seçik bir anlatıma sahip olduğu ifade edilmektedir.

Kur’an’ın apaçık bir ifade ile indirildiği ve Hz. Muhammed’in Kur’an’ı apaçık olarak uyarıcı mahiyette insanlara tebliğ ettiği,  hemen hemen her sûrede birçok kez belirtilmiştir.  

REHBER BİR PEYGAMBER EŞLİĞİNDE  AYDINLATICI, MÜJDELEYİCİ VE UYARICI APAÇIK BİR KUR’AN İNDİRİLMİŞTİR.

Bu konuda yine Kur’an ayetlerine Kur’an’ın kelime manaları ile bir bakalım. Kur’an hükümlerinde ve buna dayalı olarak Hz. Peygamber’in ifadelerinde bir şifre, gizlilik, gizli mana olup olmadığını, Peygamber’in esas görevinin ve amacının ne olduğunu Kur’an ayetleri ile öğrenelim.

Allah’ın ayetleri apaçıktır…

  1. TALÂK SURESİ 11. AYET:

İman edip salih amel işleyenleri, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size Allah’ın APAÇIK ayetlerini okuyan bir Peygamber göndermiştir. Kim Allah’a inanır ve faydalı iş yaparsa Allah onu, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. Allah o kimse için gerçekten güzel bir rızık vermiştir.

Kur’an zaten apaçık bir ifadeye sahiptir. Peygamberin görevi daha iyi idrak etmenizi sağlamaktır…

 

  1. MAİDE SURESİ 15. AYET:

Ey ehl-i kitap! Resulümüz size, sizin Kitap’ınızdan sadece açıklanması gerekenleri açıklamak üzere geldi; birçoğu zaten açık olduğu için bunlar geçilmiştir. Gerçekten size Allah’tan bir nur (Aydınlatıcı Peygamber), APAÇIK bir kitap geldi.

Hz. Peygamberin görevi her şeyi açıklayarak uyarmaktır.

  1. HİCR SURESİ 89. AYET:

De ki: “Şüphesiz ben APAÇIK bir uyarıcıyım.”

  1. ANKEBUT SURESİ 50. AYET:

“Ona Rabbinden mucizeler indirilmeli değil miydi?” derler. De ki: Mucizeler ancak Allah’ın katındadır. Ben ise sadece APAÇIK bir uyarıcıyım.

Kur’an bir şiir değildir; O apaçık anlayacağımız şekilde yazılmış bir öğüttür.

  1. YASİN SURESİ 69. AYET:

Biz ona (Peygamber’e) şiir öğretmedik. Zaten ona yaraşmazdı da. Onun söyledikleri, ancak Allah’tan gelmiş bir öğüt ve APAÇIK bir Kur’an’dır.

Kur’an Allah’ın bizleri Peygamber vasıtası ile uyarması için gönderilmiştir.

  1. SÂD SURESİ 70. AYET: Ben ancak APAÇIK bir uyarıcı olduğum için bana vahyolunuyor.

 

  1. AHKÂF SURESİ 9. AYET:

Hz. Peygamber de Kur’an hükümlerine uyar. O’nun görevi Kur’an vasıtasıyla bizleri uyarmaktır.

De ki: “Ben peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece APAÇIK bir uyarıcıyım.”

Hz. Peygamberin görevi açık bir uyarıcılıktır.

  1. TAĞABUN SURESİ 12. AYET:

Allah’a itaat edin, Peygamber’e de itaat edin. Yüz çevirirseniz bilin ki, elçimize düşen APAÇIK bir duyurmadır.

VE ALLAH KUR’AN’DA APAÇIK DİYOR Kİ; “KUR’AN HERKESİN ANLAYABİLECEĞİ APAÇIK BİR DİLLE İNDİRİLMİŞTİR…

Elif Lam Ra (bir şifre değil) Kur’an’ın diğer ayetleri gibi bir ayetidir:

  1. YUSUF SURESİ 1. AYET:

Elif. Lam. Ra. Bunlar, APAÇIK Kitap’ın (Levh-i mahfuz ve Kur’an’ın)  ayetleridir.

  1. HİCR SURESİ 1. AYET:

Elif. Lam. Ra. Bunlar Kitab’ın ve APAÇIK bir Kur’an’ın ayetleridir.

Kur’an’ın tüm ayetleri anlamak isteyenler için anlayacakları açıklıktadır:

  1. BAKARA SURESİ 99. AYET:

Andolsun ki sana APAÇIK ayetler indirdik. (Ey Muhammed!) Onları ancak fasıklar inkar eder.

  1. BAKARA SURESİ 118. AYET:

Bilmeyenler dediler ki: Allah bizimle konuşmalı ya da bize bir ayet gelmeli değil miydi? Onlardan öncekiler de işte tıpkı onların dediklerini demişlerdi. Kalpleri nasıl da birbirine benzedi? Gerçekleri iyice bilmek isteyenlere ayetleri APAÇIK gösterdik.

  1. SEBE’ SURESİ 43. AYET:

Onlara APAÇIK ayetlerimiz okunduğu zaman demişlerdi ki: Bu, sizi babalarınızın taptığı (putlardan) çevirmek isteyen bir adamdan başkası değildir. Ve yine bu (Kur’an) da uydurulmuş bir yalandan başka bir şey değildir, dediler. Hak kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler de: Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir, dediler.

  1. HADÎD SURESİ 9. AYET:

 Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna APAÇIK ayetler indiren O’dur. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.

 

 

  1. MÜCÂDELE SURESİ 5. AYET:

Allah’a ve Resulüne karşı gelenler, kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltılacaklardır. Biz APAÇIK ayetler indirmişizdir. Kâfirler için küçük düşürücü bir azap vardır.

  1. BAKARA SÛRESİ 159. AYET:

İndirdiğimiz açık delilleri ve kitapta insanlar APAÇIK gösterdiğimiz hidayet yolunu gizleyenlere hem Allah hem de bütün lanet ediciler lanet eder.

  1. ZUHRUF SURESİ 15. AYET:

Apaçık Kitap’a andolsun ki;

(Diğer Peygamberlere gönderilen) Kur’an’dan önceki kutsal kitaplar da apaçıktı:

  1. SAFFAT SURESİ 117. AYET:

Her iki (Peygamber’e) de APAÇIK anlaşılan bir kitabı (Tevrat’ı) verdik.

  1. MÜMİN SURESİ 83. AYET:

(Daha önceki ümmetlerin) Peygamberleri onlara APAÇIK bilgiler getirince, onlar kendilerinde bulunan (beşeri) bilgiye güvendiler (ve onları alaya aldılar). Alaya aldıkları şey kendilerini boğuverdi.


 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KUR’AN’DA ŞİFRE KONUSU VE LEVH-LEVH-İ MAHFUZ

Kur’an’daki 29 surenin birinci ayetlerinde geçen elif, lam, mim, nun, ta, ha, kaf, sad gibi mukata kur’an harfleri’nin anlamı nedir? Bunlar bir şifre midir?

Kur’an’da tek başlarına bulunan ve bir mana atfedilemeyen Kur’an ayetleri vardır. Bunlar Mukata Harfleri’dir. (Huruf-u mukatta’dır.) Bunların Kur’ân-ı Kerimdeki yerleri aşağıda verilmiştir:

Mukata harflerinin bulunduğu sûreler:

6 sûrede “elif-lâm-mîm” vardır. Bunlar: Bakara, Âl-i İmrân, Ankebût, Rûm, Lokman ve Secde sûreleridir.  Ârâf sûresinde de “Elif-lâm-mîm-sâd” bulunmaktadır.

5 sûrede “elif-lâm-râ” vardır. Bunlar: Yunus, Hûd, Yusuf, İbrahim ve Hicr Sûreleridir. Ra’d Sûresinde de “elif-lâm-mîm-râ” vardır.

6 sûrede “hâ-mîm” vardır. Bunlar: mü’min, Fussilet, Zuhruf, Duhân, Câsiye ve Ahkaf sûreleridir; Şûrâ sûresinde de “hâ-mîm-ayin-sîn-kaf” bulunmaktadır.

Ayrıca, Şuarâ ve Kasas Sûrelerinde “tâ-sîn-mîm“, Neml Sûresinde “tâ-sîn“, Meryem Sûresinde “kâf-hâ-yâ-ayîn-sîn-kaf“, Tâhâ Sûresinde “tâ-hâ“, Yâsin Sûresinde “yâ-sîn“, Sâd Sûresinde “sâd“, Kaf Sûresinde “kaaf“, Kalem Sûresinde de “nûn” harfi bulunmaktadır.

 

kur’an Sadece Müjdeleyici, Yol Gösterici ve Uyarıcıdır; Öyleyse şifreler İçerebilir mi?

Bir önceki kısımdaki  ayetler  ve açıklamalardan anlaşılacağı üzere, Allah Kur’anı  bizlere öncelikle müjdeleyici sonra da yol gösterici ve uyarıcı olarak indirmiştir.

Allah’ın sıfatlarına ve Kur’an ayetlerine baktığımızda, bunların hiç birinde Allah’ın kullarının bilmesi gereken şeyleri kullarından saklama vasfının ve niyetinin olmadığını görmekteyiz. Yüce Allah’ın böyle bir sıfatının olması mantığa da terstir. Uyarıcı bir kitap ve Peygamber gönderildiği bir zamanda, bu kitap ve Peygamber tarafından bazı şeylerin şifrelenmiş olarak verilmesi anlaşılması güç bir konudur.

Öyleyse Mukata Harf’lerinin Manası Nedir? Bu soruya cevap bulabilmek için Levh-i Mahfuz kavramının manasına bir bakalım.

Levh-i Mahfuz Nedir?

Levh-i Mahfuz’un kelime anlamı saklı kitap, lahika, sayfa doküman manalarına gelmektedir.  

Levh-i mahfuz, Allah katında, maddi ve manevi âlemde Allah’ın yarattığı tüm mevcudatın geçmişinin bugünün ve geleceğinin ve bunların düzeninin, yaratılış hikmetlerinin,  görünen ve görünmeyen manalarının ve bunlarla ilgili tüm tasarruf ve tahayyüllerin ve olayların bulunduğu ilahi bir filmi anımsatır. İlahi âlemin Kaderler Boyutudur.

Levh-i mahfuz’a, Ana Kitap, Levh-i Mahfuz veya yarattığı her şeyi kapsayan mevcudatının kaderine ait film, yeri göğü kaplayan ilmi içerisinde Kaderler Boyutu, bu boyutta Kaderler Âleminin Seyir Defteri veya Akış Filmi de diyebiliriz.

Bu boyutun “filminde” verilen mesajların, bilgilerin ve/veya gösterilmiş, gösterilen veya gösterilecek olan sahnelerin hangisinin ne zaman kullarının bilgisinde olacağı her zaman Allah’ın takdirindedir.   Bu film, ilahi âlemin kaderler boyutuna aittir; insan dahil, tüm yaratılmışların bir nevi geçmiş, şimdi ve gelecekteki kader filmidir. Ancak değişmez de değildir. Bu sahnenin (yarattıklarının davranışlarına veya niyetlerine göre şefaat, merhamet, af, cezalandırma sonucu) kısmen veya tamamen leyhlerine veya aleylerine değişmesi her zaman Allah’ın takdirindedir.

Allah bu gerçeği Kur’an da açıkça belirtmektedir:

Allah indinde bulunan ana kitap (Levh-i mahfuz veya kaderler filmi, Ayet-ül Kürsi’de belirtildiği gibi, Allah’ın ilmindeki kaderler boyutunda evreni kaplayan ilim deryası) Allah’ın iradesi altında beklemektedir. Allah bu Kaderler Sahnesi üzerinde, kulları dahil yarattığı mevcudatının hal ve hareketlerini dikkate alarak,  mutlak adalet sahibi sıfatı ile irade ettiği her türlü değişikliği her an yapabilir. Bu onun için zor da değildir. Bir televizyon yayını nasıl her evde her istediğimiz her yerde milyonlarca kişi tarafından izlenebiliyorsa, Bunun tersi de mümkündür;  kâinattaki her iradi veya gayri iradi hareket, olay, düşünce, enerji değişimi gibi Allah’ın izlemeyi gerekli gördüğü her şey ortaya çıktığı her noktadan yansımalarla aynı anda Allah katında izlenebilir ve Allah bunlara müdahale de edilebilir.

RAD SÛRESİ 39. AYET:

Allah, dilediği şeyi siler, yok eder veya olduğu gibi bırakır. Ümmül Kitap  (Ana Kitap, Levh-i mahfuz veya yarattığı her şeyi kapsayan mevcudatının kaderine ait Film, Yeri göğü kaplayan ilmi içerisinde Kaderler Boyutu, bu boyutta Kaderler Âleminin Seyir Defteri veya Akış Filmi), O’nun katındadır.

Allah’ın ilmi yeri göğü kaplamıştır. Her noktada, her zerrede tecelli etmektedir. Rüya tecrübemiz bu ilmi anlamada bize ipuçları vermek üzere yaratılmış olabilir. En uzun rüya 2 saniye sürmekte iken, biz bir rüyada bir ömrü yaşayabilmekteyiz. Bu yaşantının dokümanı yok, hafıza sorunu yok, mekân sorunu yok, senaryo sorunu yok, senaryoyu değiştirme sorunu yok, rüya içerisinde görünmeyen ilahi bir el bizi istediği şekilde akıtıp götürür…

Rüyada bilinçli hareketimiz söz konusu değilken, ahiretteki “rüyamız”  ebedi bir hayat içinde bu dünyanın hesabını verdiğimiz muhtemelen bilinçli bir rüya olabilir. Öldükten sonra bedenimiz yerde iken, kendimizi ve etrafımızdaki olup bitenleri seyrederek nefsimize ait amellerimizle bu yolculuğa başlamış olabiliriz.  Bu gerçek, benim de yaşayan birinden dinlemiş olduğum,  ölüp de tekrar dirilen birçok kimsenin ifade ettiği bir gerçektir.

Daha da ileri gidilirse, Hz Peygamber dahil,  insanın yaşarken bedenini terk ederek bilinçli bir astral seyahat yapabilme ve tekrar bedenine dönebilme kabiliyeti;  bu konu da Allah’ın bize haberdar olup ders almamız  gereken  hikmetlerinden biridir.

İşte ölüm ve sonrası , bedenimize tekrar dönme imkanı olmadan, sadece iyi kötü amellerimizle Allah’a ulaşabilmek üzere, başladığımız semavi bir yolculuk mudur?  Cezalanan veya mükafatlandırılan beden değil de sadece nefs midir? Kur’an’da acaba bu sebeple mi çoğu yerde insan yerine nefis veya nefs ifadesi kullanılmaktadır. Bunları düşünür ve tefekkür edersek, bunun hiç de mantıksız olmadığı görülmemektedir.

Bakınız aşağıda yazılan Ayet-ül Kürsü özetle ne diyor:

Allah’ın ilmi yeri göğü kaplamıştır. O’nu muhafaza etmek O’nun için sorun değildir. İstenildiği anda zaman veya yer veya kapasite sorunu olmadan tüm detayı ile kâinatta sahnelenerek temaşa edilir. Gerek duyulmadığında ortada yokmuş gibidir.  Kullarını olgunlukları nispetinde ilminden haberdar eder. O’nun izni olmadan kullarına kimse yardımcı olamaz.

BAKARA SÛRESİ 255. AYET

“AYET-ÜL KÜRSİ”:

Allâhu lâ ilâhe illâ huvel hayyul kayyûm, lâ te’huzuhu sinetun ve lâ nevm, lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fil ard, menzellezî yeşfeu indehû illâ bi iznihi, ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum, ve lâ yuhîtûne bi şey’in min ilmihî illâ bi mâ şâe, vesia kursiyyuhus semâvâti vel ard, ve lâ yeûduhu hıfzuhumâ ve huvel aliyyul azîm.

Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur. Her zaman  Hayy’dır Kayyum’dur. O’nu ne bir uyuklama ve ne de bir uyku hali tutmaz. Göklerde ve yerde olan herşey O’nundur. O’NUN İZNİ OLMADAN O’NUN KATINDA KİM ŞEFAAT ETME YETKİSİNE SAHİPTİR? O, ONLARIN GEÇMİŞ VE GELECEKLERİNİ BİLİR. VE O’NUN İLMİNDEN, O’NUN İZİN VERDİĞİNDEN BAŞKA BİR ŞEY KAVRAYAMAZLAR. O’NUN İLMİ GÖKLERİ VE YERİ KAPLAMIŞTIR (MEKANDAN KAYITTAN YOKSUNDUR.) VE BU İLMİ MUHAFAZA ETMEK KENDİSİNE ZOR GELMEZ ve O çok yücedir, çok büyüktür.

Kur’an Ayetleri veya Kur’an’ın ayrıntılı olarak işlediği konular, bir anayasanın başlıkları altında verilen kapsamlı çerçeve prensip ve hükümler ve olaylar veya sahneler halinde Allah’ın ilmi (Levh-i mahfuz, Kaderler Filmi, Kaderlerin Akış Seyri) kapsamında ezelden mevcuttur.

 

Kur’an Allah’ın bu ilminin geniş kapsamlı değişik başlıklarının gerektiği hallerde ayrıntılı olarak düzenlenmiş, gerekmeyen durumlarda ise başlık veya sadece ilgili madde/harf numarası ile (onlara ait mukata harfleri ile) atıfta bulunmuştur. Bazen de  mukata harfleri dediğimiz harfler altında bu harflerin ilgili olduğu ana konuyu maddeyi ayrıntılı olarak düzenlemiş,  netice olarak dünya ve ahiret hayatımıza yön veren bir kitap olarak indirilmiştir..

 

LEVH-İ MAHFUZ (KADERLERİN SEYİR DEFTERİ, KADERLER FİLMİ) DEĞİŞTİRİLEBİLİR Mİ?

Bir benzetme yapmak gerekirse, bir televizyonun veya video cihazının kumandası ile nasıl bir sahneyi durdurabiliyor, geri sarıyor, ileri alabiliyor veya yavaşlatabiliyorsak veya mevcut bir filme veya senaryoya yeni montajlar yapabiliyor onu istediğimiz şekilde değiştirebiliyorsak, Allah da irade etmesiyle birlikte, levh-i mahfuzdaki “Kaderler Filmi” veya bunun “senaryosu” üzerinde tamamen hükümrandır; bunu istediği şekilde kullanabilir. İsterse olduğu gibi seyredebilir, isterse yakından izleyebilir. İsterse, şahadet amacıyla da olsa, bu dünyada yaşananları (bu dünya filmini) filmde oynayan (olayların failleri) veya senaryoyu yazan (olayların planlayıcıları, fikir sahipleri olan) kulları ile birlikte izleyemeye veya (inkarı önlemek için) sadece onlara izletmeye muktedirdir.

Zuhruf Süresi 4. Ayet:

Ve muhakkak ki O (Kur’ân), katımızda Ümmü-l Kitap’tadır .(Levh-i Mahfuz’dadır, Lefvh-i Mahfuzdan çıkmıştır, Bunun kapsamındadır, Genel İfadeleri buradadır.) Gerçekten yücedir, hüküm ve hikmet doludur.

Bu ayetten açıkça anlaşılmaktadır ki;  Levh-i Mahfuz Kur’an’ın kaynağıdır. Kur’an,  bu büyük kaderler filminin veya kaderlerin seyir defterinin Allah’ın izin verdiği ölçüde ve izin verdiği kısımları ile, yeryüzüne düşen bir izdüşümüdür.

Levh-i Mahfuz’da Cebrail Aleyhisselam veya bugüne kadar gönderilen peygamberlere irşat olmak üzere,  kainattaki mevcudatı ile ilgili, tıpkı  bir  anayasada olduğu gibi, bazı genel hak ve yükümlülükler yüklenmiş olabilir.

Kur’an ayetlerinde Allah’ın bazen ben bazen de biz zamirlerini kullanması, Cebrail Aleyhisselam’ın  Levh-i mahfuz’da Allah’ın kendisine bildirmiş olduğu bazı temel prensipler ve hak ve yükümlülükler kapsamında,  zımnen Allah’ın adını kullanmış olmasından ileri gelebilir. Biz ifadesi, Allah’ın bazı konularda Cebrail Aleyhisselam’ın şahadetini ayetteki ifadeye dâhil etmiş olmasından da doğmuş olabilir.

Kur’an’da Ümmü-l Kitap (Levh-i Mahfuz) ile İlgili Ayetler

Aşağıdaki ayetlerde Levh-i Mahfuz bir kitap olarak anlaşılsa da, benim Yüce Allah’ın sıfatlarını dikkate aldığımda kanaatim, yukarıda açıkladığım gibi,  levh-i Mahfuz’un bir kitap olmadığıdır.

Yüce Allah’ın vasıflarından ve yukarıda mealini verdiğim Ayet-ül Kürsi’den açıkça görüyoruz ki; O’nun bir bilginin muhafazası için kitap, teyp  gibi bir kayıt aracına ihtiyacı olamaz. O, “OL” iradesi ile her şeye zaten kadirdir. Buradaki benzetmenin kullarının anlamasını kolaylaştırmak için yapıldığı muhtemeldir.

Bakınız Yüce Allah bizim bazı şeyleri iyi anlayabilmemiz için her türlü benzetmeyi kullandığını nasıl bildiriyor: Ayeti, ayetin Ruhu ile açıkladığımızda:

BAKARA SURESİ 26. AYET:

Şüphesiz Allah (ayetlerini açıklamak için) SİVRİSİNEK  ve onun da ötesinde bir varlığı misal vermekten çekinmez. İman edenler bu misallerin bir gerçeği anlayabileceğimiz bir şekilde açıklamak için haklı olarak kullanıldığını bilirler. Kâfirler ise, bunun hikmetini anlayamazlar. Allah bu misali anlamamakta direnenlerin doğru yoldan saptırır, anlamaya çalışanları ise doğru yola yöneltir.  Allah ancak verdiği misalleri kötüye kullananları doğru yoldan saptırır.

Yüce Allah’ın neden bir kayda ihtiyacı yoktur? Basit bir örnek:

Kur’anın Hay (Her Zaman Canlı) özelliği gereği zaman içerisinde her şeyi daha iyi kavrayabileceğiz. Bunun nasıl gerçek olduğunu daha iyi anlayabileceğiz. Şimdilik sadece gerçekleşmesi büyük ihtimal olan bir gerçeği hatırlamakta yarar vardır. 

Fizik kanunları gereği zamanın uzayda kırıldığını, yani dünyadaki zaman ile uzaydaki zamanın süre bakımından birbirinden farklı olduğunu biliyoruz. Bizim için ileri ve geri zamana yolculuk mümkün görünürken, kâinatın yaratıcısı olarak, bu ilmin ezelden sahibi olan Yüce Allah için bunları bilmek tasavvur edebileceğimiz hiçbir şeyle sınırlı olamaz.

Yine Fizikte enerjinin sakınımı kanunundan biliyoruz ki; Enerji şekil değiştirir ama asla kaybolmaz.

Örneğin: Elimizi havaya kaldırdığımız zaman elin hareketi uzayda kaybolmamakta, ancak atmosfer içinde veya semada mikro düzeyde bir enerji olarak bir yerde durmaktadır.  Suya bir taş attığımız da da, b irine bir şey söylediğimizde veya yaptığımızda da durum aynıdır. Su dalgalanmakta ve giderek durulmaktadır. Ancak kolumuzun hareketinde olduğu gibi, dalgalanma hareketini biz durdu zannetsek de asla kaybolmamaktadır. Sadece enerji şekil değiştirmekte ve bizim göremeyeceğimiz bir yerde yine bir şekilde tekrar orijinal hale gelebilecek bir formda mikro enerji olarak varlığını devam ettirmektedir.  

Allah “OL” iradesiyle, kendisine malum olan her şeyin geçmiş ve geleceğini aynı şekilde yeniden yaratmaya muktedirdir. Bu bir resmin mümkün olan en düşük ölçekte muhafazası ve sonra büyütülerek tekrar orijinal boyutlarına getirilmesi gibi kolay bir şeydir.  Allah,  bütün kayboldu zannettiklerimizi veya yaşanacakları bir de bizim için bir anda “OL” iradesiyle orijinal halleriyle bize gösterebilecek güce sahiptir.

Bakara Süresi 255. Ayet “Ayet-ül Kürsi” de belirttiği gibi Allah’ın ilmi sonsuzdur. Yeri Göğü kaplamıştır (Evrensel bir temaşa/sahne) Bu ilmin muhafazası O’nun için çok kolaydır.

“… İzin verdiği ölçüde ilminden haberdar olabilirsiniz …”

Bize izin verip bu ilminden birazcık tattırdığında bunu da tam olarak açıklayabileceğiz.

 

Mukata Harflerinin Manası Ne Olabilir?

Levh-i Mahfuz’un “Kaderler Filmi” içinde küçük bir sahneyi bir prensipler ve ilkeler bütünü anayasaya benzetebiliriz. Anayasanın başlıkları vardır. Bu başlıklar altındaki ilkelerin uygulama esasları da kanunlar, yönetmelikler, tüzüklerle belirlenir.

Mukata Harfleri (Huruf-u mukattaa), sûre başlarında kesik kesik, ikisi üçü birleşik veya tek başına yazılı bulunan harflerdir.

Benim bu konuda felsefi (doğruları bulmak için yapılan düşünsel yolculuk) görüşüm Mukata Harfler’in bazı surelerin ilgili olduğu ana kaynağa referans olduklarıdır.

Bu Anayasa’maddesinin! değişik başlıklarının Kur’an da bazı surelerin birinci ayetinde Levh-i Mahfuzun ilgili bölümüne referans olarak geçmesi, Yüce Allah için değildir. Bunun gayesi, Vahiy Meleği olan Cebrail Aleyhisselam için ve/veya Hz. Peygamber için Anayasadaki (Levh-i Mahfuz’daki konu kapsamını veya anayasal bir ilkeyi  hatırlatma niteliğinde olabilir.  Yüce Allah’ın sıfatları dikkate alındığında,  O’nun herhangi bir tasarrufu için yazılı bir metin veya kitaba veya herhangi bir bilgi kaynağına ihtiyacı olmadığı apaçık ortadadır.

Bu anayasadaki veya Kaderlerin Seyir Defterindeki veya Senaryosu Kaderler olan Levh-i Mahfuz’un alt bölümlerin içeriği muhtemelen Hz. Peygambere veya Cebrail Aleyhisselam’a hissettirilmiş, gösterilmiş veya bildirilmiştir. Bir konunun anayasal çerçevesini çizen bu bölümler  “yaşarken ölmüş” yani yaşarken Allah’a ulaşmış ermişlere irşat edilmiş veya edilecek olabilir. Biar başka önemli nokta da, Hz. Peygamber’in sünnetlerinin bir kısmı bu ana kaynağın verdiği ilham ve irşat çerçevesinde kalınarak yaşanmış olabilir.

Mesela Bakara Süre’si birinci Ayeti olan Elif, Lam, Mim harfleri, Bakara Süre’sinin tamamı ile ilgili konuların ana kaynağının (Ana Yasal Zemininin!) Lehv-i Mahfuz’da Elif, Lam, Mim bölümleri olması muhtemeldir. Hz Peygambere ve/veya Cebrail Aleyhisselam’a bu surenin başında bu bölümlerin kapsamı hatırlatılmış veya irşat edilmiş olabilir. Bu durumda bu harfler gizli bir şeyi değil altta detaylı bir şekilde açıklanan ayetin genel kapsamlı referans ayetleri olur. Zaten bu harfler Kur’an da “Bunlar Kur’an ayetleridir” ifadesi ile açıklanmaktadır. Bu açıklama dahi bu referans harflerinin ilgili sûrelerin anayasal referansı olduğunu açıkça göstermektedir.

Ezeli ve Ebedi Her Şey Yüce Allah’ın İlmi ve Bilgisi Dâhilindedir.

EN’AM SURESİ 59. AYET:

Gaybın (bilinmeyenlerin) anahtarları Allah’ın yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O’nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi APAÇIK bir kitaptadır (Levh-i Mahfuz’da).

Ezeli ve Ebedi Her Şey Lefh-i Mahfuz’dadır.

Lehf-i Mahfuz diye isimlendirdiğimiz “Kaderlerin Akış Seyri veya Filmi” ile ilgili aşağıda yazılan 4 ayrı sureye ait ayetlerin temel mesajı, şu şekilde özetlenebilir:

Allah size ancak kaldırabileceğiniz ölçüde ve zamanda hakikatinden haberdar eder, ilminden bir kısmı size verilmiş, zamanı gelince bir gerekli görülen kısmının da keşfine izin verilecektir.  Bu kapsamda olgunlaşmamanız nedeniyle, size bildirilmemiş olanları sadece Allah bilir. Yeryüzünde her şey O’na malumdur. Her şey nasıl tecelli ettiği ve nasıl tecelli edeceği Allah indindeki Levh-i mahfuzda (Kaderler Filminde) apaçık bellidir. Her şey onun izniyle olur. Ondan gizli hiçbir şey olamaz.  Tüm zamanlar ve bunlara ait olaylar ve iyi kötü her şey onun ilmi ve ilahi iradesi dâhilinde tecelli eder…

  1. YUNUS SURESİ 61. AYET:

Ne zaman sen bir işte bulunsan, ne zaman Kur’an’dan bir şey okusan ve siz ne zaman bir iş yaparsanız, o işe daldığınız zaman biz mutlaka üstünüzde şahidizdir. Ne yerde ne gökte zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden uzak (ve gizli) kalmaz. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü yoktur ki APAÇIK kitapta (levh-i mahfuz’da) bulunmasın.

  1. NEML SURESİ 75. AYET:

Gökte ve yerde göze görünmeyen hiçbir şey yoktur ki, APAÇIK bir kitapta (Levhi Mahfuz’da) bulunmasın.

  1. SEBE’ SURESİ 3. AYET:

İnkarcılar: Kıyamet bize gelmeyecek, dediler. De ki: Hayır! Gaybı bilen Rabbim hakkı için o, mutlaka size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey bile O’ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyüğü de şüphesiz, APAÇIK kitaptadır. (Levhi Mahfuz’da) (yazılıdır).

  1. YASİN SURESİ 12. AYET:

Şüphesiz ölüleri ancak biz diriltiriz. Onların yaptıkları her işi, bıraktıkları her izi yazarız. Biz, her şeyi APAÇIK bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) sayıp yazmışızdır.

Bilmeden bir yanlış yorumda bulunuyorsak Allah Affetsin.  Niyetimiz temiz, amacımız doğru yaklaşımların ortaya çıkmasına yardımcı olmaktır.

 

 

 

KUR’AN’IN İNDİRİLİŞ NEDENİ VE ŞİFRE VARMI YOK MU KONUSU- THE REASON FOR THE KOR’AN

KURAN’IN İNDİRİLİŞ NEDENİ VE ŞİFRE KONUSU

 

Sevgili Okurlarım,

Fizikten metafiziğe yolculukla ilgili bir teori geliştirmek üzere Kutsal Kitabımız Kuran’ı derinlemesine araştırmam devam etmektedir. Bu aşamada sizlerle paylaşmak istediğim bir şey var…

Kuran’ın hemen hemen her süresinde ve bu sürelerin değişik ayetleri  içerisinde inanılmaz bir sıklıkta Kuran’ın bize şifresiz olarak ve gayet açık seçik bir ifade ile gönderildiği  yazılmaktadır. Kuran’ın apaçık bir ifade ile indirildiği ve Hz. Muhammedin Kuran’ı apaçık olarak uyarıcı mahiyette insanlara tebliğ ettiği 41 yerde yazılmaktadır. Bu ayetlerden konuyla yakından ilgili olan birkaçını aşağıya aynen almak istiyorum. Bunu bu konuda bir şüpheniz kalmaması açısından önemli görmekteyim.

KURAN KİMTARAFINDAN İNDİRİLMİŞTİR?

Kur’an bize Allah tarafından indirilmiştir.

NİSA SURESİ 174. AYET:  Ey insanlar! Şüphesiz size Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size apaçık bir nur (Kuran’ı) indirdik.

BİZLERE KUR’AN NE İÇİN İNDİRİLMİŞTİR?

KUR’AN BİR MÜJDELEYİCİ VE UYARICIDIR…

Kur’an bizlere bir MÜJDELEYİCİ ve UYARICI  olarak indirilmiştir.

Biz bu uyarıya katılır veya katılmayız. Bu konuda Peygamber Hz. Muhammet’in de bir sorumluluğu bulunmamaktadır.  Uyarılara katılanlar Allah tarafından kat be kat mükâfatlandırılacak, katılmayanlar ise, af ve mağfireti saklı kalmak kaydıyla, hak ettikleri cezayı göreceklerdir.

TALÂK SURESİ 11. AYET: İman edip salih amel işleyenleri, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size Allah’ın APAÇIK ayetlerini okuyan bir Peygamber göndermiştir. Kim Allah’a inanır ve faydalı iş yaparsa Allah onu, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. Allah o kimse için gerçekten güzel bir rızık vermiştir.

 

AYDINLATICI BİR PEYGAMBER VE KİTAP:

MAİDE SURESİ 15. AYET: Ey ehl-i kitap! Resulümüz size, sizin Kitab’ızdan sadece açıklanması gerekenleri açıklamak üzere geldi; birçoğu zaten açık olduğu için bunlar geçilmiştir. Gerçekten size Allah’tan bir nur (Aydınlatıcı Peygamber), APAÇIK bir kitap geldi.

HİCR SURESİ 89. AYET: De ki: Şüphesiz ben APAÇIK bir uyarıcıyım.

ANKEBUT SURESİ 50.AYET: “Ona Rabbinden mucizeler indirilmeli değil miydi?” derler. De ki: Mucizeler ancak Allah’ın katındadır. Ben ise sadece APAÇIK bir uyarıcıyım.

YASİN SURESİ 69. AYET: Biz ona (Peygamber’e) şiir öğretmedik. Zaten ona yaraşmazdı da. Onun söyledikleri, ancak Allah’tan gelmiş bir öğüt ve APAÇIK bir Kur’an’dır.

SÂD SURESİ 70. AYET: Ben ancak APAÇIK bir uyarıcı olduğum için bana vahyolunuyor.

AHKÂF SURESİ 9. AYET: De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece APAÇIK bir uyarıcıyım.

TAĞABUN SURESİ 12. AYET: Allah’a itaat edin, Peygamber’e de itaat edin. Yüz çevirirseniz bilin ki, elçimize düşen APAÇIK bir duyurmadır.

HERKESİN ANLAYABİLECEĞİ APAÇIK BİR KUR’AN

YUSUF SURESİ 1. AYET: Elif. Lam. Ra. Bunlar, APAÇIK Kitab’ın ayetleridir.

HİCR SURESİ 1. AYET: Elif. Lam. Ra. Bunlar Kitab’ın ve APAÇIK bir Kur’an’ın ayetleridir.

BAKARA SURESİ 99. AYET: Andolsun ki sana APAÇIK ayetler indirdik. (Ey Muhammed!) Onları ancak fasıklar inkar eder.

BAKARA SURESİ 118. AYET: Bilmeyenler dediler ki: Allah bizimle konuşmalı ya da bize bir ayet gelmeli değil miydi? Onlardan öncekiler de işte tıpkı onların dediklerini demişlerdi. Kalpleri nasıl da birbirine benzedi? Gerçekleri iyice bilmek isteyenlere ayetleri APAÇIK gösterdik.

SEBE’ SURESİ 43. AYET: Onlara APAÇIK ayetlerimiz okunduğu zaman demişlerdi ki: Bu, sizi babalarınızın taptığı (putlardan) çevirmek isteyen bir adamdan başkası değildir. Ve yine bu (Kur’an) da uydurulmuş bir yalandan başka bir şey değildir, dediler. Hak kendilerine geldiğinde onu inkar edenler de: Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir, dediler.

HADÎD SURESİ 9. AYET: Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna APAÇIK ayetler indiren O’dur. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.

MÜCÂDELE SURESİ 5. AYET: Allah’a ve Resulüne karşı gelenler, kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltılacaklardır. Biz APAÇIK ayetler indirmişizdir. Kâfirler için küçük düşürücü bir azap vardır.

BAKARA 159. AYET: İndirdiğimiz açık delilleri ve kitapta insanlar APAÇIK gösterdiğimiz hidayet yolunu gizleyenlere hem Allah hem de bütün lanet ediciler lanet eder.

ZUHRUF SURESİ 15. AYET: Apaçık Kitab’a andolsun ki ,

Kuran’dan önceki kutsal kitaplar da apaçıktı:

SAFFAT SURESİ 117. AYET: Her ikisine de APAÇIK anlaşılan bir kitabı (Tevrat’ı) verdik.

MÜMİN SURESİ 83. AYET: Peygamberleri onlara APAÇIK bilgiler getirince, onlar kendilerinde bulunan (beşeri) bilgiye güvendiler (ve onları alaya aldılar). Alaya aldıkları şey kendilerini boğuverdi.

KURAN’DAKİ 29 SURENİN BİRİNCİ AYETLERİNDE GEÇEN ELİF, LAM, MİM, NUN, TA, HA, KAF, SAD GİBİ MUKATA KUR’AN HARFLERİ’NİN ANLAMI NEDİR? BUNLAR BİR ŞİFRE MİDİR?

Mukata Harfleri’nin (Huruf-u mukatta’nın) Kur’ân-ı Kerimdeki yerleri aşağıda verilmiştir:

6 sûrede “elif-lâm-mîm” vardır. Bunlar: Bakara, Âl-i İmrân, Ankebût, Rûm, Lokman ve Secde sûreleridir.  Ârâf sûresinde de “Elif-lâm-mîm-sâd” bulunmaktadır.

5 sûrede “elif-lâm-râ” vardır. Bunlar: Yunus, Hûd, Yusuf, İbrahim ve Hicr Sûreleridir. Ra’d Sûresinde de “elif-lâm-mîm-râ” vardır.

6 sûrede “hâ-mîm” vardır. Bunlar: mü’min, Fussilet, Zuhruf, Duhân, Câsiye ve Ahkaf sûreleridir; Şûrâ sûresinde de “hâ-mîm-ayin-sîn-kaf” bulunmaktadır.

Ayrıca, Şuarâ ve Kasas Sûrelerinde “tâ-sîn-mîm“, Neml Sûresinde “tâ-sîn“, Meryem Sûresinde “kâf-hâ-yâ-ayîn-sîn-kaf“, Tâhâ Sûresinde “tâ-hâ“, Yâsin Sûresinde “yâ-sîn“, Sâd Sûresinde “sâd“, Kaf Sûresinde “kaaf“, Kalem Sûresinde de “nûn” harfi bulunmaktadır.

 

kur’an Sadece Müjdeleyici, Yol Gösterici ve Uyarıcıdır; Öyleyse şifreler İçerebilir mi?

Bir önceki kısımdaki  ayetler  ve açıklamalardan anlaşılacağı üzere, Allah Kur’anı  bizlere öncelikle müjdeleyici sonra da yol gösterici ve uyarıcı olarak indirmiştir.

Allah’ın isimlerinin manalarına baktığımızda da, bunların hiç birinde Allah’ın kullarının bilmesi gereken şeyleri kullarından saklama vasfının olmadığını görmekteyiz. Yüce Allah’ın böyle bir sıfatının olması mantığa da terstir. Uyarıcı bir kitap ve Peygamber gönderildiği bir zamanda, bu kitap ve Peygamber tarafından bazı şeylerin şifrelenmiş olarak verilmesi anlaşılması güç bir konudur.

Öyleyse Mukata Harf’lerinin Manası Nedir?

Lehf-i Mahfuz Nedir?

Lefh-i Mahfuz, Allah katında tüm mevcudatının geçmiş ve geleceğinin ve bunların düzeninin, yaratılış hikmetlerinin bizim için meçhul olan kısmıdır. Allah Kur’an’daki ayetleri Lefh-i Mahfuz’a göre indirmiştir. Kur’an her ne kadar o zamanki günlük sorunlara da değinen ayetlere de sahipse de, bu sorunlar Yüce Allah’ın ilmi çerçevesinden Levh-i mahfuz kapsamında zaten önceden bilinmektedir. Bu açıdan bakıldığıda Levh-i Mahfuz’un Tüm kutsal kitapların kaynağı mahiyetinde olması ve bir kurallar ve ilkeler bütünü olması gerekir.

Aşağıdaki ayetlerde Levh-i Mahfuz bir kitap olarak mealen çevrilse de benim Yüce Allah’ın sıfatlarını dikkate aldığımda kanaatim lefh-i mahfuzun bir kitap olmadığıdır. Yüce Allah’ın vasıflarından biliyoruz ki; O’nun bir bilginin muhafazası için kitap gibi bir kayda ihtiyacı olamaz. O, “Ol” iradesi ile her şeye zaten kadirdir. Buradaki benzetme kullarının anlamasını kolaylaştırmak içindir.

Bakınız Yüce Allah bizim bazı şeyleri iyi anlayabilmemiz için her türlü benzetmeyi kullandığını nasıl bildiriyor: Ayeti, ayetin Ruhu ile açıkladığımızda:

BAKARA SURESİ 26. AYET:

Şüphesiz Allah (ayetlerini açıklamak için) SİVRİSİNEK  ve onun da ötesinde bir varlığı misal vermekten çekinmez. İman edenler bu misallerin bir gerçeği anlayabileceğimiz bir şekilde açıklamak için haklı olarak kullanıldığını  bilirler. Kafirler ise, bunun hikmetini anlayamazlar. Allah bu misali anlamamakta direnenlerin doğru yoldan saptırır, anlamaya çalışanları ise doğru yola yöneltir.  Allah ancak verdiği misalleri kötüye kullananları doğru yoldan saptırır.

Yüce Allah’ın neden bir kayda ihtiyacı yoktur? Basit bir örnek:

Kur’anın Hay özelliği gereği zaman içerisinde bunun nasıl gerçek olduğunu daha iyi anlayabileceğiz. Şimdilik sadece gerçekleşmesi büyük ihtimal olan bir gerçeği hatırlamakta yarar vardır.  Fizik kanunları gereği zamanın uzayda kırıldığını, yani dünyadaki zaman ile uzaydaki zamanın birbirinden farklı olduğunu biliyoruz. Bizim için ileri ve geri zamana yolculuk mümkün görünürken bu ilmin ezelden sahibi olan Yüce Allah için bunları bilmek zamanla kayıtlı olamaz. Yine biliyoruz ki; Elimizi havaya kaldırdığımız zaman elin hareketi uzayda kaybolmamakta nihai olarak bir yerde durmaktadır. “Ol” iradesiyle kendisine malum olan her şeyin geçmiş ve geleceğini bir de bizim için bir anda toplayabilecek olan yine Yüce Allah’tır.

Bakara Süresi 255. Ayet “Ayet-ül Kürsi” de belirttiği gibi:

“… İzin verdiği ölçüde ilminden haberdar olabilirsiniz …”

Bize izin verip bu ilminden birazcık tattırdığında bunu da tam olarak açıklayabileceğiz.

 

Mukata Harfleri Ne Olabilir?

Levh-i Mahfuz’u bir ilkeler bütünü anayasaya benzetebiliriz. Anayasanın başlıkları vardır. Bu başlıklar altındaki ilkelerin uygulama esasları da kanunlar, yönetmelikler, tüzüklerle belirlenir.

Benim bu konuda felsefi (doğruları bulmak için yapılan düşünsel yolculuk) görüşüm Mukata Harfler’in bazı surelerin ilgili olduğu ana kaynağa referans olduklarıdır. Bu ana kaynakların ne olduğu muhtemelen Hz. Peygambere veya Cebrail Aleyhisselam’a hissettirilmiş, gösterilmiş veya bildirilmiştir. Sünnetlerin bir kısmı bu ana kaynağın verdiği ilham çerçevesinde kalınarak yaşanmış olabilir.

Mukata Harfleri (Huruf-u mukatta), sûre başlarında kesik kesik, ikisi üçü birleşik veya tek başına yazılı bulunan harflerdir.

Mesela Bakara Süre’si birinci Ayeti olan Elif, Lam, Mim harfleri, Bakara Süre’sinin tamamı ile ilgili konuların ana kaynağının (Ana Yasal Zemininin!) Lefhi Mahfuzda Elif, Lam, Mim bölümleri olması muhtemeldir.

Bu Anayasa’nın! değişik başlıklarının Kur’an da bazı surelerin birinci ayeti olarak geçmesi Yüce Allah için değildir. Bu Vahiy Meleği olan Cebrail Aleyhisselam için ve/veya Hz. Peygamber için olabilir.  Yüce Allah’ın sıfatları dikkate alındığında,  O’nun herhangi bir tasarrufu için yazılı bir metin veya kitaba  veya herhangi bir bilgi kaynağına ihtiyacı olmadığı apaçık ortadadır.
Ezeli ve Ebedi Her Şey Yüce Allah’ın İlmi ve Bilgisi Dahilindedir.

EN’AM SURESİ 59. AYET: Gaybın (bilinmeyenlerin) anahtarları Allah’ın yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O’nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi APAÇIK bir kitaptadır (levh-i mahfuz’da).

Ezeli ve Ebedi Her Şey Lefh-i Mahfuz’dadır.

YUNUS SURESİ 61. AYET: Ne zaman sen bir işte bulunsan, ne zaman Kur’an’dan bir şey okusan ve siz ne zaman bir iş yaparsanız, o işe daldığınız zaman biz mutlaka üstünüzde şahidizdir. Ne yerde ne gökte zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden uzak (ve gizli) kalmaz. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü yoktur ki APAÇIK kitapta (levh-i mahfuz’da) bulunmasın.

NEML SURESİ 75. AYET: Gökte ve yerde göze görünmeyen hiçbir şey yoktur ki, APAÇIK bir kitapta (Levhi Mahfuz’da) bulunmasın.

SEBE’ SURESİ 3. AYET: İnkarcılar: Kıyamet bize gelmeyecek, dediler. De ki: Hayır! Gaybı bilen Rabbim hakkı için o, mutlaka size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey bile O’ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyüğü de şüphesiz, APAÇIK kitaptadır. (Levhi Mahfuz’da) (yazılıdır).

YASİN SURESİ 12. AYET: Şüphesiz ölüleri ancak biz diriltiriz. Onların yaptıkları her işi, bıraktıkları her izi yazarız. Biz, her şeyi APAÇIK bir kitapta (Levh-i mahfuz’da) sayıp yazmışızdır.

Lehf-i Mahfuz ile ilgili yukarıdaki ayetler ruhu aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

Allah size ancak kaldırabileceğiniz ölçüde ve zamanda hakikatinden haberdar eder, ilminden bir kısmını keşfetmenize izin verir. Bu kapsamda sizin henüz bilmediklerinizi sadece Allah bilir. Yeryüzünde her şey O’na malumdur. Her şey onun izniyle olur. Ondan gizli hiçbir şey olamaz.  Tüm zamanlar ve bunlara ait olaylar ve iyi kötü her şey onun ilmi dahilindedir.

Bilmeden bir yanlış yorumda bulunuyorsak Allah Affetsin.  Niyetimiz temiz, amacımız doğru yaklaşımların ortaya çıkmasına yardımcı olmaktır.

SAĞLIKLI VE LEZZETLİ ETLİ ÇİĞ KÖFTE TARİFİMİZ

ETLİ ÇİĞ KÖFTENİN YAPILIŞI
3 KİŞİLİK
MALZEMELER:
350 GR SİMİT- İNCE BULGUR
350 GR 2 KEZ ÇEKİŞMİŞ SİNİRSİZ VE YAĞSIZ DANA KIYMA

1 ÇAY BARDAĞI ILIK SU
4 YEMEK KAġIĞI KĠMYON
1 TATLI KAŞIĞI KARABĠBER
1 TATLI KAŞIĞI YEDİ BAHAR
2 YEMEK KAŞIĞI ACI BİBER SALÇASI
4 YEMEK KAŞIĞI TATLI  DOMATES SALÇASI
8-10 DİŞ DÖVÜLMÜŞ SARMISAK
1 BAĞ ÇOK İNCE RENDELENMİŞ SOĞAN SUYU
1 TATLI KAŞIĞI TUZ
1 YEMEK KAŞIĞI PUL BĠBER
YARIM DEMET İNCE KIYILMIŞ MAYDANOZ
1O ADET ÇOK İNCE YEŞİL SOĞAN
1 TATLI KAŞIĞI NAR EKSİSİ
YARIM FİNCAN ZEYTİNYAĞI
HAZIRLANIŞI

Simit üzerine ılık suyu gezdirerek iyice karıştırın ve smiiti 10 dk. kadar diinlendirin. Bahararlarle birlikte , salçaları
ve rendelenmiş soğanın suyunu, Nar ekşisini ve tuzunu koyunuz. . El ayası ile iyice 15 dk. yoğurunuz. sonra eti
katınız. 15 dk.daha yoğurunuz. ince doğranmış yeşil soğanı ve maydanozu içine katıp 10 dk. daha yoğurunuz.
Simit sakız gibi yoğrulmuş ve ağıza artık taneceikler gelmiyorsa yoğurma işlemi tamamlanmış demektir.
Yoğururken elinizi ılık suya batırarak yoğurabilirsiniz. Yoğrulmuş çiğ köfteyi marul ve yeşiil nane ile servis yapınız.
Ayran ve Ģalgam suyu masada bulunsun. Tercihe göre içecek olarak kullanılırlar.

ENTEGRE TIP NEDİR VE NEDEN ÖNEMLİDİR, THE IMPORTANCE OF INTEGRETED MEDICINE

Entegre Tıp: Beden, Duygu, Ruh, Zeka bütününde doğu ve batı tıplarının birlikte değerlendirildiği uzmanlık dalıdır.

Integrative Medicine: In short, It Integrates evidence-based complementary therapies and/or alternative treatments with initial science-based evidence  into clinical care to help people achieve and maintain optimal health and well-being.

ENTEGRE TIP/BÜTÜNSEL TIP (ENTEGRATED MEDICINE/HOLISTIC MEDICINE)

Kimi tedavi ettiğimizi biliyor muyuz?

İnsan sadece organik bir varlık değildir; nasıl yaşıyorsa (beden), neleri hissediyorsa (duygu), nelere değer veriyorsa (ruh), nasıl düşünüyorsa (zeka) ve de geçmiş ve geleceğe yönelik bağları, umutları ve endişeleri ile yoğrulmuş yarı enerji, yarı madde bir varlıktır. Okumaya devam et

DENGELİ SAĞLIK VE SAĞLIĞA KAVUŞMANIN YOLLARI-THE BALANCED HEALTH AND THE WAYS TO MAINTAIN THE HEALTH

SAĞLIKTA DENGEYE NASIL ERİŞİLİR
Sağlıksız insan, kendisinde herhangi bir rahatsızlık bulunan insandır. Sağlıksız
insan hasta insandan farklıdır. Hasta insandan anladığımız daha çok ve
genellikle hemen ele alınması gereken fiziksel bir rahatsızlığı bulunan kişidir.
Okumaya devam et